23 Mayıs 2017 Salı

21.YÜZYIL KİMİN OLACAK


Dünya’yı gelecekte nelerin beklediğini görmek istiyorsak aranan yanıtı, ABD-Japonya-Almanya-Çin ve Rusya arasındaki ilişkilere ve bu ilişkilerin azgelişmiş ülkeler üzerindeki etkilerine bakmamız gerekiyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması, daha önce çok az insanın düşündüğü bir gerçeği ortaya çıkardı. ABD’nin gölgesinde serpilip gelişen Japonya ve Almanya ile Uzakdoğu’da büyüyen Çin, büyük bir ekonomik güce ulaştı. Bu ülkeler, eriştikleri güce dayanarak artık dünya politikasına ağırlıklarını koymak istiyor. Yeni bloklaşmalar oluşuyor. Sovyet etkisiyle baskı altında kalan çelişkiler olgunlaşarak ortaya çıkıyor ve dünya adeta 20.yüzyılın başlarına geri dönüyor. Dünya etkinlik alanları için kıran kırana bir savaşımın sürdüğü çok kutuplu politik yapıya geri dönüyor

Geleceği Görmek, Geçmişi Bilmek

Dünya 21.yüzyıla, yüzyıl öncesindekine benzer koşullarla girdi. Yeniden çok kutuplu duruma gelen ve emperyalist devletlerin azgelişmiş ülkeler üzerinde baskı kurduğu bir dünyada, etkinlik alanları için savaşım giderek kızışıyor. ABD, Japonya ve Almanya arasındaki ekonomik rekabet şiddetleniyor. Bu ülkeler azgelişmiş ülkelere karşı birlikte hareket ediyor ancak kendi aralarındaki gerilimler de giderek şiddetleniyor. Amerikalılar gelişmelerden rahatsız. Dünya liderliğini yitirmekte olduklarını görüyor ve çaresizlikleri nedeniyle dünya önderliğini bir oranda paylaşmaya razılar. Küresel etkinlikte, tek başına girişimde bulunamıyor,  bağlaşıklarının yardımına gereksinimi var.
Rusya ve Çin’i ayrı tutarak; ABD, Japonya, Almanya ilişkilerinin günümüzdeki niteliği ve bunun gelecekte alacağı biçimi inceleyen Amerikalı Yatırımcı, Banker ve Eski Hükümet Görevlisi Jeffry E.Garten, şunları söylüyor: “Dünyanın 21.yüzyılda alacağı biçimi görmek istiyorsanız, ABD, Japonya ve Almanya arasındaki ilişkilere bakmanız gerekecektir. Soğuk savaş sırasında bu üç ulus arasındaki güç ilişkilerinin nasıl değiştiğini ve nasıl değişmekte olduğunu incelemeniz gerekir… Üç büyükler, ekonomi alanında amansız rakiplerdir. Kendi iç pazarları dahil aynı pazarlar için rekabet edecekler. Sermaye dolaşımı için rekabet edecekler. Aynı yüksek teknolojili endüstri dallarına hakim olmaya çalışacaklar… Ulusumuz, 1941’den bu yana (ABD–Japon Savaşı) görülen en şiddetli meydan okumayla yüzyüzedir ve o döneme kıyasla bugün, böyle bir meydan okumaya tepki göstermek için daha az hazırlıklı durumdayız”.1
Sıradan birçok insan; bu üç ülke arasındaki gerilimlerin 2.Dünya Savaşı öncesiyle kıyaslanacak kadar şiddetlendiğini söylemeyi, abartılmış bir sav olarak görebilir. Ancak, konuyu araştırıp inceleyenler, bu ülkeleri yönetenler ve ekonomik veriler, çatışmanın şiddetli olduğunu gösteriyor.
ABD’de geniş mali kaynaklara sahip 20.Yüzyıl Fonu adlı kuruluşun başkanı Richard C.Leone şöyle diyor: “Yakın zamana kadar, kollektivist ideolojiye hizmet edenlere karşı sürekli bir savaş veriyorduk. Bu konuda umduğumuzdan daha başarılı olduk, çünkü Sovyetler Birliği’nin maddi çöküşü bu yarışın muhtemel sonucuna dair en iyimser görüşümüzü bile aştı. Ancak bugün nerede duruyoruz ve rakiplerimiz kim? Sanki dönüp dolaşıp aynı yere geldik; bir kez daha, eski hasımlarımız ve bazen de müttefiklerimiz olan Almanlar ve Japonlarla karşıkarşıya geliyoruz. Bu karşılaşma Sovyetler Birliği’yle olduğu gibi rakip ideolojiler arasında olmuyor... Buradaki konu, Amerika’nın bağımsızlığıdır. Ekonomik rakiplerimizi tehditkar hasımlara dönüştüren, insana savaşı hatırlatan benzetmelerden geçilmiyor. Neredeyse ulusal seferberlik için savaş boruları çalınıyor”.2

