1 Ocak 2020 Çarşamba

YENİ BİR KIRILMA; LİBYA



AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kimsenin beklemediği bir anda beklenmeyen bir açıklama yaptı ve Türk askerinin Libya’ya gönderileceğini açıkladı. İlk adım olarak tezkereyi Meclise gönderdi. Karmaşa ve çatışmanın sürdüğü ülkeden uzak bir yere asker göndermek sorumluluğu yüksek bir girişimdi. Ancak, bu girişim için kabul edilebilir bir gerekçe ileri sürmedi. Muhalefetten, ‘biz buna karşıyız’dan başka bir ses çıkmadı, gerçeği ortaya koyan bir açıklama yapılmadı. Türk Ordusunun, uluslararası bir operasyonda çatışma alanına sürülmesi, ABD’nin uzun süredir peşinde olduğu ancak Kore Savaşından beri başaramadığı bir tasarımdı. Libya, bu tasarımın uygulamaya dönük ilk adımı olacak. Türk Ordusu, emperyalist çıkarlar için silahlı çatışmaya sürülecek, vurucu güç olarak kullanılacak. ABD, bunu sağlamak için çok uğraşmıştı.

LaRouche’dan Clinton’a

Lyndon LaRouche, ABD 2004 Başkanlık Seçimlerinde Demokrat Partiden Başkan aday adayı olan ünlü bir ekonomist ve siyasetçidir. 2002 yılında yaptığı bir söyleşide; “Türkiye, uluslararası askeri operasyonlarda üzerine görevler yüklenmesi sürecinde parçalanacaktır” demişti.1 Türkiye’nin üzerine şimdi, kendisini hiç ilgilendirmeyen bir yerde, ilişkisi olmadığı bir askeri operasyonda görev yükleniyor.
ABD Başkanı Bill Clinton, Ekim 1999’daki Amerika ziyareti sırasında Başbakan Bülent Ecevit’e şunları söylemişti: “20.Yüzyılın ilk elli yılı Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasının paylaşılmasının yol açtığı değişikliklerle geçti. 21.Yüzyılın ilk elli yılı da Türkiye’nin alacağı doğrultuyla şekillenecektir...”.2 Clinton benzer görüşleri bir ay sonra yinelemiş, Georgetown Üniversite’sinde yaptığı konuşmada; “Önümüzdeki yüzyılın, büyük ölçüde, Türkiye’nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğini umuyorum” demişti.3
ABD’de 2001 yılında“Global Trends 2015” adlı rapor yayınlandı. Dışişleri Bakanlığı, Merkezi Haber Alma Örgütü (CIA) ve ABD Ulusal İstihbarat Konseyi (NIC) tarafından ortak olarak hazırlanan raporda, Türkiye için şu saptama yapılmıştı: “Türkiye’deki her gelişme, global oluşumları direkt olarak etkileyecektir... Türkiye’nin 2015’e kadar iç istikrarı ile jeopolitik konumundaki gelişmeler; Bölge, Batı dünyası ve Amerikan menfaatleri üzerinde büyük etki yapacaktır”.4
Ekonomik dengeleri bozulmuş çok borçlu bir ülke olan Türkiye, 21. Yüzyılın ilk 50 yılını nasıl belirleyecek? Clinton ne demek istiyordu?... Yanıtın ipuçları, Türkiye–Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Daniel Cohn–Bendit’in 2000 yılında yaptığı değerlendirmede bulunuyordu. Bendit, Türkiye’nin Batı’yla bütünleşmesine Barselona Yolu, Kemalizmin yaşatılmasına ise Bağdat Yolu diyor ve şunları söylüyordu: “Barselona yolu Türkiye için geleneksel Kemalist köktenciliğin parçalanması anlamına gelmektedir. Türkiye bu durumda, Kürtlerin de içinde bulunduğu bölgesel ademi merkeziyetçiliği kabul etmek zorundadır. Bağdat Yolu ise, Kemalist merkeziyetçilik ve otoriteciliğin güçlendirilmesi, böylece de Batı’dan vazgeçilmesi anlamına gelmektedir. Her iki yolun da gerçekleşme olasılığı vardır”.5
Kumpas davaları ve OHAL kararnameleriyle ordunun etkisizleştirilmesinden sonra, Türkiye’nin kısa dönemde ’Bağdat Yolu’na girme yani Kemalizme yönelme olasılığı şimdilik ortadan kalkmış görünüyor. Yönetimde kişi egemenliğine geçilmesiyle, Türkiye Barselona Yolu’na girmiş, ‘bugünkü ve yarınki rolünü’ Batı’nın buyruğuna girme, bir başka deyişle ‘Batı’nın taşeronu olma’ olarak belirlemiştir.

