AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan, belirli bir süreden beri, Batı’yla özellikle de ABD’yle
çelişkileri olduğunu gösteren açıklamalar yapıyor; ABD ile çatıştığı izlenimi
veriyor. Açıklamaları değerlendiren bir kısım yorumcu; ‘Erdoğan’ın Washington’un
verdiği desteği yitirdiğini’, ‘üzerinin
çizildiğini’ ya da ‘Batı gözünde
miyadının dolduğunu’ söylüyor. Bir başka kesim; ‘AKP’nin dış politikada ister istemez Atatürkçü politikaya döndüğünden’,
‘vatan savunmasından’ hatta ‘anti-emperyalist tutumdan’ söz ediyor.
Yandaş kesim ise; ‘Yedi düvelle mücadele
edildiğini’, ‘dik ve sağlam bir
ulusal duruş gösterildiğini’, ‘Batı’ya
diz çöktürüldüğünü’ söylüyor. Televizyon konuşucuları bunları anlatıyor,
gazeteler bunları yazıyor.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
17 Ekim 2017 Salı
14 Ekim 2017 Cumartesi
NUTUK
Atatürk, 15 Ekim 1927 Cuma günü okumaya başladığı Nutuk’u, günde
altı saat okuyarak altı günde bitirdi. Yazmaya başlamadan önce; dokuz ay
boyunca bilgilerini yeniledi, belge topladı ve mücadele arkadaşlarıyla sıkça
bir araya geldi. Düşüncelerini yazıya dökerken, yakın çevresinin görüş ve
değerlendirmelerini aldı. Anımsıyamadığı ayrıntılar için, olayları birlikte
yaşadığı insanları bulduruyor, onların görüş ve değerlendirmelerini alıyordu.
Değinmek istediği bir olayı birkaç kanaldan doğrulamadan kullanmıyordu. Gerçeği
yansıtamama ya da yanlış kanı uyandırma kaygısı, çalışmasının her aşamasına
egemendi. Doğruluğunu gördüğü uyarıları kesinlikle değerlendiriyor, uyarılara
hak verdiğinde, günler süren çalışmasını yeniden ele almaktan çekinmiyordu.
İçeriğe olduğu kadar yazılıma da önem veriyordu. Yazdığı notları derleyip son
biçimini verirken, beş yüz sayfalık yapıtı kendi elleriyle yazdı; yüzlerce
belgeyi, bizzat kendisi toplayıp değerlendirdi. Tümceler ve sözcükler üzerinde
titizlikle duruyor, dil bilgisi kurallarına aşırı özen gösteriyor; uygun sözcük
kullanımına önem veriyordu.
12 Ekim 2017 Perşembe
ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞU
Birçok insan, Osmanlı
Devleti’nin 470 yıllık payıtahtı İstanbul’un, yeni devletin de başkenti
olmasını istiyordu. Oysa, Ankara’nın başkent yapılması, basit bir kent seçimi
değil, tarihsel boyutu olan önemli bir siyasi yönelişti; dünya görüşüyle ilgili
bir anlayıştı. Gücünü korumak için, Anadolu’yu yüzyıllar boyu sömüren ve bu işi
yabancılarla birlikte yapmaktan çekinmeyen çürümüş İstanbul’la hesaplaşmak, ‘araya mesafe koymak’ gerekiyordu. Yeni
devlet, çıkarcılığa dayalı Batı uyduculuğunun üstesinden gelmek ve tam
bağımsızlığa dayanan özgürlükçü anlayışı egemen kılmak için, Anadolu’dan ve
ortasındaki Ankara’dan yönetilmeliydi. Güçlü ve özgür bir geleceği yaratmak, Anadolu’ya
Anadolu halkının egemen olmasıyla olanaklıydı.
10 Ekim 2017 Salı
ATTİLA İLHAN’I ANARKEN
Attila İlhan, tek alana indirgenerek dar kalıplar içerisinde değerlendirilemez. O, yaşamı
ve dünyayı çözmüş bir bilge kişiliktir. Anadolu kültürüyle modern çağın çok yönlülüğünü,
evrensel boyutlu bir bütünlüğe ulaştırmıştır. Olay ve gelişmeleri yorumlama yeteneği
yüksektir. Karmaşık sorunları, yalın çözümlemelerle halkın kavrayacağı önermeler
halinde getirir; belgeyle konuşmayı ilgiyle izlenen tiyatral bir gösteriye dönüştürür.
Yazılarındaki anlatım gücü, konu hakimiyeti ve olayları birleştirme becerisi mükemmeldir.
Anlatmak istediği konuya gelmek için, önce okuyucuyu/dinleyiciyi, özgün betimlemelerle
iç ferahlığı yaratan bir yolculuğa çıkarır. Olayları birbirine ustaca bağlar ve
eşsiz bir anlatımla ana konuya gelir. Akademik makalelerle anlatılabilecek tarih
ya da politika konularını, gerçek boyutuna zarar vermeden bir sanat yapıtı haline
getirir ve sunumunu müzikal bir dinleti tadına ulaştırır. Bu yöntemin yaratıcısı
olan Attila İlhan, benzeri olmayan bir
edebiyat ustasıdır.
5 Ekim 2017 Perşembe
İSTANBUL’UN KURTULUŞU
İstanbul, 6
Ekim 1922 günü Tümgeneral Selahattin
Adil komutasındaki 5. Kolordu’nun kente girmesiyle işgalden kurtarıldı.
Birkaç yıl öncesinde düşlere bile giremeyen ve Anadolu’daki halk savaşıyla
sağlanan bu başarı, Türk ulusu için kuşkusuz büyük bir olaydı. Ancak, bu olayın
İstanbul için, kurtuluşun ötesinde tarihsel ve kültürel bir boyutu vardı.
İstanbul, çürüyen bir düzenin başkentiydi ve yüzlerce yıl süren bozulmaların
birikimini taşıyordu; yozlaşma ve yabancılaşmanın merkezi olmuştu. Askeri
kurtuluştan sonra kültürel kurtuluşunu da sağlayarak, ulusal istencin merkezi
olan Ankara’yla bütünleşecek miydi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



