Ulus
devlet düzeninin bugünkü bunalımı, gerçek bir uygarlık
sorunudur. Bu sorunun yaratıcıları, kendilerini uygar olarak gören
az sayıdaki büyük devlet ve şirket yöneticisidir. Milyonlarca
insanın, kuralları ve sınırları önceden çizilmiş eşitsiz
koşullarda ve gücün belirleyici olduğu bir ortamda yaşamaya
zorunlu kılınması bir insanlık dramıdır. Bu drama son vererek
toplumsal gelişimi sürekli kılmak ise kuşkusuz, bir gelişmişlik
ölçütüdür. Bu ölçütün en belirgin göstergesi, emperyalizme
karşı savaşımda erişilen düzey ve ülke çıkarlarının
korunmasında sağlanan başarıdır. Günümüzün uygar insanı
devleti savunmak başta olmak üzere ulusal hakları için savaşım
veren insandır.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
20 Ekim 2014 Pazartesi
17 Ekim 2014 Cuma
KÜRESELLEŞME VE DEVLETİN KÜÇÜLTÜLMESİ
Bugün,
kendi ülkelerinde devleti sürekli büyütenler, Türkiye gibi
azgelişmiş ülkelerden zaten küçülmüş olan devletin daha da
küçültülmesini istiyor. Türkiye’ye ve tüm az gelişmiş
ülkelere kredi açmak için tarım desteklerinin kaldırılmasını
şart koşanlar, kendi tarımlarına büyük fonlar ayırıyor. ABD,
1991 yılında 200 milyar doların üzerinde devletleştirme
gerçekleştirdi. 2008 akçalı (mali) bunalımını aşmak için
devlet hazinesini sonuna dek kullandı. Fransa’da bünyelerinde 1,5
milyon işçi çalıştıran 2498 devlet şirketi var. (1995)
Japonya’da değil devlet kuruluşları, birçok özel şirketin
bile hisseleri, serbestçe alınıp satılamaz. Fransa’da
yabancılara yüzde 20’den çok hisse satışı yasaktır.
İngiltere’de yüzde 10’dan çok hisse yabancılara satılamıyor.
Almanya’da yabancı bir şirketin herhangi bir Alman şirketini güç
durumda bırakarak satın alması yasaktır.
15 Ekim 2014 Çarşamba
NUTUK
Atatürk,
Nutuk’u yazmak için yaklaşık dokuz ay bilgilerini yeniledi,
belge topladı. Mücadele arkadaşlarıyla sıkça bir araya geldi,
kendi düşünce ve hazırlıklarını aktarırken, onların “görüş
ve değerlendirmelerini”
aldı. Anımsıyamadığı ayrıntılar
için, olayı birlikte yaşadığı insanları bulduruyor, değinmek
istediği bir olayı birkaç kanaldan doğrulamadan
kullanmıyordu. Gerçeği yansıtamama
ya da yanlış
kanı
uyandırma
kaygısı, çalışmasının her aşamasına egemendi. Doğruluğunu
gördüğü uyarıları
kesinlikle değerlendiriyor, uyarılara hak verdiğinde, günler
süren çalışmasını yeniden ele almaktan çekinmiyordu. İçeriğe
olduğu kadar yazılıma da önem veriyordu. Yazdığı notları
derleyip son biçimini verirken, beş yüz sayfalık yapıtı “kendi
elleriyle yazdı”;
yüzlerce belgeyi, “bizzat
kendisi toplayıp değerlendirdi.”
Tümceler
(cümleler),
sözcükler
(kelimeler) üzerinde titizlikle duruyor, dil bilgisi kurallarına
aşırı özen gösteriyor; uygun olan sözcük kullanımına çok
önem veriyordu.
13 Ekim 2014 Pazartesi
ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞU
Birçok
insan, Osmanlı Devleti’nin 470 yıllık payıtahtı
(padişahın
tahtının olduğu yer) olan İstanbul’un, üstelik payıtaht
tanımı aynısıyla kalarak, yeni devletin de başkenti olmasını
istiyordu. Oysa, Ankara’nın başkent yapılması, basit bir kent
seçimi değil, tarihsel boyutu olan önemli bir siyasi seçimdi;
dünya görüşüyle ilgili bir anlayıştı. Gücünü korumak için,
Anadolu’yu yüzyıllar boyu sömüren ve bu işi yabancılarla
birlikte yapmaktan çekinmeyen “çürümüş
İstanbul”’la
hesaplaşmak, “araya
mesafe koymak”
gerekiyordu. Yeni devlet, çıkarcılığa dayalı Batı
uyduculuğunun üstesinden gelmek ve tam bağımsızlığa dayanan
özgürlükçü anlayışı egemen kılmak için, Anadolu’dan ve
ortasındaki Ankara’dan yönetilmeliydi. Güçlü ve özgür bir
geleceği yaratmak, “Anadolu’ya
Anadolu halkının egemen olmasıyla” olanaklıydı.
11 Ekim 2014 Cumartesi
TÜRKİYE'DE NELER OLUYOR
Bir
haftadır Türkiye'de sıradışı olaylar yaşanıyor. Ülke
dışındaki gelişmeler, ülke içinde ayaklanmaya yönelen
eylemlere gerekçe yapılıyor ve onlarca insan ölüyor. Kamu
binaları, okullar ve araçlar yakılıyor. Ne istediğini bilmeyen
insanlar yapay bir öfkeyle kırıp döküyor, talan yapıyor.
Yaşananların kendiliğinden gelişen kitle eylemleri olmadığı
açık. Açık olmayan ise amacı ve ereği. Ancak, karmaşa yaratan
eylemlerin dile getirilmeyen bir ereği var kuşkusuz. Batı
başkentlerinde yıllarca önce tasarlanan izlencenin (programın)
bugün son aşaması uygulanıyor.2015 yılının ne anlama geldiğini
/geleceğini bilmeden yaşananları anlamak ve yaşanacak olan
karmaşaya önlem almak olası değil. Aşağıdaki yazıyı bu
anlayışla dikkatlice okuyunuz. 2015'in önemini anlayacak ve
Türkiye'yi bekleyen tehlikenin boyutunu göreceksiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
