Türkiye’de, ‘tarihin yeniden yaşanması’ biçiminde ilginç ve tehlikeli bir
dönem yaşanıyor. Ulusal varlık, şiddetini giderek arttıran sistemli bir baskı
altında. İçerde ekonomik yapı ve kamusal düzen çökerken, dışarda karmaşık ilişkilere
girilmektedir. Kıbrıs’tan işgal edilen adalara, İsrail’den hazine altınlarına,
Varlık Fonu’ndan Suriye olaylarına dek; bir dizi uygulama esrarını
korumaktadır. Türk halkı, bilmediği ve anlamadığı uygulamalarla düşünsel
karmaşa içine sokulmuşken; rejim değişikliğini içeren ‘başkanlık düzeni’
gündeme sokulmuş, Seçim Yasası’nda kuşkulu değişiklikler yapılmıştır. Türkiye,
sancılı bir geleceğe doğru yol almaktadır. Dışarda; nerede, kimlerle, neler
konuşulduğu, ne anlaşmalar yapıldığı bilinmemektedir. Yabancılarla yapılan kimi
görüşmelere, devlet yetkilisi bürokratlar alınmamaktadır.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
13 Haziran 2019 Perşembe
10 Haziran 2019 Pazartesi
EGE SORUNU, YUNANİSTAN VE AKP
Karasuları, Hava Sahası, Kıta Sahanlığı, ada işgalleri
ve Yunan Adalarının Silahlandırılması’ndan oluşan Ege “sorunu”, özgünlüğü
olan bir konular bütünüdür. Yunanistan, arkasına aldığı uluslararası desteğe
dayanarak; Ege konusunu dilediği gibi yorumluyor, kararlar alıyor ve aldığı
kararları uyguluyor. Türkiye’deki yetersiz yönetimi bir fırsat olarak görüyor
ve arkasına aldığı uluslararası destekle Türkiye’ye karşı siyasi üstünlük
sağladığına inanıyor. Ada işgal ediyor, karasularını 12 mile
çıkarıyor ve bunları Türkiye’ye kabul ettiriyor. Yakın gelecekte, kıta
sahanlığı konusunu gündeme getirmeye hazırlanıyor.
ABD’NİN TÜRKİYE’YE GİRİŞİ
Amerikan donanmasının Missouri Zırhlısı, 5 Nisan
1946 günü İstanbul’a geliyor ve büyük törenlerle karşılanıyordu. O günlerde
TBMM’de inanılması güç konuşmalar yapılıyor, Atatürk’ün tüm yaşamını
adayarak sağladığı tam bağımsızlık, ulusal onur gibi kavramlar adeta yok
sayılıyordu. Başbakan Şükrü Saraçoğlu, o günlerde, Amerika’ya 4.5 milyon
dolarlık borcun ödenmesi üzerine yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Hepimiz
inanıyoruz ki, biz bu parayı vermekle borcumuzun yalnız maddi kısmını ödüyoruz.
Amerika’ya, bir de manevi borcumuz vardır ki; onu da, hürriyet, adalet,
istiklâl ve insanlık davalarında Amerika’nın bulunduğu saflarda bulunmak
suretiyle ödemeye çalışacağız”. Aynı günlerde, İstanbul Milletvekili Hamdullah
Suphi Tanrıöver Meclis’te; “Dünyaya
ışık nereden geliyor? Bu ışığın bir kaynağı var. Işık Amerika’dan geliyor. Ümit
nereden geliyor, Amerika’dan geliyor” derken; Bursa Milletvekili M.Baha Pars: “Bugün
bu büyük milletin, Amerika’nın insanlığa yaptığı yardımı hatırlayıp
teşekkür ederken, peygamber gibi temiz ve kusursuz Roosvelt’i ve onun halefi
olan, kıymetli devlet ve millet adamı Truman’ı hürmetle selamlarım” diyordu.
7 Haziran 2019 Cuma
ABD’YLE ÇATIŞILIYOR MU?
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan, son birkaç yılda, Batı’yla özellikle de ABD’yle çelişkileri
olduğunu gösteren açıklamalar yaptı; ABD'yle çatıştığı izlenimi verdi. Açıklamaları değerlendiren bir kısım
yorumcu; ‘Erdoğan’ın Washington’un verdiği desteği yitirdiğini’, ‘üzerinin çizildiğini’ ya da ‘Batı gözünde miyadının dolduğunu’ söyledi.
Bir başka kesim; ‘AKP’nin dış politikada
ister istemez Atatürkçü politikaya döndüğünden’, ‘vatan savunmasından’ hatta ‘anti-emperyalist
tutumdan’ söz etti. Yandaş kesim ise; ‘yedi
düvelle mücadele ettiğini’, ‘dik ve
sağlam bir ulusal duruş gösterildiğini’, ‘Batı’ya diz çöktürüldüğünü’ söyledi. Televizyon konuşucuları
bunları anlattı, gazeteler bunları yazdı.
3 Haziran 2019 Pazartesi
SEVR VE TÜRK ORDUSU
Sevr’i
incelemenin, insana acı veren bir yanı vardır. Yüzyıl önce, Kurtuluş Savaşı ve
Türk Devrimi’yle önlenen
bu emperyalist saldırının, bugün uygulanan politika haline gelmesi, örneği
olmayan toplumsal bir trajedidir. Antlaşma’nın siyasi ve ekonomik koşulları, Atatürk’ün ölümünden sonraki süreçte
özellikle de 2000’den sonra hemen tümüyle gerçekleşti. Türk Silahlı Kuvvetleri,
1952’de NATO’ya girişle büyük zarar gördü ama kendini bugüne dek korumayı
bildi. Ancak, 15 Temmuz’dan sonra yürürlüğe koyulan OHAL kararlarıyla, Sevr’in
orduyla ilgili koşulları 96 yıl sonra uygulandı ve ordu büyük oranda bir tür güvenlik
gücüne dönüştürüldü. Bu gerçeği, Sevr Antlaşması’nı inceleyen herkes kolayca
görecektir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