AKP ve Libya

AKP yönetimi, bir yandan ordunun yapısını bozup gücünü kırarken, öbür yandan ABD’nin isteğiyle birliklerini NATO adına Ürdün’e, Afganistan’a, Somali’ye göndermiş daha sonra da Suriye’ye bulaştırmıştı. ABD, Türk Ordusunu şimdiye dek, gerekçesiz ve haklı bir nedene dayanmadan dışarda doğrudan silahlı çatışmaya göndertememişti. Bunu ilk kez Libya’da başarıyor. Libya’ya asker gönderme meclis kararıyla oluyor ama bu yalnızca görünüşte böyle. Karar vericiler başka, meclis verilmiş kararı onaylayan konumunda.
Libya’ya asker gönderme, kimseyi ikna etmeyen kötü yazılmış bir senaryo üzerine oturuyor. Türkiye’nin girişimden yararlanacağı bir sonuç yok. Libya’yı havadan bombalayıp ülkenin zenginliğine el koyanlar, karadan asker göndermiyor. Çıkarlarını koruyacak ‘istikrarlı’!  bir düzen kurmak için Türk ordusunu kullanıyor. Mustafa Kemal’in kurduğu ordu, emperyalizmin vurucu gücü oluyor. Bu durum, bugüne dek yaşanmamış olan bir kırılma olayıdır.
Uygulama, Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım’da imzalanan ve adına ‘Askeri ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması’ denilen girişimle başlatıldı. Maddi temelden yoksun bu yapay çıkış, dışarda kurgulanan bir tasarımın kimseyi ikna etmeyen ilk adımıydı. Erdoğan, “İstenirse Libya’ya asker gönderebiliriz” biçiminde açıklamalar yapıyordu.
Libya’da Kaddafi’nin 2011’de öldürülmesinden bugüne dek iç savaş sürüyor. Birleşmiş Milletlerin (ABD diye okuyunuz) tanıdığı Trablus merkezli grup ile doğuda bulunanlar arasında yönetim çatışması var. Çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte, Çad ve Sudanlı dinci terör kümelerinin etkisi artmış durumda. Libya’daki 5 Sudanlı kümeden 4’ü doğuyu, 1’i Trablus’u destekliyor.6 Ülke olarak doğudakileri Fransa, Rusya, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Trablustakileri ABD, İtalya, Türkiye ve Katar destekliyor; Libya, büyük güçlerin çıkar için çatıştığı karmaşa içinde.

