7 Haziran 2017 Çarşamba

ÇİN UYGARLIĞI


“Uçsuz bucaksız” Çin’in “uçsuz bucaksız” bir tarihi vardır. Bu tarih, M.Ö.7 binli yıllara, söylencelerle (efsanelerle) renklenen, bilinmezliğin ya da unutulmuşluğun karanlıklarına gömülmüş zamanlara dek giden “sonsuz” bir tarihtir. Dünyayı “tanrılar” ve “cinlerle” dolu bir yer sayan eski Çin’den kopup insanlığa benzeri olmayan bir evrim örneği sunarak bugüne ulaşan ve son üç bin yılı yazılı olan bu koca tarih; eşsiz bir uygarlığı, Çin Uygarlığını bağrında taşır.


“Sonsuz Tarih”

Ekonomik-kültürel gelişkinliğin sağladığı gönenç ve göz kamaştıran varsıllığıyla her zaman çekim merkezi olan Çin, 10 bin yıllık tarihi içinde, Konfuçiusculuğu ve Taoculuğu dünya kültürüne armağan etti. Ekonomik gönenç yanında yaratılan felsefi birikim, bir yandan Çin düşüncesini belirleyen insanseverliğin (hümanizmin) kaynağını oluştururken, bir başka yandan yeni bir ahlak anlayışının kurallarını geliştirdi. Çevresine yaptığı düşünsel etkiyle, ekonomi yanında kültürel çekim merkezi de oldu.
Toplumsal düzeni evrensel düzenle bir tutan Çin bilgeliği (felsefesi), dünyada sürmekte olan ve belli ki sürecek olan çatışma ve çekişmelere karşı; barışçılığı, iyilikçiliği ve saygınlığı öneriyor; inançtan çok ahlâka, gizemci yaklaşımlardan çok siyasete yönelerek, evrensel bir niteliğe ulaşıyordu.1

Etnik Müze

Binlerce yıl eskiye giden Çin’deki etnik yapılanma, o denli karmaşık ve parçalıdır ki, 11 milyon kilometrekarelik bugünkü Çin’in tümünü içine alan ortak bir tarihten söz etmek olanaklı değildir. Tarih içinde yok olanlar dışında, bugün resmen tanınan; 5 özerk bölge, 29 özerk il ve 69 özerk yönetim birimi vardır.2
Bu birimlerde ırk olarak Çinlilerden başka; Uygur Türkleri, Tibetliler, Moğollar, Cuanglar, Koreliler, Mançular; din olarak Budacılık, Lamacılık, Müslümanlık; yaşam biçimi olarak; göçebelik, yarı göçebelik, kent ve köy yaşamı, farklı ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyleriyle birlikte yaşanmaktadır.

Çin Siyasi Tarihi

Çin’in siyasi tarihi, M.Ö.3 binlerde başlar ve 800 yıllık ilk dönemi 2200’de sona erer; bu döneme Beş İmparatorluk Dönemi adı verilir. Her biri, bir ya da birkaç uygarlık unsurunun yaratıcısı olan beş imparatorluk dönemi, Çin ulusal tarihinin de başlangıcı ve simgesidir.
Konfüçyüs ve kimi eski Çin tarihçisine göre, “destan ve söylencelere değil gerçek belgelere dayanan” bu dönemin başlatıcısı, İmparator Fuhi ile onun kadar önemli olan kızkardeşi Niyü-kua’dır. İlk Çin devletini kuran bu iki kardeş, Türkler’in M.Ö.5000’lerde gelip yerleştiği ve varlıklarını günümüzde de sürdürdükleri Batı’daki Kansu ilinden gelmişlerdi.3
M.Ö.2200’lerden sonra Üç İmparatorlar Dönemi denilen yeni bir dönem başlar. Yeni dönemin en önemli özelliği, yönetici önderlerin (İmparatorların) Millet uluları adı verilen bir kurul tarafından seçilmesi ve katılımcılığın yarattığı siyasi canlılıkla, iyi işleyen bir yönetim yapısının kurulmasıydı. Yönetimde katılımcılığın geçerli olduğu bu dönemi başlatan Hiya, Yin ve Çeu ile T’sin sülaleleri; eski Çin kaynaklarına göre Batı’dan yani Türkistan’dan gelen Türklerdi.4
Daha sonra bu geleneğin ortadan kalkmasıyla, siyasi düzen katılımcılık yerine kişi egemenliğine bağlı duruma gelecek ve “sülaleler düzeni” adı verilen döneme geçilecektir.

