10 Kasım 2018 Cumartesi

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN YÜZÜNCÜ YILI



Birinci Dünya Savaşı 11 Kasım 1918’de bitti. Bugün yüzüncü yılı kutlanıyor. Savaşa yol açan nedenler, aradan yüzyıl geçmesine karşın farklı biçim ve yoğunluklarla bugün de sürüyor. Ekonomik dayanakları olmayan bir savaş bugüne dek görülmedi. Ticari yarışın siyasete taşınarak askeri eyleme dönüşmesi, büyük küçük tüm savaşların ortak özelliğidir. 20. Yüzyıl başında dünyanın genel bir çatışmaya gittiği görülüyordu. 1898-1914 arasında yerel ölçekli çatışmalar sürüyordu. 1914 yazında ortaya çıkan ve 1918’de bittiğinde 32 ülkenin galip konumda olduğu genel savaş, düşük yoğunluklu yerel savaşların, yoğun ve kapsamlı bir çatışmaya dönüşerek tüm dünyaya yayılmasıydı. Savaşın gerçek sorumluları, uzlaşmaz bir ekonomik yarış içine girmiş olan beş gelişmiş ülkeydi. Almanya, İngiltere, Fransa, ABD ve Japonya.


1900-1914: Savaşa Hazırlanan Dünya

19. Yüzyıl biterken Avrupa devletleri arasında sürüp giden ekonomik rekabete, iki yeni kavgacı güç katıldı. Avrupa biçiminde gelişmiş tek Avrupa dışı ülke Japonya ve ABD. Ekonomik egemenlik ve siyasi etki alanları için oluşan gerilimler, ekonomik rekabeti hızla çatışmaya hazır düşmanlıklara dönüştürmüştü.
İngiltere ve Fransa; ellerindekini koruma ve Osmanlı topraklarını, özellikle de Ortadoğu’yu ele geçirme peşindeydi. ABD, Orta ve Güney Amerika’ya daha çok açılmak, dünya pazarlarına yerleşmek istiyordu.
Japonya, Kore ve Mançurya’ya, Almanya ise elde edebileceği her yere göz dikmişti. Varsıl yoksul dünyanın tüm ülkeleri o güne dek görülmemiş bir silahlanma yarışı içindeydi. Bloklaşma eğilimi artmış, dünya paylaşım çatışmasının eşiğine gelmişti.

ABD Saldırıya Geçiyor

1899 Yılında ABD, Havana’da demirli bir savaş gemisinde, nedeni anlaşılamayan bir patlamayı gerekçe yaparak İspanya’ya savaş açtı ve kısa sürede savaşı kazandı. Küba’yı etki alanına aldı, Porto Riko’yu kendine bağladı ve Filipinler’i ele geçirerek Çin kıyılarına dek uzanan bir Pasifik gücü durumuna geldi. Emperyalist devletler arasına eylemli olarak katılmış oldu.
1899 yılında, Theodor Roosevelt konuyla ilgili olarak açık konuşuyordu: “Size, ülkemize rahat bir hayatın değil, mücadelelerle dolu bir hayatın gerektiğini söylüyorum. Yirminci yüzyıl önümüze, pek çok ulusun kaderini belirleyecek muazzam bir ufuk açıyor. Yerimizde oturursak... Sert mücadelelerden uzak durursak... Bizden daha cesur ve daha güçlü olanlar bizi geçeceklerdir”.1
1912 yılında Başkan olan Thomas Woodrow Wilson’ın (ve sonraki bütün başkanların) söylem ve eylemleri de aynı nitelikteydi. Tüm dünyaya ‘Ezilen Ulusların dostu gerçek bir demokrat’ olarak tanıtılan ve 14 maddelik ‘prensipleriyle’ ünlenen Wilson şunları söylüyordu: “Amerikan Kapitalizmi’nin temel hedefi, bütün zayıf ülkelerin hammaddeleri ve ulusal pazarlarını kendisi için açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır”.2

Japonya Yarışa Katılıyor

1868 yılında genç imparator Meiji, modern Japon devletinin temelini attı. İmparator, ordu ve aydınların başlattığı yenileşme ve sanayileşme atılımı, yoğun iç çatışmalara karşın başarılı oldu ve 19. yüzyıl sonlarında Japonya, şaşırtıcı bir güce ulaştı.
Güçlenmenin hükümet üzerinde oluşturduğu dışa açılma baskısıyla Japonya, 1894 yılında Çin’e savaş ilan etti. Japon ordusu, kısa sürede büyük başarı sağladı ve Çin donanmasını yok ederek, hem denizde ve hem de karada egemenliğini gerçekleştirdi. Kore’yi etki alanına aldı, Formoza ve Peskadar adalarını elegeçirdi ve Uzakdoğunun Kuzeyi’nde buz tutmayan tek limanı olan Port Arthur’a girdi.
Almanya, Fransa ve Rusya Port Arthur işgaline karşı çıktı ve Japonya’nın buradan çekilmesini sağladılar. Ancak, bölgedeki etkinlik savaşımı durmadı ve gerilim 1904 yılında Rus-Japon savaşının çıkmasına yol açtı. Rus Çarlığı, Sibirya demiryolunu başlatıp Mançurya’ya yaklaştı, boşaltılan Port Arthur’u işgal ederek burayı Pasifiğe açılan liman olarak kullanmaya başladı. Bu kez, Japonya Rusya’ya savaş açtı ve bu savaşı da kazandı.