Söylemler

Politik liderlerin bu konudaki görüşleri, ekonomistlerden ayrımlı değil. Kimi zaman bilinçli olarak, kimi zaman da düşüncelerini saklamayı başaramayarak, diplomatik nezaketten uzak açıklamalar yapılıyor. Fransa Başbakanı Edith Cresson 1991 yılında şunları söylemişti. “Japonya oyunu kurallarına göre oynamayan bir düşmandır ve dünyanın mutlak hakimi olmak istemektedir. Buna boyun eğmek için ya aptal ya da kör olmak gerekir”.3
Japonların ise kendilerine güvenleri tam. Yanıtları sert ve kararlı. Japonya’nın ünlü enstitülerinden Numara Securities, 1990 yılında yayınladığı araştırmada, 21.yüzyılın “Pasifik Çağı” olacağını iddia ederek şunları söylüyor: “Dünya, pazar savaşlarının aşırı derecede yoğunlaşacağı bir arenaya dönüşecektir”.4
Japon ekonomisti Şintaro İşihara “The Japan That Can Say No” (Hayır Demesini Bilen Japonya) adlı kitabında; “21. yüzyılda ekonomik savaş olacaktır. Bu savaştan Japonya galip çıkacaktır” diyor.5
14–16 Kasım 1998’de Malezya’da yapılan APEC toplantısına katılan Japonya Ticari Temsilcisi Mikie Kiyoi’nin, Japonya’yı “Serbest ticaretin yayılmasında yıkıcı bir rol oynamakla” suçlayan ABD Ticari Temsilcisi Charlene Barshefski’ye verdiği yanıt, çok sert: “Sizin şeytani bir ruhunuz olduğunu biliyoruz. Ama lütfen başkalarının da, dünyaya aynı şeytani gözle baktığını düşünmeyiniz”.6
Almanya Başbakanı Helmut Kohl, 21.yüzyıl için ne Japonya’ya ne de Amerika’ya şans tanıyor. Her iki ülkeye de ekonomik savaş ilan ederek şunları söylüyor: “Önümüzdeki yıllar Almanya'nın yılları olacaktır. Japonların değil. ABD’nin bu yarışta yeri olmayacaktır”.7
ABD Hükümetinin ‘şahinlerinden’ Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, bir cümleyle adeta ABD’nin 21.yüzyıl politikasını anlatıyor ve askeri gücüne güvenerek herkesi tehdit ediyor: “Yeni ekonomik gruplaşmalar 21.yüzyılın askeri ittifaklarıdır”.8

Süreçler, Çelişkiler, Sonuçlar

ABD, Yeni Dünya Düzeni’nin hem kurucusu ve hem de elli yıllık önderidir. Uluslararası politikaya yön veren ve bunun mali yükünü karşılayan odur. Dünyaya istediği biçimi vermek için muazzam bir servet harcamıştır.
Savaştan yenik çıkan Almanya ve Japonya ise uzun yıllar, herhangi bir askeri harcama yapmadan ABD’nin “kanatları altına sığınmış” ve bütün olanaklarını yeniden büyümek için ekonomiye ayırmıştır. Bu iki ülkenin, elli yıl içinde elde ettikleri ekonomik büyüme olağanüstüdür. ABD bir anlamda çekindiği iki rakibini de kendisi yaratmıştır.
Gelişmiş büyük devletlerle azgelişmiş yoksul ülkeler, yeniden ve yalnız olarak karşı karşıya kaldı. Zengin-yoksul, gelişmiş-azgelişmiş ya da Kuzey-Güney olarak bölünen dünya; 20.yüzyılın başlarında olduğu gibi; bu gruplaşmanın taşıdığı gerilim ve çatışmaların biçim vereceği, yeni bir döneme girdi. Baskının, uluslararası şiddetin ve gücün belirleyici olduğu ve 21.yüzyılı kapsayacak olan bu dönemde; yoksulluk, her türlü çatışma ve sömürü yaygınlaşarak, dünya küresel bir kaos ortamına sürüklenecektir.

