6 Ağustos 2015 Perşembe

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1939-1945)


Büyük şirket yöneticileri, hükümet yetkilileri ve bunların hizmetindeki politikacılar dışında; çok az insan savaş istiyordu. İlk savaşın bitiminden henüz 21 yıl geçmiş, bu savaşta çarpışan insanların çoğu, henüz emekli bile olmamıştı. ‘Noel’de biter’ denilen birinci savaş tam dört yıl sürmüş ve 30 milyon insanın ölümüne yol aşmıştı. Avrupa nüfusunun yüzde 70’i savaşın acılarını yaşamıştı. 3 Eylül 1939 akşamı, İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş ilan ettiğinde, bir öncekinde olduğu gibi, Londra sokaklarında, utku umutlarını taşıyan törenler yoktu. Bu kez Paris’in bulvar kahvelerinde çıt çıkmıyordu.

4 Ağustos 2015 Salı

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI FRANSA (1918-1939)



Fransa, Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldığında Ortadoğu’da kendisine, Irak ve Basra’ya göre çok daha ‘değersiz’ olan Suriye kalmıştı. Almanya’dan alınan küçük Alsace-Lorraine’den başka bir toprak kazancı olmamıştı. ABD, Japonya ve İngiltere Pasifik ve Çin için savaşım verirken Fransa, ‘verimli’ işletemediği Vietnam’da sıkışıp kalmıştı. Rusya’da yitirilen sermaye büyük boyutluydu. Yapılmak istenen askeri karışmalar başarılı olamıyor, Rusya’ya gönderilen savaş gemilerinde Sovyet yanlısı ayaklanmalar çıkıyordu.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI İNGİLTERE (1918-1939)



Büyük devletlerin dış politikalarında dostluk ve güvene yer yoktur. Çıkar kaygılarının güvensiz ortamında her şey her an değişebilir. Bugünün dost görüneni yarın açgözlü bir düşman, düşmanı da uysal bir dost olabilir. İlişkilerde belirleyici öğe; ulusal çıkar ve kazançtır. İki dünya savaşı arasında Pasifik’te yaşanan gelişmeler, bu gerçeğin çarpıcı bir kesitini oluşturur. Yüzyıl başında zirvede olan İngiltere, eski gücünü yitirince yerini hemen daha güçlü olana bırakmak zorunda kalmıştır. Uluslararası pazar, bir kurtlar sofrasıdır ve bu sofrada geçerli olan tek değer, güçlü olmaktır.

2 Ağustos 2015 Pazar

ERZURUM KONGRESİ (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919)


Başarılı olabilmek için, “büyük bir irade gücüne”, nitelikli düşünsel donanım ve sınırsız bir yurt sevgisine gereksinim vardı. Bu nitelikler ise, “doğal sürükleyici bir güç” olarak onun yaradılışında bulunuyordu. Aynı nitelikler, yoksul ve eğitimsiz görünen Türk halkının doğal yapısında da vardı. İnançlı bir yurtseverin yapması gerekeni yapacak; kendi gücünü, kaynağı olan millet gücüyle birleştirerek, ülkesini kurtaracak bir eyleme, ulusal bağımsızlık eylemine girişecekti. Bu girişim, kendi adına bir şey istemeyen, “şan ve şeref peşinde koşmayan”, yalnızca “geleceğin Türkiyesi üzerinde tasarladığı yapıcı düşüncelere” yönelmiş olan bir yurtseverin tutkulu eylemiydi.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI DÜNYA (1918-1939)


Dünya Savaşı sonrasında dünyanın hemen her yerinde yaşanan; ekonomik, politik ve askeri olaylar, dünyanın yeni bir çatışmaya doğru gittiğini gösteriyordu. Emperyalist devletler, kendi aralarında savaşım içindeyken, birlikte ya da ayrı ayrı Sovyetler Birliği ve Ulusal Bağımsızlık devinimleriyle uğraşmak zorundaydı... Kendi aralarındaki güvensiz ve çıkara dayalı ilişkiler, taşıdığı yüksek çatışma eğilimiyle dünyayı, yeni ve kanlı bir savaşa götürüyordu. Avrupa ve Uzakdoğu’da politik ilişkiler, uluslararası sürtüşmelerin yarattığı denetimsiz bir güçle ısınmayı sürdürüyordu.