İngiltere ve Fransa

Mısır ve Süveyş’e odaklanan gerilim, İngiltere ve Fransa’yı 1898 yılında, Faşoda Bunalımı adı verilen olayla silahlı çatışmanın eşiğine getirdi. Ancak, 1903 yılında anlaştılar; Fransa Mısır’ı İngiltere’ye bıraktı buna karşılık Fas’dan önemli bir pay aldı.
İngiltere, 1902’de Japonya 1907’de de Rusya ile kendisine yarar sağlayan anlaşmalar yaptı. İngilizler; dünyanın her yerinde sömürgelere, askeri üslere ve büyük bir deniz gücüne sahipti. Ancak, yine de kuşku ve gerilim içindeydi. Almanya büyük bir donanma inşa etmekteydi ve İngiltere, Alman atılımının çok yakında kendisine meydan okuyacağını biliyordu. Almanya’nın sahip olduğu sömürgeler, endüstriyel gücünün gereksinimlerine yanıt veremiyordu.

Fransa-Almanya Gerilimi

Bir dizi anlaşmazlık da Fransa ve Almanya arasında vardı. Fransa, 1870’de Almanya’ya kaptırdığı sanayi bölgesi Alsace-Lorraine’ı geri almayı siyasi gündemden hiç çıkarmıyordu. Bu iki ülke 1905 yılında Fas’ın paylaşılması nedeniyle çatışmışlardı.
Osmanlı İmparatorluğunun geleceğine yönelik hesaplar başlıbaşına gerilim kaynağıydı. Almanya, Bağdat demiryolu imtiyazlarıyla bölgede etkinliğini arttırmayı başarmıştı. Bu etkinlik dünya savaşına dek artarak sürecektir.

Osmanlı İmparatorluğu

Büyük devletler arasındaki çatışmalardan en çok etkilenen iki ülkeden; Osmanlı İmparatorluğu’nda 1908, Çin İmparatorluğu’nda ise 1911’de başarıya ulaşmayan demokratik devrimler oldu. Bitkisel yaşama girmiş bu iki imparatorlukta bu tür girişimler, çözülmeyi durduramadığı gibi yeni sorunların ortaya çıkmasına neden oldu.
1911’de İtalya Trablusgarp’a (Libya) girdi. 1912 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nu çok güç durumda bırakan Balkan Savaşı başladı. Türkiye için yıkım olan bu savaşta, Bulgarlar Edirne’yi alıp Çatalca’ya dek geldi ve büyük devletlerin uyarılarıyla durduruldu. Osmanlı İmparatorluğu bir kaç yıl içinde Trablusgarb’ı ve Balkanlar’da elinde kalan tüm toprakları yitirdi.

Bahanesi Aranan Savaş

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun veliahtı Arşidük Franz Ferdinand, 28 Haziran 1914’de Saraybosna’da, Gavrilo Princip adlı Bosnalı bir milliyetçi tarafından öldürüldü. Düzenleyenlerin 20 yaşından küçük öğrencilerin oluşturduğu amatörce hazırlanmış bu suikast, Birinci Dünya Savaşı’nın görünen gerekçesi oldu. 28 Temmuz’da Avusturya Sırbistan’a, 1 Ağustos’ta Almanya Rusya’ya, 3 Ağustos’ta Fransa Almanya’ya, 4 Ağustos’ta İngiltere Almanya’ya savaş ilan etti. Avrupa’nın büyük güçleri tüm dünyaya yayılacak kanlı bir çatışmayı başlattı.
Bosna’daki bir suikastla Almanya’nın Rusya’ya savaş açmasının ne gibi bir ilişkisi olabilir? Fransa’nın 40 yıllık Alsace sorunu Avusturya’yı, Sırbistan’ın geleceği Fransa’yı, Alman-Rus çatışması İngiltere’yi neden ilgilendiriyor? Dağılma noktasındaki Osmanlı İmparatorluğu, ‘devler’ savaşına niçin katıldı? Kitleleri felakete sürükleyen karar vericiler bu gücü nereden alıyor?