İmparatorluk Dönemi

İki bin yıl süren Üç Sülale Dönemi, M.Ö.249’da sona erdi, Çin’de siyasi birliğin sağlandığı ve 20.yüzyıla dek süren İmparatorluk Dönemi başladı. Çinliler’in bir bölümünün, özellikle Konfüçyüsçüler’in “Zorba İmparator”, resmi tarihin ise, “Şanlı Hükümdar-Çe Huang-Ti” dediği Çeng, M.Ö.249’da imparator oldu. Çeng; siyasi egemenliği merkezileştirdi, uyguladığı “devrimci” yöntemlerle Çin’in geleceğine yön veren kalıcı dönüşümler gerçekleştirdi.
Çeng, yönetim işleyişi konusunda; Konfüçyüs düşüncesine dayanan “iyi eğitilmiş seçkinler” kavramına karşı, “iyi örgütlenmiş yönetim işleyişi” anlayışını geliştirdi ve bu anlayışı ödünsüz uyguladı. Geleneklere karşı yürekli çıkışların seyrek görüldüğü Çin tarihinde, Çeng döneminin yenilikçi ruhu Konfüçyüsçülüğün iki bin yıllık egemenliğinin ardından ancak 20.yüzyılda yeniden canlanabildi.5
Çin tarihinde çok önemli bir yeri olan Çeng’in, içinden çıktığı T’sin soyu, ünlü Çin tarihçisi Çhovannes’in “halkın çoğunluğunun Türk olduğunu” söylediği Kansu bölgesinde yaşıyordu; bu bölgede yaşayanlar Yueşi Türkleri’ydi.6

Çeng’in Gerçekleştirdikleri

Çeng’in yaptığı ilk iş, İmparatorluğu merkezi ve güçlü bir devlet durumuna getirecek, yeni bir yönetim yapılanmasına gitmek oldu. Ülkeyi, sınırları bugün de geçerli olan, merkezi yönetime bağlı eyaletlere ve büyük illere böldü.
Tüm Çin’de geçerli olacak, ortak bir yazı benimsedi ve bu yazıyı resmi yazı yaptı. ‘Eski kitapların okunamaz duruma geldiği’ yönündeki eleştirilere karşın, “yazı devriminden” ödün vermedi, çeviriler gerçekleştirdi. Türk akınlarını durdurmak için, yapımına kendinden önce başlanan Çin Seddi’ni bitirtti. Merkezî devletin güvenliğini sağlamak için etkili bir posta örgütü kurdu; yollar ve bu yollar üzerinde posta konakları yaptırdı.7

Düşünce Akımları

Çin bilgeliğinin temeli; Konfüçyüsçülük, Taoculuk ve Budhacılık’a dayanır. Kimi tarihçilerin din olarak ele aldığı bu akımlar, daha çok siyasi yanı ağır basan düşünceler ve felsefe kuramlarıdır. Bunlar, kesin bir doğruluk arayışından çok, doğa ve toplum arasındaki bağları ele alırlar.
Budacılık Hindistan’dan geldiği için, Konfüçyüsçülük ve Taoculuk’a göre, dinsel yanı ağır basan yabancı unsur gibi görülebilir ancak Budacılık eski Çin geleneklerine uyum sağladıktan sonra Çin’de tutunabilmiştir.