Geleceğe Hazırlık

Dünyanın gelecekte alacağı biçimi en iyi gören ve kavrayan ülkeler ‘üç büyükler’dir. Çatışmanın kaçınılmazlığını görüyorlar ve buna göre hazırlanıyorlar. Bu hazırlık, sürdürdükleri korumacılığa yönelik politikalarda, ekonomik ve askeri ittifaklarda ve dile getirilen görüşlerde açıkça görülüyor. “Serbest piyasa ekonomisi”, “Liberal Ticaret”, “Küresel Uygarlık”, söylemlerinin anlamı olmayan boş laflar olduğunu biliyorlar.
‘Üç büyüklerin’ 21.yüzyıla yönelik büyüme stratejilerinde, artık ittifaklar ya da serbest bölge çıkarları değil, dünya ekonomik sistemine egemen olma planları yer alıyor. Bu amaca yönelik çatışma eğilimleri yetkili kişilerin açıklamalarında dile geliyor. Trump, NAFTA’dan ayrılmaktan söz ediyor.

Güce Uygun Etkinlik

Almanya ve Japonya, günümüz dünya siyasetinde, eriştikleri ekonomik güce uygun düşen oranda söz sahibi olmak istemektedirler. Ekonomik güçleri doğal olarak onları dünya siyasetinde belirleyici olmaya zorluyor. Bunu da açıkça ifade ediyorlar.
Almanya Başbakanı Helmut Kohl şöyle söylüyor “Eğer Almanya daha fazla sorumluluk alacaksa, Alman görüşlerinin Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi kararlarında daha ağırlıklı olarak ifade edilmesinin yolları bulunmalıdır”.9
Tokyo Bankası’nın Başkanı Yusuke Kashiwagi’nin sözleri istekten çok Japonya’nın tavrını açıklıyor: “2000’li yıllar, Japonya’nın sesini duyurmayı ve kendisini kabul ettirmeyi öğrenmek zorunda kalacağı yıllar olacaktır”.10

Geleceği Üretim Belirleyecek

ABD ekonomisindeki üretim ve dış ticaret alanında, yapısal sorunlar bulunuyor. Dış ticaret açıklarındaki önlenemeyen artışlar, mali sermaye kurumlarındaki ABD üstünlüğünü ortadan kaldırmış durumdadır.
ABD’nin 1970’lerde her yıl yaklaşık 10 milyar dolar olan dış ticaret açığı, yalnızca 2014 yılında 505 milyar dolara çıkarak dramatik bir artış göstermiştir.11 Bu açığın, büyük bölümünü Japonya, Almanya ve Çin’e karşı vermiştir.12
Japonya, 1970 yılında ABD’nin üretiminin ancak yüzde 50’sini üretebiliyorken, 1990’a kadarki 20 yıl gibi kısa bir sürede, ABD’nin ulusal üretimini yüzde 22 oranında aştı.13 Japonya’nın yayılan üstünlüğü yalnızca üretim alanında değil mali piyasalarda ve bankacılıkta da kendisini açıkça göstermektedir.
Bir ABD uluslararası şirketi olan Board’ın başkanı; “Açıkça kendi ekonomik kaderimiz üzerindeki kontrolümüzü yitirmek üzereyiz”14 derken haklıydı. Reagan döneminde ABD bütçesinin verdiği yıllık açık 150-250 milyar dolara çıkmıştı.15 ABD bugün dünyanın dış borcu en yüksek olan ülkesidir. 2016 yılında dış borcu 18 trilyon dolara çıkmıştır.

