13 Aralık 1925’te yürürlüğe giren yasayla Tekke ve
Zaviyeler kapatıldı. Bu yasayla, şeyhler ve dervişler, tekkelerini kapatmakla
kalmadılar, yan örgütleri durumundaki derneklerini de dağıttılar. Kendilerine
ayrıcalık sağladığına inandıkları biçimsiz giysilerini çıkardılar. Herkes gibi;
ceket, iskarpin, pantolon, kasket ya da şapka giydiler, kravat taktılar.
Sokakta hiç kimse, onları artık diğer insanlardan ayıramıyordu. “Başkasının
sadakasıyla geçinen” insanlar ortadan kalkmıştı. Belki de yaşamlarında ilk
kez, “emekleriyle geçinmek için” çalışmaya başlamışlar, halk içinde
yaşayan emekçiler haline gelerek kişiliklerini bulmuşlardı. Onlar, artık
Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları, eşit haklara sahip bireyleriydi. Bunların
bir bölümü, okul ya da camilerde kapıcılık, bekçilik gibi hizmet görevi yapan
devlet görevlileri, bir bölümü zanaatlar, bir bölümü de, “keçi kılından
şapka örüp satan” esnaf haline geldiler.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
12 Aralık 2017 Salı
7 Aralık 2017 Perşembe
YUNANİSTAN ZİYARETLERİ VE KIBRIS
Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan, 7 Aralık’ta Selanik’e gidiyor. Bir ay önce Binali Yıldırım İngiltere’ye gitmişti. Başbakan
Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Erdoğan’dan önce Atina’ya gidip
Başbakan Aleksis Çipras ve Dışişleri
Bakanı Nikos Kotzias’la görüşmeler
yaptı. Kotzias, 23 Ekim’de Türkiye’ye
geldi. Çipras ise,17 Ekim’de ABD’ye
gidip Trump’la görüştü; ‘Türkiye’yi şikayet
etti’. Şubat ayında Selanik’te ‘Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği
Toplantısı’ adı verilen bir toplantı yapılacak. Bu trafik, hayra alamet
değil. Türkiye, ekonomideki kriz derinleşirken, terörle mücadele hız kesmeden
sürerken, Suriye’de Kürt egemenliği genişlerken ve Yunanistan adaları işgal
edip silahlandırılırken; Atina ile kurulan uzlaşma politikası ne anlama
geliyor?
4 Aralık 2017 Pazartesi
5 ARALIK 1934; CUMHURİYET VE KADIN HAKLARI
Kadın sorununun çözümünü, ‘Türk kadınına ödenmesi gereken bir borç’ olarak görüyordu. Savaşı
tüm ulus kazanmıştı ama kadınların taşıdığı yük ve gösterdiği özveri çok
yüksekti. ‘Yaz kış demeden, kucaklarında
çocukları, önlerinde cephane yüklü kağnılarıyla ordunun ihtiyaçlarını
karşılamışlar’; bununla yetinmeyip, erkeklerin bıraktığı çalışma alanlarını
doldurmuşlardı. ‘Tarla sürüp ürün
yetiştirmişler, evlerinin yiyecek ve yakacağını sağlayarak ocaklarının ateşini
yanar tutmuşlardı’. Anadolu kadını gerçekleştirdiği kutsal eylemle, hem
yuvasını hem de orduyu ayakta tutmuştu. Bu gerçeği, herkesten çok, o biliyor ve
yargısını; “Dünyada hiçbir ulusun kadını,
ben Anadolu kadınından daha çok çalıştım, ulusumu kurtuluş ve zafere götürmek
için, Anadolu kadını kadar hizmet ettim diyemez” sözleriyle dile
getiriyordu.(x)
SİYASETTE “KUTSAL İTTİFAK”; ÖZELLEŞTİRME
Türkiye’de
bugüne dek değişik büyüklükte 204 KİT, 94 kuruluşta bulunan kamu payları (halka
arz ve İMKB’de hisse satışı yoluyla), 10 liman, 81 elektrik santrali, 40 Tesis/işletme, 3 bin
483 taşınmaz, 3 gemi ve 36
maden sahası satılmıştır.
Satışların toplam tutarı 68 milyar dolardır.
Satış bedelleri ve sözleşme koşulları incelendiğinde göze çarpan ilk özellik,
satışların düşük bedellerle ve işletmenin bankadaki parasıyla birlikte satılmış
olmasıdır. Kimi satışta bedeller o denli düşüktür ki satılan malın adeta üstüne
para verilmiştir. Seka Balıkesir İşletmesi 1,1 milyon, Amasya Şeker 1,25 milyon
(Balıkesir Seka ve Amasya Şeker’in satış bedeli İstanbul’da ortalama bir
dairenin fiyatı kadardır), PETKİM 273,7 milyon, Seydişehir Alüminyum (tüm
taşınmazlar ve barajıyla birlikte) 305 milyon, SEKA Aksu İşletmeleri 3,5
milyon, Eti Bakır 21,8 milyon, TÜPRAŞ 453,9 milyon dolara satılmıştır.
2 Aralık 2017 Cumartesi
ÖZELLEŞTİRME Mİ SOYGUN MU
Özelleştirme uygulamaları Türkiye’de, geri dönüşün, dışa
bağımlılığın ve ekonomik çöküşün kuramsallaştırıldığı; bilinçli ve tasarlı
anti-ulusçu bir izlencenin son aşamasıdır. Toplumsal yaşamı ulus birliği
temelinde sürdürüp geliştirmenin gerçek unsurları olan kamusal işletmeler,
azgelişmiş ülkeleri ayakta tutan ekonomik güç merkezleridir. Bu merkezleri
elden çıkarmanın, ulus-devlet varlığının temel dayanaklarını ortadan kaldırma
anlamına geleceği açıktır. Özelleştirme uygulamalarının, ulusal çözülmenin
yolunu açan ve bu uygulamaları ister istemez ulus karşıtlığına götüren bir
eylem olmasının nedeni budur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




