14 Ocak 2018 Pazar

ZÜBEYDE HANIM’IN ÖLÜMÜ VE MUSTAFA KEMAL’İN “NAMUS VE VİCDAN YEMİNİ”


Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923 günü öldü. 13 gün sonra 27 Ocak’ta İzmir’e gelen Mustafa Kemal, annesinin mezarı başında, bugün herkesin ders alması gereken bir konuşma yaptı ve şunları söyledi: “Annemin ruhuna ve bütün ecdat ruhlarına sözvermiş olduğum vicdan yeminini tekrar edeyim. Annemin kabri önünde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum. Bu kadar kan dökülerek milletin elde ettiği ve sağlamlaştırdığı egemenliğin korunması ve savunulması için gerektiğinde annemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Ulusal egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.” Bu konuşma, günümüzdeki şarlatanlıklarla dolu ihanet ortamında, yolunu ve kimliğini yitirenlere uyarı olsun, onlara doğru yolu göstersin.

10 Ocak 2018 Çarşamba

İNÖNÜ’DEN SAKARYA’YA


Mustafa Kemal’in; “Devrim tarihimizin yeni bir sayfası” dediği İnönü Savaşları’nın birincisi, 10 Ocak 1921 günü kazanıldı. Sakarya ve Başkomutanlık Savaşları’na temel oluşturan, “yaşamsal dönüm noktası” niteliğindeki bu zafer, Kurtuluş Savaşı’nın yazgısına yön veren ilk cephe yengisiydi. Donanımı yetersiz ordu, bu savaşı “kar altında çıplak ayakla” kazanmıştı.

Türk Ordusu, sayı ve silah olarak daha güçsüz olmasına karşın, Yunan Ordusu’nu İnönü’de iki kez yendi. Kurmay çalışmalarında ve savaş stratejisi belirlemede, Yunanlılara karşı açık bir üstünlüğe sahipti. Türk komutanların askerlik sanatında “kendilerinden üstün olduğunu bir türlü kabul edemeyen” Yunan subayları, yenilgiyi bir takım gerçek dışı söylentilerle açıklamaya çalışıyordu. Yunanlılar’a göre, Türk topçusu bu kadar iyi atış yapabildiğine göre, kesinlikle Rus ya da Alman subaylarının komutasındaydı; siperler içinde kuşkusuz İtalyan istihkamcıları vardı; piyade erleri ise Fransız subayların emrindeydi!
 

6 Ocak 2018 Cumartesi

ATATÜRK’ÜN DIŞ SİYASETİ



Atatürk, uyguladığı dış politikayla; Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Rusya’dan Basra’ya dek geniş bir alanı, emperyalist devletlerin etkili olamadığı barış bölgesi durumuna getirdi. Bu başarı, aynı zamanda, Türkiye’nin dört bir yanının, dostluğa dayalı, sağlam bir güvenlik kuşağıyla çevrelenmesi demekti. Yunanistan’la olan göç ve azınlık sorunlarını çözdü, Boğazlar üzerindeki egemenlik sınırlamasını Montreux’de kaldırttı. Hatay sorununu Türkiye’nin istediği biçimde sonlandırdı. Türkiye adına öyle bir saygınlık yaratmıştı ki, tüm çevre ülkeleri, aralarındaki herhangi bir sorunu çözmek için, Türkiye’nin hakemliğini severek kabul ediyordu.

30 Aralık 2017 Cumartesi

2018 VE YURTSEVERLERİ BEKLEYEN GÖREV


Türkiye, bugün 1938’in değil, 1919’un koşullarını yaşıyor. Gizli işgale dönüşen dışa bağımlılık, ulusal varlık için kalıcı sorunlar yaratıyor. İktidar sahipleri, ele geçirdikleri devlet gücünü yitirmemek için, her yolu meşru sayan bir tutum içindeler. Halk yoksul ve sahipsiz. Büyük bir bölümü dostu, düşmanı seçemiyor. Gelinen noktanın sorumluluğunu taşıyan çıkar peşindeki politikacılar, ayrıcalıklarını korumak için; tedirginlik yaratan ve halkı çatışmayla tehdit eden tehlikeli bir yola giriyor. Ekonomik çöküntüyle yaratılan karmaşa ve yoksunluk içinde Türkiye, göz göre göre dağılmaya doğru gidiyor. Durumun ayırtına varanlar, henüz yeterince örgütlü değil. Ancak, ülkenin geleceğinden kaygı duyanların sayısı artıyor. Kaygı, giderek mücadeleye dönük toplumsal tepkiye dönüşüyor. İnsanlar, peşinden gideceği bir önder bekliyor ve ‘dip dalgası’ yükseliyor. Ülke, yurtseverleri göreve çağırıyor.

27 Aralık 2017 Çarşamba

ENDONEZYA BAĞIMSIZLIK DEVİNİMİ


Sömürgeci Hollanda; 27 Aralık 1949 günü, 1945 yılında ilan edilen bağımsızlığı kabul etti ve Endonezya halkı, 344 yıl sonra özgürlüğüne kavuştu. 17.805 adadan oluşan, dünyanın bu en kalabalık Müslüman ülkesi; Avrupalılar gelmeden önce sakin bir yaşam sürüyordu. Çin, Hint ya da Arap tüccarlarıyla ticaret yapıyor, başka Güney Doğu Asya ülkeleri gibi, düzen içinde yaşıyordu.  Önce, 1511 yılında Portekizliler geldi. Acentalarını kurdular, kaleler ve zindanlar yaptılar. Askerlerine ve silahlarına dayanarak, şiddete dayalı acımasız bir sömürü düzeni kurdular. 450 yıl boyunca Avrupa’dan gelenlerin ulusları değişti ancak bu düzen değişmedi. Altın ve baharatla başlayan talan ticareti kauçuk, teneke ve petrolle sürdü.