Alman Başarısı

Almanya’nın ekonomik başarısı Japonya’ya oldukça benziyor. Almanya, Batı Avrupa ekonomilerinin gerçekten bütünleştirilmesi, orta ve Doğu Avrupa ülkelerine gecikmeden yayılma, Ortadoğu ve Avrasya’da etkinleşme gibi konularda bu güne dek önemli mesafe aldı. Birçok alanda üstünlükleri var.
Herşeyden önce, uzun süreden beri Batı Avrupa’nın ekonomik güç merkezidir ve artık en önemli siyasi güç haline gelmiştir. Çin'le birlikte, dünyadaki en geniş hacimli ticaret fazlasını gerçekleştirmektedir. Kişi başına düşen dış ticaret fazlalığı temel alındığında, Japonya’nın elde ettiği ticaret fazlasının üç katına ulaşmıştır. Almanya, tarihsel pazarları Orta ve Doğu Avrupa’da etkinliğini tamamlayıp Ortadoğu’ya yayıldığında, çok daha heybetli bir görünüm kazanacaktır.

İpekyolu ve Çin

Çin, 2014’de, dünyanın en büyük ekonomik gücü durumuna geldi. Satın alma gücü paritesi, 2014’de 17,6 Trilyon Dolar’a ulaşarak; 1872’den beri 146 yıldır dünyanın en büyük ekonomik gücü olan ABD’nin önüne geçti.16 Bugün, Çin’in dış ticaret hacmi 3,86 trilyon Dolardır. Dış ticaret fazlası yıllık 615 milyar dolardır. Dışsatımda dünya 1.’si, dışalımda dünya 2.’sidir. Çin bugün 124 ülkenin en büyük ticaret ortağı durumundadır.17
Çin, 2013 yılında, tarihi İpek Yolu’nun 21.yüzyıldaki biçimi olarak gördüğü 4 trilyon dolarlık dev bir proje başlattı. Orta Asya başta olmak üzere Çin’i; Asya, Afrika ve Avrupa’nın birçok noktasına bağlayacak; otoyollar, köprüler, demir yolları, enerji santralleri, havaalanları, limanlar, fiber optik iletişim ağları, boru hatları, limanlar, depolar inşa edilip birbirine bağlanıyor. Yeni İpek Yolu, yalnızca karadan değil denizden de kuruluyor ve buna Deniz İpek Yolu deniyor. Yaratılacak ekonomik pazar, yalnızca 20 yıl içinde bugünkü ABD ekonomisinin 10 katı büyüklüğe ulaşma gizilgücüne (potansiyeline) sahip. 64 ülkeyi, 4,4 milyar insanı ve küresel ekonominin yüzde 40’ını içeren bir girişim.18
Dünya ekonomisinin merkezi Asya’ya doğru kayıyor ve Çin bildiği yolda yürüyor. ABD, “21.Yüzyıl Pasifik yüzyılı olacak” diyor ama Çin’in büyümesini önleyemiyor. Pasifiği Avrupa ve Afrika’ya bağlayacak ipek Yolu girişiminde yer alamıyor. Gelişmelerden rahatsız. Rusya ve Hindistan, endişelerini projeye katılarak gidermeğe çalışıyor. Japonya, girişimi, kendi çıkarı yönünde etkilemeye çalışıyor. Orta ve Güney Asya’da, 2022 yılına dek toplam 110 milyar dolarlık yatırım yapacağını açıkladı. Japonya Başbakanı Şinzo Abe, ülkesinin 2050 yılına kadar; “üçüncü büyük yükselişini" yaşayacağını söylüyor. Orta Asya başta olmak üzere bütün Asya’da varlığını artırmaya çalışıyor.19

Askeri Güç

Çin, Japonya ve Almanya’nın gelişen ekonomik gücüne karşılık ABD, üretim endüstrisi ve küresel ticarette gerilemektedir. Ama o da dünyanın tek askeri süper gücü durumundadır. Muazzam bir nükleer cephaneliği ve çıkarlarını korumak için hemen her yere askeri birlik gönderme yeteneği vardır. Ekonomik yarışta geri kalmaya başlayan bir ülkenin elinde böylesi bir gücün bulunuyor olması, kaygı verici bir dengesizliği oluşturmaktadır. Bu dengesizliğin insanlığa karşı oluşturduğu tehlikenin boyutu, teknolojik gelişmeler nedeniyle, hesap bile edilememektedir.
Amerikalıların Almanya’dan en az Çin ve Japonya kadar çekindikleri biliniyor. ABD-AB arasındaki ticari ilişkilerde ibrenin Avrupalılar yararına dönmesi, ekonomik rekabeti, önceden imzalamış küresel anlaşmaları yok sayacak kertede şiddetlendirmiştir. 1999’un başlarında ortaya çıkan “muz savaşı” ve “sivil havacılık kavgası” bu tür çatışmaların ne ilkidir ne de sonuncusu olacaktır. Avrupa Birliği’nin doların küresel tekeline karşı Euro’yu ortaya çıkarması, ABD-AB arasında yeni bir çatışma kaynağı olmuştur...

