Toplumlararası
ayrımlar; yaşam biçiminden kültüre, inanç biçiminden üretim
etkinliklerine dek her alanda varlığını sürdüren özelliklerdir.
Toplum yaşamının kurallarını belirleyen ya da kuralları
toplumsal düzen tarafından belirlenen siyasi düzenin, ayrılıkların
etkisi dışında kalamayacağı açıktır. Her toplum, bugün
yaşanan ancak geçmişle ilişkili olan toplumsal ve ekonomik
koşulların belirlediği, kendine özgü bir yönetim biçimiyle
yönetilir. Bu durum, temelinde nesnellik bulunan bir zorunluluktur.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
9 Mart 2015 Pazartesi
8 Mart 2015 Pazar
ATATÜRK VE KADIN HAKLARI
Atatürk;
kadını kendi yaşam ortamında tutsak haline getiren, tutucu
kurallar ve buna bağlı olarak yaşamla çelişen önyargılar
ortadan kaldırılmadıkça, Türk ulusunun da tutsaklıktan
kurtulamayacağına inanıyordu. Kadın özgürlüğünün kişisel
boyutunu insan onuruyla, toplumsal boyutunu ise uygarlık gelişimiyle
ilgili bir sorun olarak görüyordu. Ona göre, kadını
özgürleştirmemiş bir toplum gelişemez, tutsaklıktan
kurtulamazdı. “Kuşku
yok ki devrimci adımlar, iki cins tarafından birlikte, arkadaşça
atılmalı, yenilik ve ilerlemeler birlikte gerçekleştirilmelidir.
Devrim, ancak böyle başarıya ulaşabilir” diyor
kadının özgürlüğü konusunu “Güç
ve yetenek sahibi anne yetiştirmek, bunun için de kadını
özgürleştirmek zorundayız. Bir işi kadınla birlikte yapmak;
erkeğin ahlakı, düşüncesi ve duyguları üzerinde etkili
olacaktır. Kadın ve erkekte, karşılıklı olan saygı ve sevgi
eğilimi, yaradılıştan gelen, doğal bir davranıştır”
biçiminde
değerlendiriyordu. Kurtuluş Savaşı'na katılan Anadolu kadınının,
gerçekleştirdiği
“kutsal”
eylemle,
“hem
yuvasını hem de orduyu” ayakta
tuttuğuna inanıyordu. Bu gerçeği, herkesten çok, o biliyor ve
yargısını; “Dünyada
hiçbir ulusun kadını, ben Anadolu kadınından daha çok çalıştım,
ulusumu kurtuluş ve zafere götürmek için, Anadolu kadını kadar
hizmet ettim diyemez” sözleriyle
dile getiriyordu.
7 Mart 2015 Cumartesi
ESKİ TÜRKLERDE AİLE DÜZENİ VE KADININ TOPLUMDAKİ YERİ
8
Mart, Türkiye’de de ‘Dünya
Kadınlar Günü’ olarak
kutlanıyor. 1857 yılında New York’ta greve giden kadın işçiler,
polisler tarafından fabrikaya kilitlenmiş, çıkan yangında 129
işçi yanarak can vermişti. Amerikan şirketlerinin vahşiliğini
ortaya koyan bu olay, işçi sınıfı tarihinde acılı yerini
almıştır. İkinci (sosyalist) (1910) ve üçüncü Enternasyonal
(komünist) (1921), 8
Mart’ı
‘Dünya
Emekçi Kadınlar Günü’ olarak
kabul etti; Birleşmiş Milletler 1977’de“Emekçi”
sözcüğünü
kaldırarak ve “yangın”dan
söz etmeyerek bu kabule katıldı.
1970’e dek ABD’de kutlanmayan 8 Mart, Türkiye’de çok dar bir çevrede de olsa ilk kez 1921’de kutlandı; bu gün de kutlanıyor. Ancak, kutlamalarda; bir oturmamışlık, yapaylık ve Türk toplum yapısına uyumsuzluk kendini hemen göstermektedir. Kadınlara yönelik olarak tarihten gelen değerlerden söz edilmezken, son dönemlerdeki toplumsal çürüme ve çözülmenin neden olduğu şiddet eylemlerinden, cinayetlerden, başına Türkler için neredeyse kutsal bir anlamı olan “töre” sözünü koyarak, gelenekler aşağılanıyor. Bu nedenle 8 Mart’ı başka türlü anmak istedik ve aşağıdaki yazıyı hazırladık.
