Avrupalılar,
sömürgeciliği “evrimin
üst basamağındaki gelişmiş beyaz insanın”,
“vahşi
ülkelere”
uygarlık götürme olarak gördüler. Onlar için, dünyada iki tür
insan vardı; beyazlar ve diğerleri ya da Avrupalılar ve vahşiler.
Asya sarı,
Amerika kızıl,
Afrika karaydı.
Irkçılık Avrupa’da, en üstteki yöneticiden en sıradan insana
dek, kabul gören bir anlayış oldu. Sömürgecilerin dünyanın her
yerinde giriştiği en kanlı ve acımasız kırımlara, karşı
çıkan olmadı. Avrupa sömürgeciliğini araştırıp öğrenmek,
yalnızca tarihe yönelik bir çaba değildir. Yüzlerce yıl
uygulanarak gelenekleşen ve neredeyse genlere işlemiş şiddet
eğiliminin, günümüzdeki uygulamalarını yaşadık yaşıyoruz.
“uygarlık
çağı”ndaki;
Hitler
vahşetini, Vinetnam ve Irak kırımını, Hiroşima’yı,
Sırbistanı, Libya’yı ekonomik çıkar çatışmaları olarak
açıklayabiliriz. Ancak, bu çatışmalarda uygulanan sınır
konmamış şiddeti anlamak için geçmişe bakmamız gerekir.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
11 Haziran 2014 Çarşamba
9 Haziran 2014 Pazartesi
BATININ DEMOKRATLIĞI
Kendilerini
“demokratik
ülke”
olarak tanımlayan Batılı ülkeler, konu ekonomik çıkar ve petrol
olduğunda; “demokratik
nezaketlerine”
kan bulaştırmaktan çekinmezler. Demokrasi,
insan
hakları,
özgürlük
söylemleri dillerinden düşmez ancak rejime ve devlete karşı
işlenen suçlar sözkonusu olduğunda katıksız despotlar haline
gelirler. Bölmek istedikleri azgelişmiş ülkelerde, azınlık
haklarının kararlı savunucularıdırlar ancak kendi ülkelerinde
hiçbir azınlığa yaşam hakkı tanımazlar. Soykırıma karşı
yasalar çıkarırlar ancak soykırım yapmaktan çekinmezler. Tarihi
kırım ve kıyımlarla dolu Batının “demokratik
terörünü”
görmek buna göre davranmak gerekir.
6 Haziran 2014 Cuma
ESKİ TÜRKLERDE DOĞAYA VERİLEN ÖNEM
Çok
eski çağlara dek giden bozkır kültürünün doğayla iç içe
geçip onunla bütünleşen bir derinliği vardır. Bozkır insanı,
doğayla kaynaştığı için duru ve önyargısız; yaşamdan
kopmadığı için de devrimcidir. Doğayla uyumlu yaşamak, yaşamın
kurallarını kavramayı, bu kavrayış da dünyayı tanımayı ve
anlamayı sağlayan bir düşünce zenginliği yaratır. En somut
gerçek, doğa ve yaşamın kendisidir. Bu gerçeğe uyum, bozkır
insanını sürekli yeniler ve geliştirir; onu olay ve olgular
karşısında bilinçli ve direngen kılar, devrimci yapar.
4 Haziran 2014 Çarşamba
KUVAYI MİLLİYE VE MÜDAFAA-İ HUKUK ÖRGÜTLERİ
“Kuvayı
Milliye, namuslu bir adamın yastığının altındaki silaha benzer.
Namusunu kurtarma umudunu yitirdiği zaman, hiç olmazsa çekip
kendini vurabilir.” Mustafa
Kemal
2 Haziran 2014 Pazartesi
TÜRK DEVRİM’İNDEN GERİ DÖNÜŞ – 2
Kemalist
politikanın ödünlerle başlayıp karşı devrimle sonuçlanan uzun
bir süreç sonunda uygulamadan kaldırılması, sanıldığı gibi
1950’lerde değil, 11 Kasım 1938’de yani Atatürk’ün
ölümüyle birlikte başlamıştır. Bu, öznel bir yargı değil
hükümet uygulamalarının ortaya koyduğu bir olgudur. Yaşananlar,
şaşırtıcıdır ancak gerçektir. Şaşırtıcı olan, İnönü
gibi her zaman Atatürk’ün
yanında yer alan, Kurtuluş Savaşı ve devrimlerde büyük hizmeti
bulunan bir kişinin, geri dönüş sürecinin başlamasında
birincil düzeyde sorumlu olmasıdır. Bu konu ve nedenleri,
ülkemizde yeterince tartışılmamış, böyle bir tartışma
İnönü’ye
saygısızlık olarak görülmüştür. Oysa, olaylar ve sonuçları
ortadadır. Bunları inceleyip, günümüze ve geleceğe yönelik
ders çıkarmak bizim sorumluluğumuzdur. İnönü
gibi, Devrim’de
yer alan, katkısı olan bir önderin, tarih açısından içine
düştüğü durumun açıklanması gerekir. Emperyalizmi
kavrayamamanın yol açtığı Batı hayranlığının nelere yol
açacağını görmek ve geleceğe yönelik kendimize çizeceğimiz
yolu aydınlatmak zorundayız. Geçmişten ders almalıyız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)