DİPNOTLAR

1      “Soğuk Barış” Jaffry Garten, Sarmal Yay., sf. 19 ve 231
2      a.g.e. sf. 18
3      “The Fighter of France” Steven Green House, The New York Times 16.05.1991 sf. 3 ak. Lester Thurow “Kıran Kırana” Afa Yay., sf. 86-87
4      “Japan Can Say No” Nomura Research Institute sf.1, ak. a.g.e. sf.27
5      “The Japon That Can Say No” Şintaro Isıhara Why Japan Will Be First Among Equals (New York: Simon&Schuster, 1991) sf.50 ak. Lester Thurov “Kıran Kırana” AFA Yay., sf.27
6      “Los Angeles Times” 14.11.1998 ak. Ergin Yıldızoğlu “Dikkatler Reel Ekonomiye Dönerken” Cumhuriyet 16.11.1998
7      “Kohl to Reassure Soviets on Unification” The Boston Globe, 09.02.1990, sf.2
8      “21.Yüzyıl Ekonomik Guruplar Çağı” Cumhuriyet 12.01.1998
9      “Soğuk Barış” Jeffry E.Garten Sarmal Yay., sf.52
10    “Japan and Germany Must Take Bigger Military, Policy-Making Roles in Word Affairs” Habart Rowen The Washington Post 03.03.1991: P.H1; Yusuke Kashiwaqi, Japan Society, New York, 11.07.1991 ak. Jeffry E.Garten “Soğuk Barış” Sarmal Yay., sf.52
11    “ABD’de Dış Ticaret Açığı İki Yılın En Yükseğinde” www.dunya.com
12    “Kıran Kırana” Lester Thurow Afa Yay., sf.200
13    OECD Main Economic İndicators, Temmuz 1991, sf.102 ak. L.Thorow “Kıran Kıran” Afa Yay., sf.270
14    New York Times 20.05.1987 ak. a.g.e. sf.319
15    “Küresel Düşler” Richard J.Barnet - John Cavanagh Sabah Yay., sf.319
16    “IMF: Dünyanın En Büyük Ekonomik Gücü Çin” Aydınlık 11.12.2014
17    CIAW old Fact Book; Fortune “Çhinaisricher, butmost Chinese are stil poor” Feb.17.2001
18    “İipek Yolu Yeniden Tarih Sahnesine Çıkarken” Cemal Tunçdemir, amerikabulteni.com 2017/05/13
19    a. g.y.








7 yorum:

  1. Referanslar neredeyse 20 yıl öncesine dayanıyor, günümüz gerçekliğiyle bağdaşan bir tez bulamadım yazıda.

    YanıtlayınSil
  2. ABD'nin ekonomik olarak durağan olmasının bir anlamı yok. Kendi içinde bu şekilde yüzyıllardır idare ediliyor zaten, tıpkı Ruslar gibi.. Sınıf farklılıkları en uç noktalara taşınsa bile yine de toplum çözülmüyor ve ülke dağılmıyor, bunun nedeni de küresel hegomonyada yatıyor. ABD hala dünyanın en büyük silahlı gücü ve yazıda da belirtildiği üzere eğer Japonya veya Almanya ya da Çin tarafından küresel gücünün elinden alınması tehlikesini görürse silahlı gücünü kullanarak bunu her defasında bertaraf edip dengeleyecektir. Bakınız; Afganistan, Libya, Irak, Suriye, Kore. Bu askeri güce şuan dünyada tek karşı koyabilecek güç Rusya'dır ancak onların da ekonomik olarak ABD'ye ve Avrupa'ya olan bağlılıkları buna engel olmaktadır ve ayrıca onların böyle bir derdi de yoktur. Ancak gerçek bir askeri savaş halinde Amerika, Çin ve Rus ittifakına boyun eğebilir ki böyle bir savaş asla çıkmayacaktır. Çünkü bu savaşın kazananı olmayacaktır ve gezegen yok edilme riski ile karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla, dünyada küresel anlamda teknolojinin gelişmesiyle birlikte ülkelerin sınırları bir kaç yüzyıl içinde gerçekten kalkacak ve insanoğlu uzaya taşınmaya başladıkça iyice anlamını yitirecektir. Yukarıdaki diğer yorumcunun da belirttiği üzere, bu yazı çok gerilerden bakarak güncel dünyayı analiz ediyor ve haliyle eksik kalıyor. Ekonomik durgunluklar ve siyasi gerilimler 20. yüzyıl seviyesinde olsa da teknolojik ve bilimsel gelişmeler bunların hepsini yok edebilecek düzeyde, ve hepsini anlamsızlaştırıyor. Geleceğin savaşı teknoloji ve bilgisayarlar üzerine olacak, uzaya yayılma üzerine olacak nükleer güç üzerine değil..

