23 Mayıs 2020 Cumartesi

SÜMERBANK; BİR CUMHURİYET DESTANI



Sümerbank, sözcüğün gerçek anlamıyla, Anadolu’nun paçavralar içindeki çilekeş halkını giydirdi, çıplak ayağını çamurdan kurtardı. Yoksul insanların giyim kuşamını, çocuklarının bayramlıklarını, okul çantalarını, defter kalemini sağladı. Orduya postal, kaput üretti. Memura takım elbiselik yün kumaş verdi. Bunlarla yetinmedi. Tuğla, kiremit, sunta fabrikaları açtı. Demir-çelik tesisleri, çimento fabrikaları, kâğıt ve selüloz tesisleri kurdu. Sümerbank, yalnızca ekonomik bir yatırım değil, toplumsal ve kültürel bir tasarımdı. Bu yatırımlara, ‘Atatürk’ün Sosyal Fabrika Projesi’ adı verilmişti.

19 Mayıs 2020 Salı

19 MAYIS 1919: ÖZGÜRLÜĞÜN ŞAFAĞI



Başarılı olabilmek için, büyük bir irade gücüne, nitelikli düşünsel donanıma ve sınırsız bir yurt sevgisine gereksinim vardı. Bu nitelikler, ‘doğal sürükleyici bir güç’ olarak onun yaradılışında bulunuyordu. Aynı nitelikler, yoksul ve eğitimsiz görünen Türk halkının mayasında vardı. İnançlı bir yurtseverin yapması gerekeni yapacak; kendi gücünü, kaynağı olan millet gücüyle birleştirerek ülkesini kurtaracak bir eyleme; ulusal bağımsızlık eylemine girişecekti. Bu girişim, kendi adına bir şey istemeyen, ‘şan ve şeref peşinde koşmayan’, yalnızca ‘geleceğin Türkiyesi üzerinde tasarladığı yapıcı düşüncelere’ yönelmiş olan bir yurtseverin tutkulu eylemiydi.

14 Mayıs 2020 Perşembe

İZMİR’İN İŞGALİ



15 Mayıs 1919 İzmir’in işgalini, yüksek rütbeli bir Fransız subayı not defterine şöyle yazmıştı: “Yunan birlikleri, çılgınca ‘zito Venizelos’ diye bağıran yerli Rumlarla birlikte, içinde direnmeme emrini alan çok sayıda Türk askerinin bulunduğu büyük kışlanın (Sarı Kışla) önüne geldiler. Bu sırada, tahrikçi bir Yunan ajanı tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı çınlattı. Bu, beklenen bir işaretti. Yunan askerleri hemen kışla karşısında mevzi aldılar ve bir ateş salvosu başladı. Kışlanın içinde ölü ve yaralılar yere serildiler... Daha sonra ateş yavaşlayınca, Türk komutan çıktı. Tehditler ve küfürler arasında, komutana bazı emirler verildi. Türk subay ve erler, kışlayı terk edecekler ve derhal gemilere bineceklerdi. Çıkış başladı, ayakta yürüyebilecek durumdaki yaralılar, arkadaşlarının yardımıyla kafileye katıldılar. Limana doğru yürüyorlardı. Hakaretler, tecavüz ve cinayetler başladı, Türk subaylar, tüfek dipçikleri ve süngülerle hırpalandılar. Üstleri arandı ve soyuldular. Hayatta kalarak oraya kadar gelebilmiş olanlara; Petris kruvazöründen, destroyerlerden, İzmir’deki Yunan Bankası ve çevresinden ve civardaki Rum evlerinden ateş açıldı. Otuzdan fazla subay vurularak, binecekleri geminin önünde rıhtıma düştü. Geri kalanlar, türlü hakaretlerle bindikleri geminin ambarına, hayvanların yanına tıkıldılar”.1

9 Mayıs 2020 Cumartesi

TORYUMUN ÖNEMİ VE UÇAK KAZASI



30 Kasım 2007 günü, Isparta’da bir yolcu uçağı düştü ve 7’si mürettebat 57 kişi yaşamını yitirdi. Yitik yalnızca 57 kişinin yaşamını yitirmesi değildi. Türk bilimi, yeri çok zor doldurulacak en ileri bilimcilerini yitirmişti. Prof. Dr. Engin Arık, Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan ve Mustafa Fidan, Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat’ın yaşamları bu kazayla sonlanmıştı. Bu bilim insanları, Türkiye’de Toryum, Türk Hızlandırıcı Projesi, Bilim Kenti ve CERN süreciyle ilgili çalışmalar ve değeri ülke düzeyini aşan araştırmalar yapıyorlardı. Engin Arık, Toryumu, 21. yüzyılın madeni olarak görüyor, ilgilileri bu yönde bilgilendiriyordu. “Yalnızca Isparta’da bulunan Toryum rezervi, Türkiye’nin 100 yıllık enerji gereksinimini karşılayacak düzeydedir” diyordu.

6 Mayıs 2020 Çarşamba

GENÇLİĞİN İDAMI



Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 günü idam edildi. 1968’den beri süren öldürmeler dönemi, en üst noktaya taşınacak, anti-emperyalist gençliğin üç önderi, halka gözdağı vermek için asılacaktı. Daha önce, 21 Mayıs 1971’de İbrahim Öztaş, İzmir’de sarıldığı evde öldürülmüştü. On gün sonra, 31 Mayıs’ta; Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alparslan Özüdoğru Nurhak dağlarında; bir gün sonra da 31 Mayıs’ta, Hüseyin Cevahir İstanbul’da Mahir Çayan’la sarıldıkları evde öldürüldü. 19 Şubat 1972’de Ulaş Bardakçı, 4 Mayıs 1972’de Niyazi Yıldızhan sarıldıkları evde öldürüldü. 30 Mart 1972’de; Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna, Saffet Alp Kızıldere’de katledildi. Resmi şiddet, yalnızca örgüt önderlerine değil, üniversite gençliğinin tümüne yönelmişti. Öğrenciler fakültelerinde teker teker değil; gruplar, hatta sınıflar halinde tutuklanıyordu. Türkiye açık hapishane haline getirilmiş, o güne dek görülmemiş bir insan avı başlatılmıştı. Sokaklar, aranan öğrencilerin resimli afişleriyle donatılmış, ihbar edilmeleri isteniyordu. Binlerce öğrenci, sığınıp saklanacağı yer arar hale gelmişti. ODTÜ’nde, gözaltıların çokluğu nedeniyle öğrenciler stadyumda toplanmış, orada sorgulanıyordu.