11 Haziran 2014 Çarşamba

BATI AVRUPA SÖMÜRGECİLİĞİ



Avrupalılar, sömürgeciliği “evrimin üst basamağındaki gelişmiş beyaz insanın”, “vahşi ülkelere” uygarlık götürme olarak gördüler. Onlar için, dünyada iki tür insan vardı; beyazlar ve diğerleri ya da Avrupalılar ve vahşiler. Asya sarı, Amerika kızıl, Afrika karaydı. Irkçılık Avrupa’da, en üstteki yöneticiden en sıradan insana dek, kabul gören bir anlayış oldu. Sömürgecilerin dünyanın her yerinde giriştiği en kanlı ve acımasız kırımlara, karşı çıkan olmadı. Avrupa sömürgeciliğini araştırıp öğrenmek, yalnızca tarihe yönelik bir çaba değildir. Yüzlerce yıl uygulanarak gelenekleşen ve neredeyse genlere işlemiş şiddet eğiliminin, günümüzdeki uygulamalarını yaşadık yaşıyoruz. “uygarlık çağı”ndaki; Hitler vahşetini, Vinetnam ve Irak kırımını, Hiroşima’yı, Sırbistanı, Libya’yı ekonomik çıkar çatışmaları olarak açıklayabiliriz. Ancak, bu çatışmalarda uygulanan sınır konmamış şiddeti anlamak için geçmişe bakmamız gerekir.

9 Haziran 2014 Pazartesi

BATININ DEMOKRATLIĞI


Kendilerini “demokratik ülke” olarak tanımlayan Batılı ülkeler, konu ekonomik çıkar ve petrol olduğunda; “demokratik nezaketlerine” kan bulaştırmaktan çekinmezler. Demokrasi, insan hakları, özgürlük söylemleri dillerinden düşmez ancak rejime ve devlete karşı işlenen suçlar sözkonusu olduğunda katıksız despotlar haline gelirler. Bölmek istedikleri azgelişmiş ülkelerde, azınlık haklarının kararlı savunucularıdırlar ancak kendi ülkelerinde hiçbir azınlığa yaşam hakkı tanımazlar. Soykırıma karşı yasalar çıkarırlar ancak soykırım yapmaktan çekinmezler. Tarihi kırım ve kıyımlarla dolu Batının “demokratik terörünü” görmek buna göre davranmak gerekir.

6 Haziran 2014 Cuma

ESKİ TÜRKLERDE DOĞAYA VERİLEN ÖNEM




Çok eski çağlara dek giden bozkır kültürünün doğayla iç içe geçip onunla bütünleşen bir derinliği vardır. Bozkır insanı, doğayla kaynaştığı için duru ve önyargısız; yaşamdan kopmadığı için de devrimcidir. Doğayla uyumlu yaşamak, yaşamın kurallarını kavramayı, bu kavrayış da dünyayı tanımayı ve anlamayı sağlayan bir düşünce zenginliği yaratır. En somut gerçek, doğa ve yaşamın kendisidir. Bu gerçeğe uyum, bozkır insanını sürekli yeniler ve geliştirir; onu olay ve olgular karşısında bilinçli ve direngen kılar, devrimci yapar.


4 Haziran 2014 Çarşamba

KUVAYI MİLLİYE VE MÜDAFAA-İ HUKUK ÖRGÜTLERİ


Kuvayı Milliye, namuslu bir adamın yastığının altındaki silaha benzer. Namusunu kurtarma umudunu yitirdiği zaman, hiç olmazsa çekip kendini vurabilir.” Mustafa Kemal

2 Haziran 2014 Pazartesi

TÜRK DEVRİM’İNDEN GERİ DÖNÜŞ – 2


Kemalist politikanın ödünlerle başlayıp karşı devrimle sonuçlanan uzun bir süreç sonunda uygulamadan kaldırılması, sanıldığı gibi 1950’lerde değil, 11 Kasım 1938’de yani Atatürk’ün ölümüyle birlikte başlamıştır. Bu, öznel bir yargı değil hükümet uygulamalarının ortaya koyduğu bir olgudur. Yaşananlar, şaşırtıcıdır ancak gerçektir. Şaşırtıcı olan, İnönü gibi her zaman Atatürk’ün yanında yer alan, Kurtuluş Savaşı ve devrimlerde büyük hizmeti bulunan bir kişinin, geri dönüş sürecinin başlamasında birincil düzeyde sorumlu olmasıdır. Bu konu ve nedenleri, ülkemizde yeterince tartışılmamış, böyle bir tartışma İnönü’ye saygısızlık olarak görülmüştür. Oysa, olaylar ve sonuçları ortadadır. Bunları inceleyip, günümüze ve geleceğe yönelik ders çıkarmak bizim sorumluluğumuzdur. İnönü gibi, Devrim’de yer alan, katkısı olan bir önderin, tarih açısından içine düştüğü durumun açıklanması gerekir. Emperyalizmi kavrayamamanın yol açtığı Batı hayranlığının nelere yol açacağını görmek ve geleceğe yönelik kendimize çizeceğimiz yolu aydınlatmak zorundayız. Geçmişten ders almalıyız.