Büyük Saflaşma ve Yitik

İngiltere, Fransa, Japonya, İtalya, Rusya ve sonradan ABD bir yanda, Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan öbür yanda yer aldı. Savaşta yalnızca Avrupa ve Ortadoğu’da 14 742 296 sivil, 9 120 208 asker öldü. Bu sayı, elli ay süren savaş süresince her gün 15 699 insanın ölmesi demekti.3
Ekonomik ve toplumsal yitikler, insan yitiği kadar ağırdı. Yitirilen maddi servet hesaplanamamaktadır. Fransa’nın yalnızca Alman işgaline uğrayan bölgelerinde 300 bin ev tümüyle yıkılmış, 6 bin fabrikanın makinaları sökülerek Almanya’ya taşınmış, Lilli ve Sedan’daki bütün tekstil makinaları parçalanmış, 112 maden ocağı çalışamaz duruma getirilmiş, 2000 bira fabrikası tahrip edilmiş, 1000 köprü ve 2000 km tren yolu havaya uçurulmuştur.
Buna karşılık savaş sonunda galip devletlerinin Almanya’yı kuşatma altına almaları nedeniyle 500 000 Alman açlıktan ölmüştü. Ancak, Almanlar da savaş sırasında beş hastane gemisini torpillemiş, 12 milyon tonilatonluk yüzlerce silahsız gemiyi habersiz batırmıştı.4
Bu savaşta ilk kez kimyasal silah yaygın biçimde kullanıldı. Bu silahlarla yalnızca insanlar değil tüm canlı türleri öldürüldü. Geniş tarım toprakları verimsiz alanlara dönüştü. Denizaşırı ülkelerden getirilen sömürge askerleri kavrayamadıkları bir savaşın içinde yok olup gittiler. ‘Uygarlığın beşiği’ Avrupa vahşi bir çatışmanın merkezi haline gelmişti.

Savaşın Sonuçları

Birinci Dünya Savaşı kendisinden çok, doğurduğu sonuçlarla önem kazandı. Hükümetler alışılmadık bir devingenlik ve yaygınlıkla yönetimlerden uzaklaştırıldı. Güçlü ve hiç yıkılmayacakmış gibi görünen rejimler, ard arda ortadan kalktı. Yalnızca eski ve yaşam süresini doldurmuş imparatorluklar değil, köklü yönetim gelenekleri olan devletler de derinden sarsıldı. Üç yüz yıllık sömürgecilik, ulusal tepkilere direnemez duruma geldi ve yerini günün koşullarına uygun yeni bir egemenlik düzenine bırakarak tarih sahnesinden çekildi.
1917 Rus Devrimi, Çarlığı bütün toplumsal boyutlarıyla ortadan kaldırmakla kalmadı, küçük ölçekli Paris Komünü’nden sonra, ilk sosyalist devlet girişimini başlattı. 76 yıl ayakta kalabilen Sovyet Devleti, 20. yüzyıl dünya siyasetine her aşamada ağırlığını koydu ve dönemin iki büyük gücünden biri oldu.
Savaş sonunda ABD dışındaki tüm ülkelerin ekonomik göstergeleri 1914’ün gerisine düşmüştü. Üretimde görülen büyük boyutlu gerilemeler, dünyanın en varsıl kıtasında yaygın bir açlık sorununun yaşanmasına neden oldu. Fransa ve İngiltere 7 milyar dolar borçlandı. Batı Avrupa ülkeleri savaş öncesinde dünya ticaretinin üçte ikisini elinde tutarken, savaş sonrasında bu oran beşte iki’ye düştü. Para her ülkede değer yitirdi. Savaş sonrasında dünya altın stoğunun yüzde 50’sini elinde tutan ABD önemli bir akçalı üstünlük sağladı.5

Türklerin Etkisi

Türklerin dünya savaşındaki etkinliği bilinenden çok olmuştur. İngiltere ve Fransa, askeri gücünün önemli bir bölümünü Mısır, Ortadoğu, Kafkasya’ya ayırmak zorunda kaldı. Çanakkale Savaşı, I. Dünya savaşının yazgısını belirleyen sonuçlara kaynaklık etti.
Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın kapatılmasıyla Rusya’nın, Karadeniz Limanlarından yaptığı buğday dışsatımı sona erdi ve dünyayla ilişkisi kesildi. Bağlaşıkları Rusya’ya yardım yapamadı. Rusya’nın dışsatımı yüzde 98, dışalımı yüzde 95 azaldı.6
Nüfusu kalabalık, öz kaynakları yetersiz büyük bir ülkenin bu duruma dayanması güçtü. “Türkiye’nin boğazları kapatması, Rusya’da ihtilalle sonuçlanacak ortamın oluşmasını sağlayan nedenler arasında yer aldı”.7
1919-1923 Türk Ulusal Bağımsızlık Savaşımı, dünya savaşının amaçlarına ters düşen başarısıyla herkesi şaşırttı ve beklenmedik bir boyut kazandı. O güne dek hiçbir yerde başarısızlığa uğramamış emperyalist işgalciler, Anadolu’da yenildi ve ulusal bağımsızlık devinimleri dünyanın her yerine yayıldı. Türk devrimi kazanılmış ilk anti-emperyalist savaş olarak yoksul uluslara örnek oldu ve evrensel bir boyut kazandı.