Açıklamalar, Eylemler

Erdoğan, 27 Kasım’da Trablugarp grubunun lideri Serrac ile görüştü. Serrac, çatışmalar şiddetlenirse, Türkiye’den askeri destek isteyeceklerini açıkladı…7 Erdoğan, buna karşı, Türkiye Libya arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlarının belirlendiğini, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın bu bölgeden Türkiye'nin onayı olmadan doğal gaz hattı kuramayacağını söyledi. “Bu bizim için tarihe kayıt düşmektir ve tarihe kayıt düşüyoruz” dedi. Asker gönderme konusunda, “bir davet gelmesi durumunda Türkiye nasıl bir inisiyatif üstleneceğine kendisi karar verecektir. Biz bir yerlerden izin almayız” açıklamasını yaptı.8
Deniz yetki alanlarıyla ilgili belirlenen sınırlar dediği bölgenin, uluslararası hukuk açısından bir değeri yoktu. Çünkü, Doğu Akdeniz yetki alanları konusunda karmaşa içindeydi. Kıyıdaş ülkeler, ortak bir karara varmamış, ‘Münhasır Ekonomik Bölgeler’ belirlenmemişti. Libya’nın, Akdenizdeki karşı kıyısı İtalya ve Yunanistan’dı. Yandaş gazetelerde yayınlanan ve deniz yetki alanı olarak gösterilen harita keyfi bir çizimdi. bir değeri yoktu. Erdoğan’ın sözünü ettiği başka ülkelerin, ‘doğal gaz hattı kuramaması’ diye bir durum hukuken mümkün değildi.
Libya’nın asker daveti beklendiği gibi çabuk geldi. Türkiye’den deniz, kara, hava desteği istendi. Erdoğan “Davet olduğuna göre icabet edeceğiz” dedi. “Libya bize hem Osmanlı’nın hem de şerefli bir Osmanlı subayı olarak Gazi Mustafa Kemal’in yadigârıdır. Gazi Mustafa Kemal 1911’de Trablus, Bingazi ve Derne’de Libyalı kardeşlerimizi işgalci güçlere karşı teşkilatlandırmış ve birlikte savaşmıştır” açıklamasını yaptı.9 Mustafa Kemal’in çarpıştığı Libya’nın Osmanlı toprağı olduğunu belirtmedi. Tarihe not düşülüyordu ama tarih bu notu düşenleri olumlayarak yazmayacaktı.
Erdoğan, 25 Aralık’ta aniden Tunus’a gitti. Türkiye’de 4 milyondan çok mülteci varken, “Bu bölgede 500 bine yakın mültecinin olması Tunus’a ciddi bir yüktür. Bu yükün altından bir an önce kalkmak gerekiyor. Libya’daki bu olumsuz gelişmeler sadece Libya’da kalmıyor aynı zamanda komşu ülkeler bundan ciddi manada rahatsız oluyor” dedi.10
Libya anlaşması 21 Aralıkta onaylandı. Hükümet, yurt dışına asker gönderme tezkeresini Meclise gönderdi, Meclis 2 Ocak’ta olağanüstü toplantıya çağrıldı.11

Sürecin Oluşumu

ABD’de uzun bir süreden beri, Türkiye’ye yönelik yaptırımlar konuşuluyor, yaptırım kararları alınıyordu. Alınan ama uygulanmayan kararlar, gözkorkutma aracı olarak kullanılıyor, bir tür şantaj olarak elde tutuluyordu. S-400 ve Barış planı nedeniyle, yaptırım’ alanı genişletilmiş, yeni yaptırım konuları açıklanıyordu. Basına yansıtılan 3 olası uygulama dikkat çekiyordu. Buna göre; Bakanlardan Süleyman Soylu, Hulisi Akar, Fatih Sönmez listeye alınıyor, Suriyeli mültecileri zorla geri döndürmek isteyenlerin listeye alınacağı söyleniyor 12, daha önemli olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin net mal varlığı, gelir kaynakları ve iş ilişkilerine dair bir rapor hazırlanmasının sözü ediliyordu.13
Basında ve sosyal medyada bunlar yer alırken, ABD Başkanı Trump, Erdoğan’a ağır bir mektup gönderdi. Basına da verilen bu mektupta; “Aptallık etme, gel anlaşalım, seni sonra arayacağım” diyordu.14
Erdoğan, bu çağrı üzerine ABD’ye gitti ve 13 Kasım’da Beyaz Saray’da Trump’la 1 saat 15 dakika ‘başbaşa’ görüştü. Görüşme sonrasında yapılan ortak basın toplantısında, Trump ‘S-400 sorunun çözülmesini umduğunu’ söyledi; “Türkiye NATO'nun önemli bir üyesidir” dedi. İki ülke arasında yapılan askeri iş birliklerini hatırlattı... Erdoğan’ın büyük bir hayranı olduğunu, verimli bir toplantı gerçekleştirdiğini’ açıkladı.15
Erdoğan konuşmasında Ermeni soykırımı, İŞİD’le mücadele, Suriyeli sığınmacılara harcanan para ve Fetö’yle ilgili bilinen açıklamalardan sonra “Birleşik Devletler’le ilişkilerde yeni bir sayfa açmakta kararlıyız” dedi. 17 yıldır sürdürdüğü ABD politikasından sonra, yeni sayfanın” ne anlama geldiğini açıklamadı.
13 Kasım’a gelen süreç göz önüne alındığında, her iki açıklamanın da, ‘başbaşa’ görüşmede konuşulanlar değil, konuşulmayanlar olduğu belli oluyordu.  Yeni sayfanın’ ipuçları Türkiye’ye döndükten sonra ortaya çıkmaya başladı. Uzun süre sessizliğe gömülmüş olan ‘Kanal İstanbul’, sıradışı bir ivedilikle gündeme getirildi; birkaç hafta içinde ihalesinin yapılacağı açıklandı.
Yıllarca önce, “NATO’nun Libya’da ne işi var” denmişken, yine sıradışı bir ivedilikle, Libya’ya asker gönderileceği açıklandı. Meclis, olağanüstü toplantıya çağrıldı. ‘Yeni sayfa’, Türkiye’ye ilerde büyük sorun yaratacak yeni kırılma noktaları yaratarak açılmış oldu. Montrö’yü tartışmaya açıp İstanbul’u mahvedecek ‘kanal’ ve Türk Ordusunu emperyalist çıkarlar için Libya çöllerinde çatışmaya gönderen tezkere. Yeni sayfa buydu.
DİPNOTLAR

