24 Temmuz 2022 Pazar

LOZAN’IN ÖNEMİ

 


BU YAZI METİN AYDOĞAN’IN KENDİ OLUŞTURDUĞU ARŞİVİNDEN ALINARAK YAYINLANMIŞTIR.

Lozan’da, esas görüşme ve tartışma İngiltere’yle Türkiye arasında oldu. Lord Curzon, Ankara’dan gelenleri, eski Osmanlı Türkü sanıyordu. Ancak, yanıldığını çabuk anladı. İlkelerini her şeyin üstünde tutan yurtsever bir tutum ve şaşırtıcı bir irade sağlamlığıyla karşılaştı. ’Doğulularda böyle şey olmaz, Türkler nasıl bu hale geldi’ diyerek şaşkınlığını dile getiriyor, nedenini bir türlü anlayamadığı değişimi, çözmeye çalışıyordu. Lozan’da ortaya çıkan ‘yeni Türk tipi’, ulusal hakların savunulmasında yüksek bilinç ve direnç gösteriyor; oraya neden geldiğini, neyi nasıl elde edeceğini biliyordu. Batı gazetelerinde şaşkınlık ifade eden yorumlar yapılıyor, The Times, ‘Acaba, Türkiye bir mucize ile uygar bir devlet mi oldu’ diyordu.

 

23 Temmuz 2022 Cumartesi

ERZURUM KONGRESİ

 


BU YAZI METİN AYDOĞAN’IN KENDİ OLUŞTURDUĞU ARŞİVİNDEN ALINARAK YAYINLANMIŞTIR.

 

Erzurum Kongresi’ni, Anadolu’da kurulacak bir hükümetin ilk adımı olarak görüyordu. Bu görüşü, ‘milletin güveneceği bir hükümet yaratmak için, önce o hükümetin dayanacağı bir kuvvet yaratmak gerekir. Bu da Doğu İlleri Kongresi’nin ve ondan sonra Sivas Genel Kongresi’nin toplanmasıyla olacaktır’ diyerek dile getirdi. Temelini Amasya’da attığı, ‘yeni hükümet düşüncesini’ Erzurum’da karara dönüştürdü. Kongre’yi açış konuşmasında; ‘geleceğine egemen bir milli iradenin, müdahaleden korunmuş olarak ortaya çıkışı, ancak Anadolu’dan beklenmektedir’ diyerek dile getirdi. Erzurum Kongresi’nde, devrimin iki temel ilkesi ortaya çıktı. Milli mücadele, iktidar gücünü birkaç kişinin elinde toplayan tepeden inmeci ve salt askeri bir hareket olmayacaktı. Mücadeleye halk iradesi egemen kılınacak ve ulusun içinden çıkan bir çoğunluk yönetimi oluşturulacaktı. Erzurum’dan Anadolu’ya gönderilen ileti buydu.

 

21 Haziran 2022 Salı

21 HAZİRAN 1934 SOYADI YASASI; ÜMMETTEN YURTTAŞA

 


BU YAZI METİN AYDOĞAN’IN KENDİ OLUŞTURDUĞU ARŞİVİNDEN ALINARAK YAYINLANMIŞTIR.

Eski Türkler, özgür ve katılımcı toplum düzenleri geliştirerek; bireylerin topluma bağlı, yalın ve sıradan eşitler haline gelmesini sağlamıştır. Ancak, bu eşitlik kimliksizliğe ya da soyun gözardı edilmesine asla yol açmamıştır. İlişkinlik (aidiyet) duygusu güçlü biçimde korunmuştur. Türklerde; boya, buduna, millete bağlılık, aile ve aile büyüklerine saygı, geçmişini bilme, onu koruma güçlü bir gelenekti. Oysa, Osmanlı padişahları, imparatorluğa dönüşen devleti koruma adına, saltanat makamını mutlak bir güç haline getirmek zorundaydılar. İktidarlarını korumak için, onda hak iddia edebilecek kişi ve toplulukların olmaması gerekiyordu. Tahta gözkoyabilecek bir soy bırakmamak için, Türk ailelerinden kızlarla değil, Hıristiyan kadınlarla evlendiler. Devşirmelerle, adsız ve ailesiz bir yönetici sınıf yarattılar. Batı'da sanayi devrimiyle yurttaş haline gelen insanlar, ad ve soyad alırken, Türkiye'de insanların kimliğini ve geçmişini bilmemesi için her şey yapıldı ve 1934 yılına dek soyadı kullanılmadı. Cumhuriyet bu sorunu da çözmek zorundaydı ve Atatürk'ün öncülüğünde bunu da kısa bir sürede başardı.

