29 Ağustos 2018 Çarşamba

30 AĞUSTOS; AFYON’DAN İZMİR’E



17 Ağustos 1922 günü Ankara’dan ayrıldı ve Konya üzerinden cepheye gitti. Yaptığı hazırlığa ve ordusuna o denli güveniyordu ki, zaferi kesin gören bir ruh sağlamlığı içindeydi. Ankara’dan ayrılacağı akşam, Keçiören’de yakın arkadaşlarıyla birlikteydi. Bunlardan biri, “Paşam ya başaramazsanız?” dediğinde, “Ne demek istiyorsun? Taarruz emrini aldığınızda hesap ediniz. On beşinci gün İzmir’deyiz” yanıtını almıştı. Zafer’den sonra Ankara’ya döndüğünde, o gece beraber olduğu arkadaşlarına, “İzmir’e on dört günde girdik. Bir günlük yanılgım var ama kusur bende değil, Yunanlılarda” diyecektir.

25 Ağustos 2018 Cumartesi

26 AĞUSTOS; KOCATEPE’DEN AFYON’A



25 Ağustos akşamı, Anadolu’nun dış dünyayla haberleşmesini tümüyle kesti. Karargahını Şuhut yakınlarındaki dağlık bölgeye, oradan Kocatepe arkasındaki bir tepeye taşıdı. 26 Ağustos sabahı, gün doğumuna bir saat kala, savaşı yöneteceği Kocatepe’ye geldi. Kurtuluşun ve uluslararası saygınlığın, göstermelik barış görüşmelerinden, siyasi ödünlerden değil, savaş meydanlarından geçtiğini biliyordu. “Ülkemizdeki düşmanı silah gücüyle çıkarmadıkça, ulusal gücümüzün buna yeterli olduğunu eylemsel olarak göstermedikçe, siyasi alanda umuda kapılmanın yeri yoktur... Güçten ve yetenekten yoksun olanlara değer verilmez. İnsanlık, adalet ve mertlik gereklerini; bu niteliklerin kendilerinde bulunduğunu gösterenler isteyebilir” diyordu.

21 Ağustos 2018 Salı

ATATÜRK VE SANAYİLEŞME ATILIMI



1923’te, ülkede yatırıma dönüşecek bir sermaye birikimi, bağlı olarak sanayi yatırımı bulunmuyordu. Devletin birkaç silah atölyesi, Hereke ve Feshane gibi dokuma fabrikası dışında üretim yapan bir yer yoktu. Özel girişime ait büyük sanayi yatırımının kendisi değil, düşüncesi bile gündemde değildi. Ülke, Avrupa mallarının serbestçe satıldığı açık pazar durumundaydı. Cumhuriyet yönetimi, ulusal üretime dayalı ekonomik büyümeyi, toplumsal gönenci sağlamanın tek yolu gören anlayışıyla, üretime, özel olarak da sanayi üretimine önem verdi. Ülke gerçeklerine uygun, tutarlı bir sanayileşme programı hazırladı. Bu program, dünyada sosyalist olmayan bir ülkenin, yaptığı ilk, ‘planlı kalkınma programı’ydı...

18 Ağustos 2018 Cumartesi

ÇÖZÜLEN İMPARATORLUK ABD



Bir zamanların ‘süper gücü’ ABD, giderek ağırlaşan toplumsal sorunların etkisi altında çözülmeye doğru gidiyor. Üretimsizliğin ve mali sermaye ticaretinin yol açtığı ekonomik açmaz, kamusal yaşamın her alanını bozuyor. 2.Dünya Savaşı sonrasında, yaşam biçimi ve varsıllığıyla göz kamaştıran ABD, bugün ‘ikinci sınıf bir ülke olma’ durumuyla karşı karşıya. Dünyanın en borçlu ülkesi. Dış ticaret açığını azaltamıyor. Küreselleşmenin kurucusu olmasına karşın, 19.yüzyıl korumacılığına geri dönüyor. Çelik ve Alüminyumun gümrük vergilerini yükseltti, 400 ayrı ürüne tarife dışı engel kurmuş durumda. Ülkesinde, ‘Amerikan malı kullan’ kampanyaları düzenliyor. Başka uluslara ‘sermaye ve teknoloji bağımlılığı’ sürekli artıyor. Nüfusun ‘yüzde 10’u açlık sınırında’. Her üç çocuktan birinin ‘17 yaşından önce bir kamu yardımına gereksinimi var’. 35 milyon Amerikalı ‘sağlık sigortasından yoksun’. Her yirmi beş dakikada bir cinayet işleniyor. Bütçe açıkları ve devlet borçları hızla artıyor. 21 trilyon dolar borcu var. Eğitim düzeyi düşüyor...