Konfüçyüs

Asıl adı Kung-Fu-Tseu olan ve Avrupalı misyonerlerin Latinceye çevirerek Konfüçyüs adını verdikleri ünlü Çin bilgesi, M.Ö. 551’de küçük bir kasabada doğdu. Yaşadığı dönem, Çin’de yönetim çatışmaları ve siyasi karışıklıkların yayıldığı, toplumsal ahlakın bozulup yozlaştığı bir çözülme dönemiydi. Önce memur oldu, ancak halkın içinde bulunduğu koşullardan duyduğu büyük üzüntü nedeniyle, “halkı tanımak için" uzun gezilere çıktı ve eski Çin kaynaklarını yoğun olarak inceledi.
Konfüçyüs, okuyarak edindiği bilgileri, gezilerinde halktan edindiği bilgilerle bütünleştirerek; gelenekleri, halkın değerlerini, onun erdem ve ahlak anlayışını kendi düşünceleriyle birleştirdi ve yeni bir törel bilgelik (ahlak felsefesi) geliştirdi. Düşünceleri olgunlaştıktan sonra, kendisine inanan yoldaşlarıyla birlikte, gezginci dervişler gibi köyden köye, kentten kente dolaşarak görüşlerini anlattı ve her yerde bu görüşleri yayacak insanlar yetiştirdi.
Düşünceleriyle, yalnızca kendi döneminde değil, gelecek yüzyıllarda da milyonlarca insanın “ruhunu büyüleyecek olan” Konfüçyüs, istediği toplum düzenini ve önerdiği ahlak anlayışını, yaşamı boyunca sürdürdüğü bu çabayla ortaya çıkardı.
Konfüçyüs, yönetim birimlerinde görev alacak insanların nasıl yetiştirilmesi gerektiğini, dürüstlük ve özverinin ne anlama geldiğini, eşitçi bir düzenin nasıl gerçekleştirileceğini gösterir. Erdemi herşeyin önüne koyar. İnsan yetiştirmenin ve eğitimin önemini vurgular. Ona göre, “başkalarını yönetmek önce kendini yönetmek” demektir; “erdem her insan için ve her zaman sürekli yenileşmeyi gerektiren bir iç nitelikler bütünüdür”, “kendimize ne yapılmasını istiyorsak başkalarına da onu yapmalıyız”; “bilgeliğe ulaşmanın tek yolu yalnızca eğitimdir.”
Konfüçyüs, ortaya yeni bir şey koymadığını, yalnızca doğa ve toplumdaki gerçekleri dile getirdiğini söylüyordu. Tarihsel geleneklere dayalı öz kimliğe, aile ilişkilerine, yönetim işleyişine ve devlet varlığına son derece önem veriyor ve şunları söylüyordu: “Yönetenlerin halk tarafından sevilmesi gerekir. Bu sevgi ancak yönetenlerin yeterlilikleri ve halkın gereksinimlerinin karşılanmasıyla sağlanabilir. Bir ailede evin babası ne ise, toplum için de devlet odur. Ulusu yönetenler dürüst olmalıdır. Dürüst değillerse uygulamayacağı kanunları çıkarması neye yarar?”8

Tao

Konfüçyüsçülük kadar olmasa da, Çin’de etkili olan Taoculuk, bilgesel yanını korumakla birlikte, evrenin oluşumunu araştırırken doğaüstü bir anlayışa yönelir. Akımın kurucusu Lao-Tseu’yu (Tao) Konfüçyüs’ten ayıran temel öğe, hemen tümüyle tine (ruha) ve tinin gereksinimlerine önem vermesi ve yaşamın gerçek koşullarına pek eğilmemesidir.
Tao; bilgeliğin göreli bir kavram olduğu için, değer taşımadığını, insanların mutluluk özlemlerini, kendi doğal yeteneklerinde araması gerektiğini ileri sürer ve tinin ölümsüzlüğünü kabul eder; bu nedenle Konfüçyüs’ten ayrılır. Taoculuk, hem bir felsefe akımı hem de bir dindir.
Taoculuğun inanca dayalı öğeler içermesi, onun yönetim anlayış ve dizgeleri üzerinde görüş geliştirmesine engel olmamıştır. Özellikle devlet konusunda geliştirdiği görüşler, Konfüçyüsçülük’ten farklıdır. Tao’ya göre; “Devlet halkın işine olabildiğince az karışmalı, özellikle eğitim konusuna hiç karışmamalıdır”.9

Düşünürler ve Okullar

Çin’deki düşünce akımları, Konfüçyüsçülük, Taoculuk, ya da Budacılıkla sınırlı değildir; geçmişten gelen ve geleceğe yön veren sayısız düşünce akımı, bu akımları temsil eden okullar ve başka düşünürler de vardır. M.Ö.5. yüzyılda Mozi Okulu, 4.yüzyılda Yinyang ve beş Öğe Okulu, 3. yüzyılda Adlar Okulu, 2.yüzyılda Yasacılar Okulu, Çin kültürünü varsıllaştıran ve etkileri günümüze dek gelen düşünce akımlarıdır. Bu akımlar, 19.yüzyıla dek canlılıklarını korumuşlardır.

Dil Sorunu

Çin’de, dil birliği günümüzde de tam olarak gerçekleştirilememiştir. Özerk bölgelerdeki azınlık dilleri dışında, birbiriyle anlaşamayan onlarca Çin lehçesi vardır. 20.Yüzyıl ortalarında bile yalnızca Hunan eyaletinde 10 değişik lehçe konuşuluyordu. Ayrı lehçeler konuşan Pekinli bir Çinliyle Kantonlu bir Çinli ya da Foukiyenliyle Şansili birbirleriyle anlaşamazlar.10
1949 yılındaki devrimden sonra, zorunlu tutulan eğitim programlarıyla dil birliğini sağlama yönünde başlatılan çaba, bugün de yoğun olarak sürdürülmektedir.

