13 Kasım 2017 Pazartesi

MONTRÖ’DEN KANAL İSTANBUL’A


“Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin tehdidiyle karşı karşıyadır. ABD savaş gemilerini, istediği miktar ve tonajda ve istediği süreyle Karadenizde dolaştırmak için Montrö’yü fesh ettirmeye çalışıyor. Bu amaç için, fesih hakkı olan Romanya’yla gizli diplomasi yürütüyor”.(x)


ABD ve Montrö

ABD Senatosu’na 2006 yılında verilen bir yasa taslağında; “İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ilgilendiren Montrö Antlaşması’nın, ömrünü doldurduğu, bu anlaşmanın günün koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği” söylendi.
Bu girişimden kısa bir süre sonra, ABD Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson, Ankara’da bir açıklama yaptı ve Montrö Anlaşması’nı Türk kamuoyunda tartışılabilir duruma getirdi. 3 Mart 2006’da gazetecilere; “Montrö Antlaşması oldukça açık. Ve biz Karadeniz’in uluslararası sularda bulunmasından kaynaklanan haklarımızdan yararlanmak istiyoruz. Yani gerektiğinde gemilerimiz buraya girebilir” dedi.1
ABD’nin Möntrö Antlaşması’nı ortadan kaldırmak için yaptığı ani atak nedensiz değildi. Büyük Ortadoğu Projesi girişiminin hızlanması için; Karadeniz havzasının, Kafkasya ve Balkanların ABD denetimine girmesi isteniyordu. Bunun için ’her tonaj, tür ve sayıda ABD gemisi’, Karadeniz’e denetimsiz girmeliydi.

Türk Deniz Kuvvetleri ve Uyum Harekatı

Washington yönetimi, Türk Deniz Kuvvetleri’nin, terörle mücadele kapsamında 2005’ten beri yürüttüğü ve ticari deniz trafiğini denetim altında tutan ‘Uyum Harekatından’ rahatsız olmuştu. Karadeniz’e yerleşmek için, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni fesh ettirmeye çalışıyor, amacına ulaşmak için Montrö’ye ‘akit devlet’ sıfatıyla sözleşmeyi fesih hakkına sahip Romanya’yla görüşmeler yapıyordu.2
Deniz hukukçuları ve kimi strateji uzmanları, ABD’nin Karadeniz, bağlı olarak Montrö ile ilgili isteminin ne anlama geldiğini açıkladılar. ABD'nin isteğini, Büyük Ortadoğu Projesi aracılığıyla Türkiye’ye yapılan bir tehdit olarak değerlendiren uzmanlar, isteğin yasal zemininin bulunmadığını açıkladılar.

Recep Tayyip Erdoğan ve Kanal İstanbul

ABD Senatosu’na önerge verilmesinden 5 yıl sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan olduğu dönemde; 26 Nisan 2011 günü, Haliç Kongre Merkezi’nde; “Türkiye Hazır Hedef 2023” adını verdiği bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, önce belediye başkanıyken yaptığı kimi işleri anlattı, Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Canım İstanbul’ şiirini okudu. Ardından Karadeniz’i Marmara’ya bağlayacak ve Kanal İstanbul adını alacak ikinci bir su yolu açılacağını açıkladı. “Bütün büyük adımlar bir hayalle başlar. Bu muhteşem proje, benim olduğu kadar, arkadaşlarımın olduğu kadar, yüzlerce yıl öncesinde İstanbul’un idarecilerinin de bir hayalidir” dedi.3
Açıklamaya göre, İstanbul’un Batısı’nda; derinliği 25, genişliği 140-150 metre, uzunluğunun ise 47 kilometre olan bir kanal açılacaktı. Çıkartılan topraklar, büyük bir havalimanı ve liman yapımında kullanılacak; geri kalanından, taşocaklarının ve kapatılan madenlerin doldurulmasında yararlanılacaktı.4
Açıklama, önceden biliniyormuşçasına dış basında büyük yankı buldu. AFP, Reuters, Associated Press ve Bloomberg haber ajansları kanal projesini son dakika gelişmesi olarak verdi. Washington Post, New York Times, Finantial Times ve BBC konuyu ayrıntılı biçimde sayfalarına taşıdı.5