15 Ağustos 2018 Çarşamba

PARA BASMAK VE DOLAR


Merkez Bankası verileri; Haziran başında piyasalardaki para miktarının 137 milyar liradan, Haziran ayı ortasında 160 milyar liraya yükseldiğini gösteriyor. Tedavüle giren ilave banknot ve madeni para toplamı son 1 yılda 32 milyar lira artmış. Görünen o ki, seçim dönemlerinde artan para basımı, bu kez 3 olumsuz olguyla birleşmiş. ABD’dedeki faiz artışı nedeniyle Türkiye’den başlayan yabancı sermaye çıkışı, uzun süredir sancısı çekilen üretimsizlik ve borçlanma ile çakıştı. Buna, Washington’un yapay taktik saldırısı da eklenince, üretmeyen, tüketime ve borçlanmaya dayalı ekonomik yapı, üzerindeki dörtlü baskıya daha fazla dayanamazdı. Dayanamadı ve dolar zincirlerinden boşandı.

11 Ağustos 2018 Cumartesi

DOLAR ARTIYOR, KÖPRÜ ZARARLARI BÜYÜYOR



Köprü, tünel ve otoyollarda, araç geçiş ücretlerinde artış ABD tüketici endeksine (CPI) bağlanmış. Bu endeks, 2017 için yüzde 2,5 dur. Yani geçiş ücretleri, hem dolar olarak hem de Türk lirasının değer yitimi nedeniyle artıyor. Araç geçiş garantileri yüksek tutulmuş. Geçişler garantiyi karşılamıyor. ‘Alınmayan hizmet karşılığı’ adı verilen uygulamayla, köprü ve otoyolları kullanmayan araçlar için fazladan ödeme yapılıyor. Geçişler az, dolar artışı fazla. 2 Ocak’ta, Türk lirası olarak belirlenecek 2019 geçiş bedelleri çok yüksek olacak. Gelir düzeyi düşen insanlar, köprü ve yolları daha az kullanacak. Artmakta olan tepkiyi azaltmak için, geçiş ücretlerindeki KDV yüzde 18’den yüzde 8’e düşürüldü. Yani, hazine gelirinden köprülere dolaylı olarak yeni bir kaynak daha aktarılmış oldu.

9 Ağustos 2018 Perşembe

SEVR, YENİDEN 10 Ağustos 1920 -10 Ağustos 2018


Osmanlı Devleti’nin 1920 yılında imzaladığı Sevr; Türklere Orta Anadolu’da 120 bin kilometrekarelik bir bölgeyi bırakıyordu. Bugün, yabancılar Orta Anadolu dahil Türkiye’nin her yerini kullanabiliyor. Toprak satın alıyor; madenlere, akarsulara ve limanlara sahip olabiliyorlar. Sevr’de oluşturulan ve Türkiye’nin maliyesini düzenleyen ‘Mali Komisyon’un işlevini; bugün, küresel finans oligarşisi yerine getiriyor. Sevr’de, ‘Garanti Sistemi’ adıyla uygulanan mali ayrıcalıklar, Kemal Derviş’in Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’yla yasalaşmış durumda. Sevr’de, hükümet kendi gümrük vergilerini, Avrupalı devletlerle birlikte belirlemeyi kabul etmişti. Bugün, AB’nin üçüncü ülkelerle (tüm dünya ülkeleri) yaptığı ve yapacağı bütün anlaşmaları önceden kabul etmiş durumda. Sevr’de, azınlıklar; okul, kimsesizler yurdu, hastane, kilise, havra gibi toplumsal ve dinsel kuruluş açmada, mülk edinmede denetim dışında tutuluyordu. Bugün, aynı haklara hükümet kararlarıyla kavuşmuş durumdalar. Sevr’de, ordu tasfiye ediliyordu ama subay tutuklamaları yer almıyordu. Şimdi, hem toplu subay tutuklamaları yapılıyor, hem de ordu tasfiye ediliyor.

1 Ağustos 2018 Çarşamba

ŞEKER SORUNU



Pancar şekerinin yerini almaya başlayan yapay tatlandırıcıların insan sağlığına verdiği zarar, bilimsel kanıtlarıyla ortaya konmuş durumdadır. Yapay bir sanayi ürünü olan tatlandırıcılar, insanda tokluk hissi uyandırmıyor. Ne denli çok alınırsa alınsın, yeme istemi giderilemiyor. Bu da, her türlü hastalığa zemin hazırlayan aşırı şişmanlığa (obezite) yol açıyor. Vücudumuzu yağ üreten bir makineye dönüştürüyor. Kanserden kalp hastalıklarına, karaciğer yetmezliğinden şeker hastalığına kadar birçok kronik hastalığa yol açıyor. Göze zarar veriyor. Piyasada satılan; kolalı gazlı içecekler, meyve suları, reçel, şekerleme, çikolata, sakız,pasta, unlu mamüller, meyveli süt ve yoğurtlarda da yapay tatlandırıcılar kullanılıyor.