1       ’11 Eylül Hükümet Darbesidir’, Söyleşi, Taha Özhan, ‘Türkiye veDünyada’, Haziran 2002, sf.12
2       “Kendine Rağmen Dünya Devleti Olmak” Sedat Ergin, Hürriyet 05.10.1999
3       “Clinton’u Nasıl Okumalı?” Ali Sirmen, 11.11.1999 Cumhuriyet
4       “ABD Batı’nın Geleceği Türkiye’nin Elinde” Hürriyet, 07.03.2001
5       “Europa İstdie Letzte Utopie”, Daniel Cohn Bendit, Tageszeitung, 03.11.2000, ak. Aydınlık, 26.11.2000
15   https://tr.euronews.com/2019/11/13/canli-anlatim-cumhurbaskani-erdogan-amerika-birlesik-devletlerinde



8 yorum:

  1. Libya ile yapılan mutabakat metnine kaynaklık eden Libya Türkiye deniz sınırı hukukidir. Aksi halde dünya ayağa kalkardı. Rusya ve Türkiye yazdığınız gibi karşı cephelerde değil. Meb ilanı için resmi geçerli bir ülke ile anlaşılma gerekiyordu. Eğer bunun arkası gelir, Suriye, mısır, Lübnan vs ile anlaşılırsa hiçbir sorun kalmaz..

    YanıtlaSil
  2. Gerçek savaşta başarı için hedefler belirlenmelidir: Askeri hedefler, jeopolik derinlik, siyasi duruş. Amaç hasıl olmuş, gereken uluslararası destekler sağlanmışsa başka çıkış yolu yoksa kararlı bir Libya çıkartması yapılabilir. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim ihtişamlı bir giriş yaptıktan sonra hemen geri çekildik;"Barış Pınarı Harekatı" bize ne sağladı? Libya'da sağlam ve sonuç alıcı bir duruş yapabilecek miyiz? Kayserililerin dediğig "Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değecek mi?

    YanıtlaSil
  3. Ordusu küçültülmüş bir Türkiye, nere ile ve nasıl mücadele edecektir? Törör ile mi, Suriye ile mi, Libya ile mi? Biraz akılcı düşünmek gerekiyor sanırım.

    YanıtlaSil
  4. Ne yazık ki,Türkiye artık ordusuz bir ülkedir!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ADAM YÖNETİME GELDİ GELELİ ASKERLERİMİZLE UĞRAŞTI ONLARI YA HAPSE YA ÖLÜME GÖNDERDİ.

      Sil
  5. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil