20 Ekim 2014 Pazartesi

ULUS DEVLETLERİN YAŞAM SÜRESİ DOLDU MU


Ulus devlet düzeninin bugünkü bunalımı, gerçek bir uygarlık sorunudur. Bu sorunun yaratıcıları, kendilerini uygar olarak gören az sayıdaki büyük devlet ve şirket yöneticisidir. Milyonlarca insanın, kuralları ve sınırları önceden çizilmiş eşitsiz koşullarda ve gücün belirleyici olduğu bir ortamda yaşamaya zorunlu kılınması bir insanlık dramıdır. Bu drama son vererek toplumsal gelişimi sürekli kılmak ise kuşkusuz, bir gelişmişlik ölçütüdür. Bu ölçütün en belirgin göstergesi, emperyalizme karşı savaşımda erişilen düzey ve ülke çıkarlarının korunmasında sağlanan başarıdır. Günümüzün uygar insanı devleti savunmak başta olmak üzere ulusal hakları için savaşım veren insandır.

17 Ekim 2014 Cuma

KÜRESELLEŞME VE DEVLETİN KÜÇÜLTÜLMESİ


Bugün, kendi ülkelerinde devleti sürekli büyütenler, Türkiye gibi azgelişmiş ülkelerden zaten küçülmüş olan devletin daha da küçültülmesini istiyor. Türkiye’ye ve tüm az gelişmiş ülkelere kredi açmak için tarım desteklerinin kaldırılmasını şart koşanlar, kendi tarımlarına büyük fonlar ayırıyor. ABD, 1991 yılında 200 milyar doların üzerinde devletleştirme gerçekleştirdi. 2008 akçalı (mali) bunalımını aşmak için devlet hazinesini sonuna dek kullandı. Fransa’da bünyelerinde 1,5 milyon işçi çalıştıran 2498 devlet şirketi var. (1995) Japonya’da değil devlet kuruluşları, birçok özel şirketin bile hisseleri, serbestçe alınıp satılamaz. Fransa’da yabancılara yüzde 20’den çok hisse satışı yasaktır. İngiltere’de yüzde 10’dan çok hisse yabancılara satılamıyor. Almanya’da yabancı bir şirketin herhangi bir Alman şirketini güç durumda bırakarak satın alması yasaktır.

15 Ekim 2014 Çarşamba

NUTUK


Atatürk, Nutuk’u yazmak için yaklaşık dokuz ay bilgilerini yeniledi, belge topladı. Mücadele arkadaşlarıyla sıkça bir araya geldi, kendi düşünce ve hazırlıklarını aktarırken, onların “görüş ve değerlendirmelerini” aldı. Anımsıyamadığı ayrıntılar için, olayı birlikte yaşadığı insanları bulduruyor, değinmek istediği bir olayı birkaç kanaldan doğrulamadan kullanmıyordu. Gerçeği yansıtamama ya da yanlış kanı uyandırma kaygısı, çalışmasının her aşamasına egemendi. Doğruluğunu gördüğü uyarıları kesinlikle değerlendiriyor, uyarılara hak verdiğinde, günler süren çalışmasını yeniden ele almaktan çekinmiyordu. İçeriğe olduğu kadar yazılıma da önem veriyordu. Yazdığı notları derleyip son biçimini verirken, beş yüz sayfalık yapıtı “kendi elleriyle yazdı”; yüzlerce belgeyi, “bizzat kendisi toplayıp değerlendirdi.” Tümceler (cümleler), sözcükler (kelimeler) üzerinde titizlikle duruyor, dil bilgisi kurallarına aşırı özen gösteriyor; uygun olan sözcük kullanımına çok önem veriyordu.

13 Ekim 2014 Pazartesi

ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞU


Birçok insan, Osmanlı Devleti’nin 470 yıllık payıtahtı (padişahın tahtının olduğu yer) olan İstanbul’un, üstelik payıtaht tanımı aynısıyla kalarak, yeni devletin de başkenti olmasını istiyordu. Oysa, Ankara’nın başkent yapılması, basit bir kent seçimi değil, tarihsel boyutu olan önemli bir siyasi seçimdi; dünya görüşüyle ilgili bir anlayıştı. Gücünü korumak için, Anadolu’yu yüzyıllar boyu sömüren ve bu işi yabancılarla birlikte yapmaktan çekinmeyen “çürümüş İstanbul”’la hesaplaşmak, “araya mesafe koymak” gerekiyordu. Yeni devlet, çıkarcılığa dayalı Batı uyduculuğunun üstesinden gelmek ve tam bağımsızlığa dayanan özgürlükçü anlayışı egemen kılmak için, Anadolu’dan ve ortasındaki Ankara’dan yönetilmeliydi. Güçlü ve özgür bir geleceği yaratmak, “Anadolu’ya Anadolu halkının egemen olmasıyla” olanaklıydı.

11 Ekim 2014 Cumartesi

TÜRKİYE'DE NELER OLUYOR


Bir haftadır Türkiye'de sıradışı olaylar yaşanıyor. Ülke dışındaki gelişmeler, ülke içinde ayaklanmaya yönelen eylemlere gerekçe yapılıyor ve onlarca insan ölüyor. Kamu binaları, okullar ve araçlar yakılıyor. Ne istediğini bilmeyen insanlar yapay bir öfkeyle kırıp döküyor, talan yapıyor. Yaşananların kendiliğinden gelişen kitle eylemleri olmadığı açık. Açık olmayan ise amacı ve ereği. Ancak, karmaşa yaratan eylemlerin dile getirilmeyen bir ereği var kuşkusuz. Batı başkentlerinde yıllarca önce tasarlanan izlencenin (programın) bugün son aşaması uygulanıyor.2015 yılının ne anlama geldiğini /geleceğini bilmeden yaşananları anlamak ve yaşanacak olan karmaşaya önlem almak olası değil. Aşağıdaki yazıyı bu anlayışla dikkatlice okuyunuz. 2015'in önemini anlayacak ve Türkiye'yi bekleyen tehlikenin boyutunu göreceksiniz.