    YanıtlayınSil
  3. ister 20 yıl öncesine dayansın ister 100 yıl öncesine bu dünyada tek gerçek var o da PARA beyler ... yani ekonomi ... üsteki yorumda diyor ki "geleceğin savaşı teknoloji ve bilgisyarlar üzerine olacak, uzaya yayılma üzerine olacak" diyor.. neyle yayılıp teknoloji geliştirecekler fasülyelerle mi? NASA neyle çalışıyor nohutla mercimekle mi? Adam zamanında boşuna dememiş; savaş neyle kazanılır sorusuna PARA PARA PARA demiş... savaşın tipi sikleti kulvarı ne olursa olsun. PARA olmadan asla kazanamazsın.. Yazıya da bu gözle bakarsanız Dünyanın nasıl döndüğünü anlarsınız. Biz daha 2000 lira paranın hesabını tutamıyoruz dünyada ne kadar para dönüyor. Kolay işler değil beyler.

    YanıtlayınSil
  4. Sayın Mete, Sayın THOR, Yazıyı dikkatli okumadığınız anlaşılıyor. Yazı, pazar paylaşımının doğurduğu gerilim ve çatışmalardan söz ediyor ve yüzyıllık bir dönemi yorumluyor. Dünya ekonomik işleyişinin nitelik olarak adeta 20. Yüzyılın başına döndüğünden söz ediyor.Pazar çatışması yapısaldır ve kapitalizm var olduğu sürece ortadan kalkmayacaktır.
    Yüz yılı değerlendiren bir yazıyı, 20 önceki verilere dayanıyor diyerek eleştirmek yazıyı anlamamanın göstergesidir ve yararlanabilir sonuç çıkaramamak normaldir. Ayrıca, belirleyici veriler, 2014 ve sonrası için verilmiştir. Biraz dikkat ve özen lütfen.

    YanıtlayınSil
  5. Sizin günümüz gerçekliği ile bağdaşan ve sonuçlar hakkında hükümlere varabilecek teziniz yada kaynaklarınız varsa paylaşmanızı rica edicem.Çünkü keyifle okuduğum yazılardır.tşk.

    YanıtlayınSil
  6. Kuramsal Aktarım'da söylediğin konularda çok sayıda yazı var Sevgili Zafer. Örneğin; "İSRAİL VE RUSYA'YLA ANLAŞMA NE ANLAMA GELİYOR", "ABD'NİN ORTADOĞU POLİTİKASI VE TÜRKİYE", "AVRASYA TUNELİ", "DEVLETİN ŞİRKETLEŞMESİ VE VARLIK FONU","RUYA'YLA NEREYE KADAR","FIRAT KALKANI HAREKATI", "TÜRKİYE'NİN ALTINLARI VE VARLIK FONU"... ve bunlar gibi yazıları önerebilirim.

    YanıtlayınSil
  7. güzel bir araştırma olmuş tarihlerin eski olması bakmanız gereken yer değil arkadaşlar global hafıza ve davranış biçimleri, bunlara verilen tepkiler %97 oranında aynıdır. 2. dünya savaşı öncesi yapısalın bir benzeri yaşanıyor biz bu durumda ülkemizi nasıl savunuruz önemli olan bu bunun tartışılması , yazılması gerekiyor bu tarz makaleler de bekliyoruz .Her görüş yeni bir şey katar .
    saygılarımla
    Murat ERDOĞAN

    YanıtlayınSil