Açıklanamayan Gerekçe

Kanal İstanbul Projesi’ne göre, Kanal’ın her iki tarafında 250’şer binden 500 bin kişinin yaşayacağı iki kent yapılacaktı. Kentlerin iki yakasını birleştirmek için; Karayolları Genel Müdürlüğü 4, İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2 köprü yapacaktı. Binalar en çok 6 kat olacak ama tek katlı villalar da yapılacaktı. “Anadolu Selçuklu motifleriyle” yapılması kararlaştırılan yeni kentte, “siluete de dikkat edilecek, cam mimarisine” izin verilmeyecekti.6
Gerçek amacının ne olduğu açıklanmadı. Açıklanan gerekçeler, bilimsel geçerliliği olmayan üstünkörü sözlerdi. Bu denli büyük bir yatırıma, bu gerekçelerle girişilmesinin mantıklı bir açıklaması yapılamıyordu. İleri sürülen tek gerekçe, gelir sağlamaktı ancak bu girişimden ülkenin gelir elde etmesi mümkün değildi. Bu devasa projeye girişmenin bir başka nedeni olmalıydı.
Bu nedenin ipuçlarını, yandaş basında Kanal’ı olumlayan yorumlarda ortaya çıktı. Elde edilecek gelirler sıralanırken, gerçek amaç dolaylı biçimde ortaya çıkıyor ve işin gerçek boyutunun, akçalı değil siyasi olduğu anlaşılıyordu. Şunlar söyleniyordu; “Türkiye, Montrö Anlaşması’ndaki kısıtlamalar nedeniyle 28 yılda İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilerden elde edeceği 10 milyar dolar gelirden mahrum kaldı. Kanal İstanbul projesi tamamlandığında, Montrö by-pas olacağı için kasamıza yılda 8 milyar dolar girecek. Kanal İstanbul para basacak”.7

Montrö’yü Tartışılır Kılmak

Koşullar ve açıklanan hedefler birlikte değerlendirildiğinde, Kanal İstanbul’un, Türkiye’nin boğazlardaki egemenliğini tanıyan Montrö Sözleşmesi’nin tartışılır hale getirilmesi olduğu görülüyordu. Bu anlaşma, boğaz geçişlerinde, özellikle savaş gemilerine kısıtlamalar getiriyordu. Geçerlilik süresi 20 yıl olmasına ve 18 yılda imzacı devletlere sonlandırılması için başvuru hakkı vermesine karşın, 1956’da hiçbir devlet başvurmamış ve sözleşme bugüne dek geçerli kalmıştır.
Karadeniz’de kıyısı bulunan Bulgaristan ve Romanya’nın NATO üyesi olmasından sonra; ABD’nin Karadeniz’e ilgisi artmıştı. Montrö nedeniyle büyük tonajlı savaş gemilerini Boğazlardan geçirememekte, bugünkü işleyişin değiştirilmesini isteniyordu. Buna karşın, Ukrayna’yla sorun yaşayan, Kırım’ı ilhak eden Rusya, bu istemden rahatsızlık duyuyordu.

Amiral Yorumu

Boğaz geçişleri hassas bir konudur. Deniz Harp Okulu Eski Komutanı Tuğ. Amiral (E) Türker Ertürk, Kanal Projesi’yle Montrö’yü; ABD istekleriyle Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını ilişkilendiriyor ve şunları söylüyor; “Hiç tereddüt yok ki bu proje; dışarıdan yerli aracılar vasıtası ile Erdoğan’a iletilmiş ve ikna edilmiştir. Esas amaç; Montrö Sözleşmesi’nin diplomasi masasına gelmesi için doğal şartları hazırlamak ve bu Sözleşme’nin Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerine getirdiği kısıtlamaları kaldırmaktır”.8

Kanal’ın Çevreye Etkisi

Kanal İstanbul, Doğu Trakya’nın Türkiye sınırları içinde kalan bölümünü, iki ayrı kara parçası haline getirmektedir. Ya da başka bir söylemle; Boğaz’dan Kanal’a, Karadeniz’den Marmara’ya dek uzanan bölgeyi bir ada haline getirecektir. Trakya’yı parçalanmış bir coğrafyaya dönüştürecek bu “ada”, yurtiçi ulaşımını olduğu gibi, Türkiye’nin Avrupa’yla olan karayolu ulaşımını da güçleştirecektir.
Kanal İstanbul, İstanbul’un su kaynaklarına zarar verecek, deniz kıyılarının doğal yapısını bozarak birçok canlının yok olmasına yol açacaktır. Tarım ve orman arazileri olumsuz etkilenecek, ekolojik denge bozulacaktır.9

Kanal İstanbul Yeniden

Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak, konuyu 5 yıl aradan sonra yeniden gündeme getirdi. Güney Amerika seyahati dönüşünde (Şubat 2016), bakanlıklar ve ilgili kurum elemanlarını topladı ve “Kanal İstanbul Projesi’nin hızlandırılarak bir an önce tamamlanmasını” istedi.10 Beş yıl ‘sessiz kalan’ proje yeniden ve daha ayrıntılı olarak ortaya çıktı.
Erdoğan, Kanal’la ilgili son açıklamasını (nedense), Sırbistan’ın Başkenti Belgrat’ta yaptı ve “İstanbul Boğazı’na paralel yeni bir kanal açılması başta olmak üzere, ki ‘Kanal İstanbul’ dediğimiz, bu benim bir hayalim, hülyamdır. İnşallah bunun da büyük ihtimalle bu yıl sonu veya 2018 başı gibi temelini atacağız” dedi.11

DİPNOTLAR

(X)    Cumhuriyet, 05.03.2006
1         Cumhuriyet, 04.03.2006
2       “ABD’yle Karadeniz Krizi Kapıda”, Bahadır Selim Dilek, Cumhuriyet, 05.03.2006
3       “İstanbul Açıklandı Şimdi Sıra İzmir’de” www.yeniasir.cm.tr
4       “Kanal İstanbul’un Altından Ne Çıktı” Türker Ertürk, odatv.com
5       “İstanbul Açıklandı Şimdi Sıra İzmir’de” www.yeniasir.cm.tr
6       www.internethaber.com
7       “Kanal İstanbul’da Gelir Getirecek Yeni Proje” aksam.com.tr
8       “Kanal İstanbul’un Altından Ne Çıktı” Türker Ertürk, odatv.com
9       a.b. “Greenpeace, ‘Kanal İstanbul’a Karşı”. 12 Kasım 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Mayıs 2011
10     “Kanal İstanbul Projesi Hızlandı İşte Detaylar” www.internethaber.com
11       “Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Kanal İstanbul Açıklaması” www.ntv.com.tr





13 yorum:

  1. Bu ülkede iki tip insan VAR. Birisi yapmaya Çalışıyor Birisi yıkmaya Çalışıyor ( önemli olan sizin hangisi olduğunuzdur)

    YanıtlayınSil
  2. Yanlis.

    Onemli olan "neyi YAPMAYA" ve "neyi YIKMAYA" calistiginizdir.

    Cumhuriyeti "yikmaya" ve ulkeyi parcalamaya calisan guclere yardim ve yataklik "yapmak" amaciyla birseyler "yapanlar" iki kelimeyle "vatan hainidir".

    Demek ki neymis?

    Onemli olan "neyi YAPMAYA" ve "neyi YIKMAYA" calistiginiz imis!