Buluşlar ve Kitaplar

Buluşlar konusunda çok yetenekli olan Çinlilerin, yazılı yapıtları çoğaltmak için matbaayı kullanmaları çok eskiye giden bir uygulamadır. M.S.6.yüzyılda tahtadan harfler ya da tahta üzerine oyma yazılarla kitap basmışlar ve matbaacılığı 1040 yılında ileri bir düzeye çıkarmışlardı. Bu nedenle el yazmalarının dışında, çok sayıda basılı yayın ve kitap, bugüne gelebilmiştir.
Eski Çin Kütüphanesi; King adı verilen kutsal kitaplar dışında; felsefe, yazın (edebiyat) hukuk, tarih ve askerlik konularında tümüyle özgün birçok kitabı, iyi korunmuş olarak bugüne taşımayı başarmıştır.

Evrensellik

Çin uygarlığının uzun tarihi boyunca yarattığı kültürel birikim, yalnızca Çin'i ya da Doğuyu değil, dünyanın büyük bir bölümünü etkileyerek bu kültürü insanlığın ortak kalıtı (mirası) olarak evrenselliğe taşımıştır.
Hemen her sanat dalında verilen yapıtlarda görülen; incelik, olgunluk, derinlik ve insana yabancı gelmeyen içtenlik, yüksek niteliklidir. Felsefe ve yazın dışında mimari, resim, yontu (heykel), müzik, tiyatro, çinicilik ve el sanatlarında erişilen düzey ve boyut genişliği hayranlık vericidir.

Çin Tiyatrosu

Antik Çağ’dan beri süregelen Çin tiyatrosu, yalnızca sanatsal bir eylem değil, onunla birlikte güncel sorunları irdeleyen, düşünsel ve siyasal tartışmalarla (hicivlerle) dolu görsel bir şölendir. Başlangıçta dinsel törenleri, tarih ya da söylence (efsane) kahramanlarını canlandıran danslarla ortaya çıkan tiyatro, daha sonra; türkülü öyküler ve pandomimler’le halkın sorunlarını dile getiren, bu nedenle onunla bütünleşen gerçek bir halk sanatına dönüşmüştür.
Günlük konuşma dilindeki söyleşimlerin (diyalogların) arasına şarkıyla söylenen dizeler serpiştiriliyor, böylece sahnedeki sanatçılar duygularını özgürce dile getirerek, izleyiciyle bütünleşiyordu. Oyun metinlerinde dokuz geleneksel rol vardı ve her rol, işlenen konuyu izleyiciye aktarmada üstün bir yaratıcılığı gerekli kılıyordu.

Mimarlık

Çin mimarisinde ağırlıklı olarak dayanıklılık ve güç değil, zarif anlatımlarla incelik ve insan ölçüsü asaldır. Çin yapılarında özellikle birbiri üzerine geçirilmiş çatılar özgündür ve kimi sanat tarihçileri bu çatı biçiminin göçebe dönemlerdeki çadır biçimlerinden kalma bir gelenek olduğunu düşünürler.
Yalnızca saraylarda değil, evlerde de iç süsleme son derece ince ve çok özenlidir. Ev eşyalarında aranan uyum ve denge düşkünlüğü, başka hiçbir uygarlıkta görülmeyen düzeydedir.
Toplumsal gerçekliği yansıtan kent planlaması, dönemin gereksinimlerinin tümünü karşılayacak bir bütünlük içinde ele alınmıştır. M.S.7.yüzyılda yapılan Çang kenti planlaması; yönlendirme, hacimlerdeki geometrik pürüzsüzlük ve işleyiş kolaylığı nedeniyle hem Çin’de hem de Japonya’da günümüze dek uygulanmıştır.

Belgeler, Yazıtlar

Çin uygarlığının bize bıraktığı ilk belgeler (M.Ö. 13. yüzyıla ait kemikler üzerine yazılı yazıtlar) Çinlilerin daha o dönemde gökbilim (astroloji) araştırmaları yaptıklarını göstermektedir.
Başlangıçta evrenbilimsel (Kozmik) inançlara dayanan Çin matematiği, daha sonra saymanlık (muhasebe), vergi, sayışma (takas) ve alan ölçümü hesaplarında kullanılarak hızla gelişti. Matbaanın bulunduğu Songlar döneminde (960-1279); Li Ci, Yang Huei, Cu Sici gibi ünlü matematikçiler Çin cebirini doruğa çıkardılar ve soyut matematik araştırmalarına giriştiler.

Yontuculuk

Kabartmacılık ve yontuculuk, genellikle küçük ölçekli, ancak incelikli ürünler vermiştir. Yontuculuk yapıtlarının en eskileri, 5.yüzyılda Topa Türklerinin kurduğu Vey Soyu Dönemi’nde yapılmış olanlardır.
Maden, fildişi ya da yeşim taşından yapılan yontular, tunç işleri, kumaş üzerine işleme, kağıtçılık ve kağıtla süsleme, ipekçilik ve çinicilik konularında ulaşılan ustalık, eşsiz bir olgunluğa sahiptir. Batı, Çin’i en önce ipekleriyle tanımıştı. İlk vatanı Çin olan kağıt, Batı’ya Semerkant’tan geçmiştir. Porselen sanatı, 15 ve 17.yüzyıllarda en parlak devrini yaşamış, vazolardan küçük fincanlara dek tüm porselen yapıtlarda benzersiz bir sanatsal üstünlüğe ulaşmıştır.

Batı Sömürgeciliği ve Çin

Çinliler, 17.yüzyıldan sonra, tarihlerinin hiçbir döneminde görmedikleri, büyük bir sorunla karşılaştı. Kendisine sömürge arayan Batılılar, göz kamaştıran Çin varsıllığına elkoymak için gelmeye başladılar.
Amaçları için kullandıkları yöntemler, son derece sert ve acımasızdı. İpekten başlayıp altına dek, ellerine geçirdikleri hemen herşeyi alıp götürdüler. Bir yandan ucuz Hint afyonu, öte yandan misyonerleriyle, önce insanların beyinlerini uyuşturdular. Kültürel yozlaşmayı yoksulluk üzerine oturtarak yaygınlaştırmada, sömürgeci işleyişi yaymada ve tutsaklık yöntemlerini geliştirmede ustaydılar.
Güç ya da siyaset yoluyla kabul ettirdikleri ekonomik ayrıcalıklarla ülkeyi o denli yoğun sömürdüler ki, bir zamanlar dünyanın en varsıl ülkesi olan Çin, 20.yüzyıla gelindiğinde sıradışı bir yoksulluk içine düşmüştü.
İki bin yıl önce, ellerindeki toprağın her karışını işleyen Çin köylüleri, 20.yüzyıl ortalarında tarım yapamayan, açlık ve hastalıktan kırılan umutsuz kitleler durumuna gelmişti. 1949 yılında toprağın ancak yüzde 10’unda tarım yapılabiliyordu.11
Kendilerini besleyemeyen köylüler, kentlere göçüyor ve buralarda işsizlik ve açlık içinde yok olup gidiyordu. Şanghay’ın nüfusu yalnızca 1930-1949 arasında 4 milyondan 8 milyona çıkmıştı. İş bulabilenler “birkaç avuç” pirinç karşılığında günde 12 saat çalışıyor, bulamayanlar ise “sokaklarda ölüyordu.”Şanghay Belediyesi yaptırdığı özel araçlarla her sabah kentin kenar mahallelerini dolaşıyor, açlık ve hastalıktan sokakta ölenleri topluyordu.12
Bir zamanlar ipek, kağıt ya da seramik ustalarının dolaştığı kent sokaklarında, yeni bir esnaf türü ortaya çıkmıştı. Alım gücü kalmayan halka, “en düşük maliyet”, “en düşük donanım” ve “en düşük fiyatla” hizmet veren ve işlerini açık havada “yapan”, “gezgin aşevleri”, “dilekçeciler” ve “berberler”, günün yeni esnaflarıydı.13

 

DİPNOTLAR


1         “Devrimler ve Karşı Devrimler Ansiklopedisi” Gelişim Yay. No:1, sf.3
2         “Büyük Larousse” Gelişim Yay., 5.Cilt, sf.2706
3         “Tarih I-Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri” Kaynak Yay., 1.Cilt., 4.Bas., 2000, sf.56
4     “Les Memoires Historiques”, Chavannes, 3.Cilt, sf.26; ak. “Türk Tarihinin  Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Basım-1996, sf.96
5         Ana Britannica, