Sayın Aydoğan, "Yeni Dünya Düzeni
Kemalizm ve Türkiye" kitabınızı, bir arkadaş önerisiyle tümüyle
okudum. Kemalizmin bilimsel olarak ele alınmasına önem veren sizin gibi bir
aydının, kitabında Atatürk’e yönelik hiçbir eleştiride bulunmaması beni
şaşırttı. Aslında bu durum, sizin yanlı tutumunuzdan çok, Atatürk'ün
tabulaştırılması ve O’ndan başka herkese suç bulmaya kadar varan zafiyetten
kaynaklanıyor... Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, Marx’ın bize bıraktığı
en önemli miras, somut olgulara ait tespitlerden çok, “hareket, değişim ve
çelişkileri” esas alan diyalektik yöntem ile materyalist tarih anlayışıdır.
Siz Marx’ın diyalektik yöntemini, Kemalist devrimciliğin bir özelliği
olarak “olumlu” bulurken, materyalist tarih anlayışını pek de
benimsemiyorsunuz... Nesnelliğe önem veriyor ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünün
temelinde bunun yattığını söylüyorsunuz. Size katılmakla birlikte ben
Kemalizmin de nesnellikten uzak olduğunu, hatta daha kötüsü gerçekleri kasıtlı
olarak çarpıttığını söylüyorum... Kemalizmin anti-emperyalist bilinci
konusunda, sizi Atatürk’ün yüksek bilince sahip olduğuna inandıran
çeşitli sözlerini alıntılıyorsunuz. Yurtiçi yurtdışı yatırımlar peşinde koşan
Koç Holding ya da İş Bankası ne kadar anti-emperyalist ise Atatürk’de o kadar anti-emperyalisttir.
Sanırım emperyalizmin içerden fethedileceği yanılgısına düşme şerefine nail
olmuş dünyanın ilk ve tek “anti-emperyalist, 3.dünyacı” devrimcisi Atatürk’tür...
Atatürk ve Kemalistler, Kürtlerin kendilerini ifade etmedikleri zaman
sorun çıkarmalarının daima mümkün olduğunu söylemelerine karşın, Kürtleri yok
saymışlar, onlar ayaklanınca da suçu emperyalistlerin üzerine atmışlardır...
Sizin-kusura bakmazsanız- tam bir misyoner jargonuyla anlattığınız, “ilkel”
Dersim’e “medeniyet götürme” sürecinin bir de asimilasyon yüzü vardır...” Evren Karayel-Boğaziçi Üniversitesi
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
kemalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kemalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Haziran 2017 Perşembe
7 Ocak 2014 Salı
TÜRKİYE NEREYE
Yarattığı Kemalist eylemle 20.yüzyıl
dünya politikalarına biçim veren Türkiye, aynı potansiyeli, 21. yüzyıla
girerken de taşımaktadır. Bugün, Kemalizm ve Yeni–Osmanlıcılık’la bir
yolayrımına getirilmiş olan Türkiye; Kemalist yolu seçebilir ve tüm az gelişmiş
ülkelere ‘küreselleşmeye’ karşı örnek olabilecek güncel bir model
oluşturabilir. Bu olasılık Türkiye üzerindeki Batı kaynaklı global baskıyı
arttıracak ve bu baskı, Türkiye’nin Kemalist politikalara yönelmesi oranında
radikalleşecektir. 1920’deki Ankara-İstanbul çatışmasının yerini, gizli ya da
açık, yumuşak ya da sert; yurtsever-işbirlikçi mücadelesi alacak ve bu
mücadelenin somut ifadesi olan küresel hegomonya–ulus devlet çatışması
derinleşecektir.
21 Aralık 2013 Cumartesi
KEMALİST KALKINMA-3 (İZMİR İKTİSAT KONGRESİ)
İzmir
İktisat Kongresi,
Türkiye için önem taşıyan günlerde toplanmıştı. Lozan ’da başlayan barış
görüşmeleri, 4 Şubat’ta kesilmiş ve Türk Kurulu yurda dönmüştü. Avrupalılar; kapitülasyonlar,
tazminatlar, ekonomik ayrıcalıklar, Boğazlar ve Irak
sınır belirlemesi konusunda, kabul edilmez koşullar ileri sürüyor;
Türkiye’yi, ekonomik dayanaklarıyla tam bağımsız ve özgür bir ulus devlet
olarak kabul etmek istemiyordu. Konferans ’ın kesilme nedeni buydu.
Böyle bir aşamada toplanan İzmir İktisat Kongresi, Türkiye’nin tam
bağımsızlık konusundaki kararlılığını, hem Lozan katılımcılarına hem de
tüm dünyaya, bir kez daha ve en açık biçimiyle bildirecek, bunun nasıl
gerçekleştirileceğini ortaya koyacaktı. Bu işlevi nedeniyle, İzmir İktisat
Kongresi, yalnızca Türkiye’yi ilgilendiren bir eylem olmaktan çıkarak
uluslararası bir boyut kazanmış; ekonomi kaynaklı olmasına karşın siyasi bir
etkinlik haline gelmişti.
18 Eylül 2013 Çarşamba
KEMALİST EĞİTİM DİZGESİ (SİSTEMİ)- II
Yoktan Var Etmek
Eğitim Birliği Yasası’yla
birlikte, girişilecek atılımlar için yoğun bir hazırlık çalışmasına girişildi.
Öğretmen ve mali kaynak eksikliği, ilk elden aşılması gereken ana sorundu. Bu
sorun, yalnızca eğitimcilerin değil, onlar başta olmak üzere, ülkedeki (ve ülke
dışındaki) okumuş yazmış herkesin, “eğitim seferberliğinde” göreve
çağrılmasıyla aşılmaya çalışıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda, biraraya
getirilen eğitim uzmanları, Türk toplumuna uygun, gereksinimlere yanıt veren
eğitim programları ve ders kitapları hazırladılar; eğitim örgütlenmesinde yeni
yapı ve işleyişler getirdiler.
Mali sorunları aşmak
ve kaynakların kullanımını verimli kılmak için, 1927 yılında Eğitim Vergi
Kanunu çıkarıldı. Bu yasayla eğitim vergisinin toplanmasında İl Özel İdare
Kurullarının yetkisi kaldırıldı, gelirler bir yerde toplandı. 1935’te çıkarılan
Eğitim Müdürleri Kanunu’yla, eğitimle ilgili bütün yetkiler, Milli
Eğitim Bakanlığı’na verildi. Devrimci kişiliğiyle ulusal eğitimde büyük
atılımlar gerçekleştiren Mustafa Necati, bakanlığı döneminde; Rüştü
Uzel, Nafi Atuf Kansu, Cevat Dursunoğlu, İsmail Hakkı
Tonguç gibi, Cumhuriyet eğitiminin simge isimlerini, kilit görevlere
getirdi.
16 Eylül 2013 Pazartesi
KEMALİST EĞİTİM DİZGESİ (SİSTEMİ) - I
Cumhuriyet’in ilk döneminde binbir
güçlükle oluşturulup uygulanan eğitim dizgesi, bugün büyük bir bozulma
içindedir. Osmanlı’nın son döneminde yaşanan eğitim karmaşası yeniden
yaşanıyor. Dışarda hazırlanıp içerde uygulanan eğitim izlenceleri (programları)
gençlere öğrenmeyi değil, öğrenmemeyi öğretiyor. Çok başlı eğitim yeniden
gündemde. Dinsel eğitim yayılıyor. Günümüzdeki çöküş ve geri dönüşü yaşarken, okulların
açıldığı bu günlerde Cumhuriyet döneminde yoksunluklar içerisinde
gerçekleştirilen büyük eğitim atılımını anımsatmak istedik. Umarız bu güne
yönelik sonuç çıkarmada yararlı olur, çözüm içeren düşüncelerin oluşmasına
katkı sağlar.
1 Eylül 2013 Pazar
DİNSEL BAĞNAZLIK VE "ŞAPKA DEVRİMİ"
Baş giysisi sorununu, bir
başka deyişle fesin yerine şapka giyilmesinin, uygarlık demek olmadığını
kuşkusuz biliyordu. Ancak, “baş giysisi
değiştirmenin, din ve iman değiştirme olduğunu” söyleyecek kadar geri
inançların bulunduğu bir toplumda, gelişip ilerlemenin olanaksız olduğunu da
biliyordu. Onun çözmek için uğraştığı ana sorun, düşüncelerde yaşayan boş
inançları söküp atmak, bilimi ve özgür düşünceyi egemen kılmaktı. Bu nedenle
Kastamonu’da başlattığı girişim, “başlık
değil, baş davasıydı.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