    YanıtlayınSil
  3. Sevgili Metin ağbi, öncelikle Cemil beyle tanışmama vesile olduğunuz için çok teşekkür ederim. Kanal İstanbul konusunu ilk dillendiği günlerde yine sizden bir analiz okudum diye hatırlıyorum. Metin ağbi, yazınızda da belirttiğiniz gibi konu tamamen ABD nin kısıtlanmadan Karadenize uçak gemilerini bile çıkarmak arzusudur. Zaten Balyoz Kumpasının hedefi Deniz Kuvvetlerinin sadece kendi gemimizi yapmakta ve sistem yazılımda aldığı mesafeden ziyade, Karadenize kıyısı olan devletlerle kurulan Karadeniz Güvenlik işbirliği idi. Bu proje ülkemizin uluslararası anlaşmalarla kazandığı hakları kaybetmesinin ilk adımı olur. Bu tür anlaşmalar zamanla sınırlı olmaması gerelir. O mantıkla gidersek Emperyalist yada güçlü devler bu gün menfaatlerine uymayan geçmiş tüm anlaşmalar için aynı yolu kullanır. Sırf bu nedenle bile bu projemin çöpe atılması lazım. Ben şeytanın avukatlığını yaparak farklı bir konuya daha değinmek isterim affınıza sığınarak. Bildiğiniz gibi Lozan anlaşmasını delen yeni vakıflar yasası yürürlüğe girdiğinde aklıma tek gelen Fener Rum Patrikhanesinin Vatikan tarzı Dini Devlet yapılacağı gelmişti. Çünkü bu iktidara kadar kullanılmayan "EKÜMENLİK" sıfatı artık çok rahat kullanılıyor Patrikhane tarafından, hem de resmi davetlerde. Kanal İstanbulun bu tarafında da Patrikhanenin varlıpına dikkat çekmek isterim. Ve yeni Vakıflar yasasından önce Kilise Cemaati üzerine mülk alınırken şimdi istedikleri kadar gayrimenkulü kilise üzerine alabiliyorlar. Cemaati kalmayan ve Lozandan sonra ülke dışına gidenlerin de dahil eski gayrimenkulleri iade ediliyor. En son İstanbuldaki bir okulumuzun boşaltılması kararı ve arsasına inşaat yapılacağı haberi basında vardı. Haberin detayını okuduğumda yeniden ihya edilen bir gayrimüslim vakıfa iade edilen arsa olduğu ve vakfın bir inşaat firması ile anlaştıpı ve B. Belediyesinden de yeni imar aldığı açıklaması vardı. Gelecekte bu ülkemizin güvenliğini tehdit eden proje hayata geçerse ikinci vatikanın da hayata geçmesi benim için süpriz olmaz. Saygılarımla

    YanıtlayınSil
  4. Sevgili Metin ağbi, öncelikle Cemil beyle tanışmama vesile olduğunuz için çok teşekkür ederim. Kanal İstanbul konusunu ilk dillendiği günlerde yine sizden bir analiz okudum diye hatırlıyorum. Metin ağbi, yazınızda da belirttiğiniz gibi konu tamamen ABD nin kısıtlanmadan Karadenize uçak gemilerini bile çıkarmak arzusudur. Zaten Balyoz Kumpasının hedefi Deniz Kuvvetlerinin sadece kendi gemimizi yapmakta ve sistem yazılımda aldığı mesafeden ziyade, Karadenize kıyısı olan devletlerle kurulan Karadeniz Güvenlik işbirliği idi. Bu proje ülkemizin uluslararası anlaşmalarla kazandığı hakları kaybetmesinin ilk adımı olur. Bu tür anlaşmalar zamanla sınırlı olmaması gerelir. O mantıkla gidersek Emperyalist yada güçlü devler bu gün menfaatlerine uymayan geçmiş tüm anlaşmalar için aynı yolu kullanır. Sırf bu nedenle bile bu projemin çöpe atılması lazım. Ben şeytanın avukatlığını yaparak farklı bir konuya daha değinmek isterim affınıza sığınarak. Bildiğiniz gibi Lozan anlaşmasını delen yeni vakıflar yasası yürürlüğe girdiğinde aklıma tek gelen Fener Rum Patrikhanesinin Vatikan tarzı Dini Devlet yapılacağı gelmişti. Çünkü bu iktidara kadar kullanılmayan "EKÜMENLİK" sıfatı artık çok rahat kullanılıyor Patrikhane tarafından, hem de resmi davetlerde. Kanal İstanbulun bu tarafında da Patrikhanenin varlıpına dikkat çekmek isterim. Ve yeni Vakıflar yasasından önce Kilise Cemaati üzerine mülk alınırken şimdi istedikleri kadar gayrimenkulü kilise üzerine alabiliyorlar. Cemaati kalmayan ve Lozandan sonra ülke dışına gidenlerin de dahil eski gayrimenkulleri iade ediliyor. En son İstanbuldaki bir okulumuzun boşaltılması kararı ve arsasına inşaat yapılacağı haberi basında vardı. Haberin detayını okuduğumda yeniden ihya edilen bir gayrimüslim vakıfa iade edilen arsa olduğu ve vakfın bir inşaat firması ile anlaştıpı ve B. Belediyesinden de yeni imar aldığı açıklaması vardı. Gelecekte bu ülkemizin güvenliğini tehdit eden proje hayata geçerse ikinci vatikanın da hayata geçmesi benim için süpriz olmaz. Saygılarımla

    YanıtlayınSil
  5. Sağol Sevgili Şirn.Katkın için teşekkürler Sevgili Tahir.

    YanıtlayınSil
  6. KONU ; KANAL İSTANBUL HAKKINDA.
    KONU ; KANAL İSTANBUL HAKKINDA.Slm.uzakyok gemi kaptanıyım.kanal istanbul hakkında yandaş sosyal paylaşım sitelerinden zaman zaman aynı ortak paylaşımlar yapılarak,sanki çok büyük gelirler elde edeceğiz gibi yanıltıcı bilgiler verilmekte ve örnek olarak suveyş,panama cebelitarık boğzaları gösterilmektedir.konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan vatandaşlarımızda maalesef buna inanmaktadırlar. herşeyden önce cebelitarık geçişinden ötürü gemi sahipleri ingiltere veya ispanyaYa hiçbir ödeme yapmamaktadır.çünkü bu boğaz doğal bir kanaldır.dolayısıyla uluslararası hukuk gereği dünyanın hiçbir yerinde doğal kanallar için kanal geçiş ücreti ödenmez.sadece kullanılmış ise tıpkı bizim boğazlarımızda(istanbul-çanakkale) olduğu gibi kılavuzluk/römorkaj ücreti ödenir.ayrıca boğaz geçiş ücreti diye bir ücret talep edilemez.bogaz/kanal geçiş ücreti dünyanın heryerinde sadece suni yani insan eliyle yapılmış kanallarda alınabilir.tıpkı suveyş ve panama da olduğu gibi.eğer kanal istanbul yapılır ve devreye girer ise suni bir kanal olduğu için,bu kanalı geçecek olan gemilerden uluslararası hukuka da uygun olarak kanal geçiş ücreti alınabilir.problem de burdan sonra başlıyor.yine uluslararası mevzuaatlere uygun olarak ıstanbul boğazı varken,savaş sebebi dışında hiçbir sebepten ötürü hiçbir ticari gemiyi zorla ya da baskıyla kanal istanbuldan geçirtemezsin.çünkü buna yasal olarak hakkın yok.hertürlü sıvı ve kimyasal tankerler başta olmak üzere tehlikeli yük taşıyan gemiler boğazlar için oldukça ciddi bir risk oluşturmaktadır. ama,bunu gerekçe göstererek hiç olmazsa tehlikeli yük taşıyan gemiler için kanal istanbul'u zorunlu hale getirebilirmiyiz.?emin olun asla yapamayız.şu anda gerek taşıdığı tehlikeli yük ve gerekse boyutları/tonajı sebebiyle boğaz geçişi max risk taşıyan gemilerin bile ,transit geçerken(yani türk limanlarına uğramayacaksa) kılavuz kaptan alma zorunluluğu yoktur.Biz kılavuz kaptan alma mecburiyetini max riskli gemiler için bile ilgili ülkelere kabul ettiremezken,bu tip gemilere boğazlar yerine yüksek meblağlar ödeyerek kanal istanbul'u kullanma mecburiyetini nasıl getireceksin.şunu da hatırlatayım boğazları türk bayraklı gemilerden sonra ençok rusya ve AB birliğine ait armatörlerin gemileri kullanmaktadır.bu kadar yüksek meblağları ödemeye kim razı olur.kaldı ki uluslararası mevzuaatlara göre de kanal istanbul'u kullanmak diye bir zorunlulukları da yokken.2-3 bin usd verip kılavuz kaptan bile almayanlar.tonajına göre her bir gemi için 10bin ila 50 bin usd arası para ne diye ödesin.insanlarımız zannediyor ki kanal istanbul yapılınca bütün gemiler oradan geçecek.göreceksiniz hiçbirşey olmayacak.olacak olan 80 milyonun vergileriyle 40-50 milyar usd ödenerek,elimizde işe yaramaz bir kanal ve kanala verilecek deniz suyu sebebiyle trakyadaki verimli toprakları ve yeraltı suları tuzlu deniz suyu sebebiyle mahvolmuş doğal kaynakları ve çoraklaşmış devasa verimli tarım arazileri ve kesilecek onbinlerce ağaç. o kanal yüzünden yapılacak köprülere ek masraflar ve traffik sıkışıklığı da cabası.bu arada birilerinin elde edeceği rantlar vs. saygılarımla kaptan yavuz yılmaz

    YanıtlayınSil
  7. Boğazdan bedava geçmek varken, Kanaldan parayla niye geçsinle?!

    YanıtlayınSil
  8. At gözlüğü takmak zorunda mıyız? Ne zaman iyi şeyler yapılmak istenen çeşitli nedenlerle hemen karşı çıkılır. Bu anlayışta olanlara kalsak hiç bir şey yapılmamalı. Ya çevre derler ya ekolojik denge derler.evet çevre korunmalıdır ancak ülke adına iyi şeyler yapılmak isteniyorsa karşı da çıkılmamalıdır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ulke adina dendiginde akan sular niye duruyor?ulke adina yeşilin bitmesine,siyasi otoriterin cikar iliskilerine nasil goz yumuyorsunuz?Gunu kurtaralim torunlarimiza yaşanabilir bir vatan birakmayalim ne de olsa ulke adina...

      Sil
    2. Ulan gerizekalı. Bunun neresi ülke adına iyi. Baştan aşağı felaket projesi. Kaptan Yavuz Yılmaz' ın yukardaki yazısını da mı okumadın.

      Sil
  9. Katkın için teşekkürler Sevgili Adsız

    YanıtlayınSil
  10. Getireceği büyük çevre sorunları, rant yağması ve daha birçok sakınca varken 50 milyar doların böyle bir ucubeye harcanması en azından Allah indinde günahtır..Sen daha milyonlarca insanını deprem tehdidinden kurtaramamışsın, milyonlarca insan kurbanlık koyun gibi ölümü beklerken böyle caf caflı şeyler yapmak reva mıdır.Allah korusun kış ortası İstanbulda büyük bir deprem olsa onbinlerce kişi donarak ölür..Sen nerden bahsediyorsun? Hani yüzbinlerce insanı dondurucu soğuktan koruyacak yüzbinlerce soğuk iklim çadırı, yüzbinlerce uyku tulumu ve onbinlerce konteyner ev..Ne diyelim? Allah akıl fikir versin bize..

    YanıtlayınSil