19 Şubat 2019 Salı

HALKEVLERİ



Halkevleri, 19 Şubat 1932’de kuruldu. Amacını; “Türk ulusunu; bilinçli, birbirini anlayan, birbirini seven, ortak ülküye bağlı bir halk kitlesi haline getirmek” olarak açıklamıştı. Devrimler halka anlatılacak; kültürel yaşam, canlandırılacaktı. Yüzyıllarca bağnazlığın baskısı altına ezilen Anadolu halkı; yurt ve dünya sorunları hakkında bilgi sahibi olan, doğru düşünebilen ve olaylar karşısında kendi kanısını çekinmeden belirtebilen kişiler haline getirilecekti. Kulluğun yerini yurttaşlık alacaktı. Halkevleri tüzüğünün Birinci Maddesi’nde şunlar yazılıydı; “Halkevleri, kalplerinde ve dimağlarında memleket sevgisini mukaddes bir heyecan halinde duyanlar için toplanma ve çalışma yeridir. Bu nedenle Halkevlerinin kapıları bütün vatandaşlara açıktır”.(x)

17 Şubat 2019 Pazar

EŞREF BİTLİS’İ ANARKEN



Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis,17 Şubat 1993 Çarşamba günü bindiği uçağının düşmesi sonucu, yanındaki 3 subay ve 1 astsubayla birlikte şehit oldu. Dönemin yetkilileri, uçağın buzlanma nedeniyle düştüğünü açıkladı ve üstünkörü bir soruşturmayla dosyayı kapattı. Oysa, durum oldukça karışıktı ve Eşref Bitlis sıradan bir komutan değildi. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na katılmıştı. Geçmişi başarılarla dolu, yüksek niteliklere sahip yurtsever bir kurmay subaydı. NATO’cu olmayan ender komutanlardan biriydi. Görev yaptığı her yerde saygı görmüş, aşırı sevilmişti. Kıbrıs halkının gösterdiği sevgi ve bağlılık nedeniyle, buraya albaylık dahil tümgeneral ve korgeneral rütbeleriyle üç kez atanmıştı. Hakkında, ‘Atatürk’ten bu yana bu düzeyde bir komutan gelmedi’ diye yorumlar yapılıyordu.(x) Ölmeseydi Genelkurmay başkanı olacağı söyleniyordu.

15 Şubat 2019 Cuma

VARLIK FONU NEDİR, NE YAPACAK



Gazeteler, Varlık Fonu’nun 1 milyar euroluk borçlanma için Citi Grup ve ICBC’ye yetki verdiğini yazıyor. İki yıl önce kurulan, kısa bir süre önce de Cumhurbaşkanının kendisini başkan atadığı ‘Varlık Fonu’nun neden kurulduğu eylemli olarak ortaya çıktı. Batı’da varsıllığın ürünü olan ‘Varlık Fonu’nun, Türkiye’de kurulan garip biçiminin ne olduğunu ve ne için kullanılacağını yazmıştık. Çok dar bir kesimin ilgi gösterdiği ‘Varlık Fonu’ yazısını, hiç değiştirmeden yeniden yayınlıyoruz. Bu girişimimizi, ‘biz söylemiştik’ böbürlenmesi sayabilirsiniz. Hiçbir sakıncası yok. Çünkü durum budur.


Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, Resmi Gazete’de yayınladığı cumhurbaşkanı kararıyla kendisini Türkiye Varlık Fonu (TVF) başkanlığına getirdi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı Başkan Yardımcısı, Zafer Sönmez’i Genel Müdür yaptı. Varlık Fonu, Türkiye’nin kamusal varlığını oluşturan büyük işletmelerin, devredildiği bir anonim şirkettir. Ziraat Bankası, TPAO, Borsa İstanbul, Türksat, Telekom, Halk Bankası, Eti Maden, Milli Piyango, İzmir Limanı, Çaykur, Türk Hava Yolları, BOTAŞ, PTT, Türksat ve Türk Telekom’un sermayelerinde bulunan Hazine hisselerinin yanısıra 2 milyon metrekareden çok sahil arazisi bu şirkete devredilmişti. Sınırsız yetki ve yargı dokunulmazlığıyla donatılan 7 kişilik yönetim kurulu; Türk ekonomisinin temelini oluşturan bu işletmeleri, denetimsiz ve sorumsuz konumlarıyla özel şirketleri gibi yönetecekler. Devleti şirket haline getiren Varlık Fonu girişiminin amacı ve önemi nedir? Halk için ne anlam ifade ediyor? Uygulamanın sonuçları ne olacak?

10 Şubat 2019 Pazar

SİNCAN UYGUR, EMPERYALİZM VE ÇİN



Son dönemde yazılı ve görsel basında, sosyal medyada; güncelliği olmayan ve Türkiye’yi ilgilendirmeyen, karalamaya dayalı düzeysiz bir tartışma yaşanıyor. Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne yönelik gerçekleri yansıtan her öğretici yazı, yazarına küfür olarak geri dönüyor. Gerçekler, yalana dayalı yaymacayla örtülmeye çalışılıyor. Türk töresine uymayan garip eylemler yapılıyor, Türkiye’nin konuğu olan turistler dövülüyor. Bilgisizliğin karanlığı içinde önce sanal düşmanlar yaratılıyor, sonra bu düşmana savaş açılıyor. Sincan Uygur konusunun gerçek boyutunun özet de olsa ortaya konması gerekiyor.

7 Şubat 2019 Perşembe

YILMAZ ÖZDİL VE ATATÜRK



Atatürk hakkında, Türkiye ve dünyada farklı nitelikte 11 binden çok kitap ve araştırma yazısı yayınlanmış. Bu denli çok ve değişik yayını, niteliklerine göre 4 grupta toplamak mümkündür. İlk grup, nesnel bir tutumla yazılan ve bilimsel değeri olan kaynağa dayalı araştırmalardır. Yalana dayalı karalama amaçlılar ile bunun tam karşıtı aşırı övgücüler öbür iki gruptur. Son grubu, savunurken özünü yitirenler oluşturur. Yılmaz Özdil’in ‘Mustafa Kemal’ kitabı sonuncu grupta yer alıyor ve okunma yoğunluğu nedeniyle bu türün son dönemdeki en etkin örneğini oluşturuyor.