(Not: 8 Mart günü de “Atatürk ve Kadın Hakları” yazısını yayınlayacağız.)
1970’e dek ABD’de kutlanmayan 8 Mart, Türkiye’de çok dar bir çevrede de olsa ilk kez 1921’de kutlandı; bu gün de kutlanıyor. Ancak, kutlamalarda; bir oturmamışlık, yapaylık ve Türk toplum yapısına uyumsuzluk kendini hemen göstermektedir. Kadınlara yönelik olarak tarihten gelen değerlerden söz edilmezken, son dönemlerdeki toplumsal çürüme ve çözülmenin neden olduğu şiddet eylemlerinden, cinayetlerden, başına Türkler için neredeyse kutsal bir anlamı olan “töre” sözünü koyarak, gelenekler aşağılanıyor. Bu nedenle 8 Mart’ı başka türlü anmak istedik ve aşağıdaki yazıyı hazırladık.
(Not: 8 Mart günü de “Atatürk ve Kadın Hakları” yazısını yayınlayacağız.)
Eski
Türklerde kadının toplum içindeki konumu ve aile düzeni, hemen
hiçbir toplumda görülmeyecek düzeyde uygar ve demokratik
ilişkiler üzerine kurulmuştu. Günümüz olayları göz önüne
getirildiğinde, bu ilişkilerde ne denli yozlaşma yaşandığı
görülecektir. Bugün kadına şiddet ya da aile ilişkilerindeki
bozulmayı ileri sürerek kendimizi aşağılama ve özellikle
Batı’ya özenme kuşkusuz üzüntü vericidir. Ancak, daha çok
üzücü olan, geçmişi bilmemek ve ondan yararlanmamaktır. Büyük
kentlerde yoğunlaşan bozulmaya karşın, Anadoluda geçmişi
yaşayarak yaşatan insanlarımız ne mutlu ki hâlâ vardır.
Amerikalıların yaptığı bir araştırmaya göre Türk toplumları
içinde bin yıl önceki ilişkiler, Ortaasya da yüzde 67, Anadolu
da yüzde 37 oranında yaşamaktadır. Bu yüksek bir kültürün
varlığını sürdürmesi demektir, Türklerin kökleridir.
Aşağıdaki yazıda eski Türklerin kadın ve aile konusuyla ilgili
bilgilerini bulacaksınız.
5 Mart 2015 Perşembe
JAPON KALKINMASI
Japonya
1868’de başlattığı yenileşme ve kalkınma atılımıyla Batıya
yöneldi ancak Batıya öykünmedi (taklit etmedi). Gelişimini,
toplumsal yapısına uygun yöntemler kullanarak gerçekleştirdi.
Karma ekonomiyi başarılı bir biçimde uyguladı. Kalkınmada
devletin öncülüğü belirleyici oldu. Dış borçlanmaya ve
yabancı sermaye yatırımlarına izin verilmedi. Öz kaynakların ve
halkın birikimlerinin yatırım sermayesine yönelmesini sağlandı.
Ulusal sanayi gümrük duvarlarıyla koruma altına alındı.
2 Mart 2015 Pazartesi
YABANCI SERMAYEYLE KALKINMA
Yabancı
sermaye yatırımlarını ulusal kalkınma ereğine (hedefine) bağlı
kılmadan ve uluslararası şirket etkinliğine bu ereğe uygun
denetleme koşulları getirmeden, kalkınabilmiş tek bir ülke
yoktur. Sermaye dış yatırımları için büyük savaşların
olduğu bir dünyada yabancı yatırımları denetimsiz bir biçimde
kabul etmek, geri kalmayı da önceden kabul etmek demektir. Bu tür
yabancı sermaye yatırımlarını, kalkınmanın değil tam tersi
geri kalmanın nedenleri içinde saymak gerekmektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