 

19 Mayıs 2022 Perşembe

19 MAYIS 1919: ÖZGÜRLÜĞÜN ŞAFAĞI

 


BU YAZI METİN AYDOĞAN’IN KENDİ OLUŞTURDUĞU ARŞİVİNDEN ALINARAK YAYINLANMIŞTIR.

Başarılı olabilmek için, büyük bir irade gücüne, nitelikli düşünsel donanıma ve sınırsız bir yurt sevgisine gereksinim vardı. Bu nitelikler, ‘doğal sürükleyici bir güç’ olarak onun yaradılışında bulunuyordu. Aynı nitelikler, yoksul ve eğitimsiz görünen Türk halkının mayasında vardı. İnançlı bir yurtseverin yapması gerekeni yapacak; kendi gücünü, kaynağı olan millet gücüyle birleştirerek ülkesini kurtaracak bir eyleme; ulusal bağımsızlık eylemine girişecekti. Bu girişim, kendi adına bir şey istemeyen, ‘şan ve şeref peşinde koşmayan’, yalnızca ‘geleceğin Türkiyesi üzerinde tasarladığı yapıcı düşüncelere’ yönelmiş olan bir yurtseverin tutkulu eylemiydi.

 

15 Mayıs 2022 Pazar

İZMİR’İN İŞGALİ

 


BU YAZI METİN AYDOĞAN’IN KENDİ OLUŞTURDUĞU ARŞİVİNDEN ALINARAK YAYINLANMIŞTIR.

15 Mayıs 1919 İzmir’in işgalini, yüksek rütbeli bir Fransız subayı not defterine şöyle yazmıştı: “Yunan birlikleri, çılgınca ‘zito Venizelos’ diye bağıran yerli Rumlarla birlikte, içinde direnmeme emrini alan çok sayıda Türk askerinin bulunduğu büyük kışlanın (Sarı Kışla) önüne geldiler. Bu sırada, tahrikçi bir Yunan ajanı tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı çınlattı. Bu, beklenen bir işaretti. Yunan askerleri hemen kışla karşısında mevzi aldılar ve bir ateş salvosu başladı. Kışlanın içinde ölü ve yaralılar yere serildiler... Daha sonra ateş yavaşlayınca, Türk komutan çıktı. Tehditler ve küfürler arasında, komutana bazı emirler verildi. Türk subay ve erler, kışlayı terk edecekler ve derhal gemilere bineceklerdi. Çıkış başladı, ayakta yürüyebilecek durumdaki yaralılar, arkadaşlarının yardımıyla kafileye katıldılar. Limana doğru yürüyorlardı. Hakaretler, tecavüz ve cinayetler başladı, Türk subaylar, tüfek dipçikleri ve süngülerle hırpalandılar. Üstleri arandı ve soyuldular. Hayatta kalarak oraya kadar gelebilmiş olanlara; Petris kruvazöründen, destroyerlerden, İzmir’deki Yunan Bankası ve çevresinden ve civardaki Rum evlerinden ateş açıldı. Otuzdan fazla subay vurularak, binecekleri geminin önünde rıhtıma düştü. Geri kalanlar, türlü hakaretlerle bindikleri geminin ambarına, hayvanların yanına tıkıldılar”.1