Almanya’nın Durumu

Savaşın yitiklerinin yükü altındaki Almanya, Versailles Antlaşması’yla ödenmesi olanaksız ağır savaş ödencesine (tazminatına) mahkum edilmiştir. Savaş suçlusu ilan edilmiş, sömürgeleri elinden alınmış, toprakları küçültülmüş, orduları dağıtılarak silah üretmesi ve satınalması yasaklanmıştır.
İngiliz Politikacı Sir Abckland Geddes’in sözleri o günlerdeki Almanya’ya bakış açısını yansıtmaktadır; “Almanya’yı bir limon gibi son damlasına kadar sıkacağız. Ellerinden son kuruşlarını alana dek ceplerini arayacağız”.8

İngiltere ve Fransa

İngiltere ve Fransa savaştan yengiyle çıkmış görünüyordu. Ancak, bu yengi onlar için gerçek bir Pirus (Pyrrhus) zaferiydi. (Pyrrhus Zaferi: Epeiros kralı Pyrrhus, İ.Ö.280 yılında kazandığı Herakleia zaferinden hiç bir biçimde yararlanamadı. Bu terim siyasi söylemde kazananı olmayan savaş anlamında kullanılmaktadır.)
Savaş öncesi yapılan paylaşım anlaşmaları büyük oranda uygulanamadı. Ortadoğu petrol bölgesinde elde edilen yeni etki alanları dışında bir kazanç söz konusu olmadı. Buna karşın, Sömürgelerde kurulmuş olan yönetim yetkesi (otoritesi) sarsıldı. 22 milyon kilometrekarelik Rusya “yitirildi”, Osmanlı İmparatorluğu yeterince paylaşılamadı. ‘Üzerinde güneş batmayan’ İngiliz Sömürge İmparatorluğu çöküş sürecine girdi.

İdeoloji Çatışmaları

İdeolojik temele dayalı politik tepki, Rusya ile sınırlı kalmadı. Almanya’da donanma askerlerinin de katıldığı bir sosyalist ayaklanma ortaya çıktı ancak bastırıldı.
Macaristan’daki ayaklanmada ise, 1919 Martı’yla Temmuz’u arasında sovyetik bir hükümet kuruldu.
İtalya’da yoğun toprak işgalleri ve geniş kapsamlı genel grevler ortaya çıktı. Toplumsal sorunlarını çözemeyen İtalya, 1922 yılında Faşist yönetim altına girdi.
1924’de İngiltere tarihinde ilk kez, işçi sınıfını temsil ettiğini söyleyen İşçi Partisi, hükümette yer aldı. Buna karşın 1926 yılında yaygın işçi grevleri yaşandı.

Bitmemiş Savaş

1918’de silahlar bırakıldığında sonuçtan, yenilenler kadar yenenler de hoşnut değildi. Savaş gerçekten bitmiş miydi? Yoksa süresi belirlenmemiş bir ‘ateşkes’ miydi sözkonusu olan? Savaşa neden olan istem ve eğilim sahipleri sonuçtan hoşnut muydu? Yenilenler düştükleri konumu uzun süre kabullenecekler miydi?... Soruların yanıtları kısa bir süre içinde ortaya çıktı. 1920’lerde başlayan hazırlıklardan sonra 1939’da ikinci büyük paylaşım savaşının gündeme gelmesiyle, 1918 silah bırakışmasının 21 yıllık bir ‘ateşkes’ olduğu ortaya çıktı.

DİPNOTLAR

1       “The Strenuous Life” Hamilton Clup, Chicago IL, 10 Nisan 1899, ak. Jeffry E.Garten, “ Soğuk Barış” Sarmal Yay. sf.261
2       “History of the American People” Thomas Woodrow Wilson 5.Cilt sf.296 ak; Yağmur Adsız, “Bir Hürriyet Havarisinin Sabıka Dosyası” Boyut Yay. sf.281
3       “1.Dünya Savaşının Dökümü”, 20.yy Tarihi, sf.451
4       “Avrupa 1919” Martin Gilbert, 20.yy Tarihi, sf.458 ve Larousse sf.3446
5       “Larousse” sf.3448
6       “Dünya 1914-1916” General J.L.Moulton, 20.yy Tarihi, sf.345
7       “Türkiye 1914” Richard Humble, 20.yy Tarihi, sf.345
8       “Avrupa 1919” Martin Gilbert, 20.yy. Tarihi, sf.458

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder