kemalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kemalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2017 Perşembe

SOSYALİST BİR GENÇLE TARTIŞMA - 1 (ELEŞTİRİ)


Sayın Aydoğan,                                                                                                                                         "Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye" kitabınızı, bir arkadaş önerisiyle tümüyle okudum. Kemalizmin bilimsel olarak ele alınmasına önem veren sizin gibi bir aydının, kitabında Atatürk’e yönelik hiçbir eleştiride bulunmaması beni şaşırttı. Aslında bu durum, sizin yanlı tutumunuzdan çok, Atatürk'ün tabulaştırılması ve O’ndan başka herkese suç bulmaya kadar varan zafiyetten kaynaklanıyor... Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, Marx’ın bize bıraktığı en önemli miras, somut olgulara ait tespitlerden çok, “hareket, değişim ve çelişkileri” esas alan diyalektik yöntem ile materyalist tarih anlayışıdır. Siz Marx’ın diyalektik yöntemini, Kemalist devrimciliğin bir özelliği olarak “olumlu” bulurken, materyalist tarih anlayışını pek de benimsemiyorsunuz... Nesnelliğe önem veriyor ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünün temelinde bunun yattığını söylüyorsunuz. Size katılmakla birlikte ben Kemalizmin de nesnellikten uzak olduğunu, hatta daha kötüsü gerçekleri kasıtlı olarak çarpıttığını söylüyorum... Kemalizmin anti-emperyalist bilinci konusunda, sizi Atatürk’ün yüksek bilince sahip olduğuna inandıran çeşitli sözlerini alıntılıyorsunuz. Yurtiçi yurtdışı yatırımlar peşinde koşan Koç Holding ya da İş Bankası ne kadar anti-emperyalist ise Atatürk’de o kadar anti-emperyalisttir. Sanırım emperyalizmin içerden fethedileceği yanılgısına düşme şerefine nail olmuş dünyanın ilk ve tek “anti-emperyalist, 3.dünyacı” devrimcisi Atatürk’tür... Atatürk ve Kemalistler, Kürtlerin kendilerini ifade etmedikleri zaman sorun çıkarmalarının daima mümkün olduğunu söylemelerine karşın, Kürtleri yok saymışlar, onlar ayaklanınca da suçu emperyalistlerin üzerine atmışlardır... Sizin-kusura bakmazsanız- tam bir misyoner jargonuyla anlattığınız, “ilkel” Dersim’e “medeniyet götürme” sürecinin bir de asimilasyon yüzü vardır...”                                                                                                                                                                   Evren Karayel-Boğaziçi Üniversitesi

7 Ocak 2014 Salı

TÜRKİYE NEREYE




Yarattığı Kemalist eylemle 20.yüzyıl dünya politikalarına biçim veren Türkiye, aynı potansiyeli, 21. yüzyıla girerken de taşımaktadır. Bugün, Kemalizm ve Yeni–Osmanlıcılık’la bir yolayrımına getirilmiş olan Türkiye; Kemalist yolu seçebilir ve tüm az gelişmiş ülkelere ‘küreselleşmeye’ karşı örnek olabilecek güncel bir model oluşturabilir. Bu olasılık Türkiye üzerindeki Batı kaynaklı global baskıyı arttıracak ve bu baskı, Türkiye’nin Kemalist politikalara yönelmesi oranında radikalleşecektir. 1920’deki Ankara-İstanbul çatışmasının yerini, gizli ya da açık, yumuşak ya da sert; yurtsever-işbirlikçi mücadelesi alacak ve bu mücadelenin somut ifadesi olan küresel hegomonya–ulus devlet çatışması derinleşecektir.

21 Aralık 2013 Cumartesi

KEMALİST KALKINMA-3 (İZMİR İKTİSAT KONGRESİ)



İzmir İktisat Kongresi, Türkiye için önem taşıyan günlerde toplanmıştı. Lozan ’da başlayan barış görüşmeleri, 4 Şubat’ta kesilmiş ve Türk Kurulu yurda dönmüştü. Avrupalılar; kapitülasyonlar, tazminatlar, ekonomik ayrıcalıklar, Boğazlar ve Irak sınır belirlemesi konusunda, kabul edilmez koşullar ileri sürüyor; Türkiye’yi, ekonomik dayanaklarıyla tam bağımsız ve özgür bir ulus devlet olarak kabul etmek istemiyordu. Konferans ’ın kesilme nedeni buydu. Böyle bir aşamada toplanan İzmir İktisat Kongresi, Türkiye’nin tam bağımsızlık konusundaki kararlılığını, hem Lozan katılımcılarına hem de tüm dünyaya, bir kez daha ve en açık biçimiyle bildirecek, bunun nasıl gerçekleştirileceğini ortaya koyacaktı. Bu işlevi nedeniyle, İzmir İktisat Kongresi, yalnızca Türkiye’yi ilgilendiren bir eylem olmaktan çıkarak uluslararası bir boyut kazanmış; ekonomi kaynaklı olmasına karşın siyasi bir etkinlik haline gelmişti.

 

18 Eylül 2013 Çarşamba

KEMALİST EĞİTİM DİZGESİ (SİSTEMİ)- II


Yoktan Var Etmek

        Eğitim Birliği Yasası’yla birlikte, girişilecek atılımlar için yoğun bir hazırlık çalışmasına girişildi. Öğretmen ve mali kaynak eksikliği, ilk elden aşılması gereken ana sorundu. Bu sorun, yalnızca eğitimcilerin değil, onlar başta olmak üzere, ülkedeki (ve ülke dışındaki) okumuş yazmış herkesin, “eğitim seferberliğinde” göreve çağrılmasıyla aşılmaya çalışıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda, biraraya getirilen eğitim uzmanları, Türk toplumuna uygun, gereksinimlere yanıt veren eğitim programları ve ders kitapları hazırladılar; eğitim örgütlenmesinde yeni yapı ve işleyişler getirdiler.
        Mali sorunları aşmak ve kaynakların kullanımını verimli kılmak için, 1927 yılında Eğitim Vergi Kanunu çıkarıldı. Bu yasayla eğitim vergisinin toplanmasında İl Özel İdare Kurullarının yetkisi kaldırıldı, gelirler bir yerde toplandı. 1935’te çıkarılan Eğitim Müdürleri Kanunu’yla, eğitimle ilgili bütün yetkiler, Milli Eğitim Bakanlığı’na verildi. Devrimci kişiliğiyle ulusal eğitimde büyük atılımlar gerçekleştiren Mustafa Necati, bakanlığı döneminde; Rüştü Uzel, Nafi Atuf Kansu, Cevat Dursunoğlu, İsmail Hakkı Tonguç gibi, Cumhuriyet eğitiminin simge isimlerini, kilit görevlere getirdi.

16 Eylül 2013 Pazartesi

KEMALİST EĞİTİM DİZGESİ (SİSTEMİ) - I


Cumhuriyet’in ilk döneminde binbir güçlükle oluşturulup uygulanan eğitim dizgesi, bugün büyük bir bozulma içindedir. Osmanlı’nın son döneminde yaşanan eğitim karmaşası yeniden yaşanıyor. Dışarda hazırlanıp içerde uygulanan eğitim izlenceleri (programları) gençlere öğrenmeyi değil, öğrenmemeyi öğretiyor. Çok başlı eğitim yeniden gündemde. Dinsel eğitim yayılıyor. Günümüzdeki çöküş ve geri dönüşü yaşarken, okulların açıldığı bu günlerde Cumhuriyet döneminde yoksunluklar içerisinde gerçekleştirilen büyük eğitim atılımını anımsatmak istedik. Umarız bu güne yönelik sonuç çıkarmada yararlı olur, çözüm içeren düşüncelerin oluşmasına katkı sağlar.


1 Eylül 2013 Pazar

DİNSEL BAĞNAZLIK VE "ŞAPKA DEVRİMİ"


Baş giysisi sorununu, bir başka deyişle fesin yerine şapka giyilmesinin, uygarlık demek olmadığını kuşkusuz biliyordu. Ancak, “baş giysisi değiştirmenin, din ve iman değiştirme olduğunu” söyleyecek kadar geri inançların bulunduğu bir toplumda, gelişip ilerlemenin olanaksız olduğunu da biliyordu. Onun çözmek için uğraştığı ana sorun, düşüncelerde yaşayan boş inançları söküp atmak, bilimi ve özgür düşünceyi egemen kılmaktı. Bu nedenle Kastamonu’da başlattığı girişim, “başlık değil, baş davasıydı.”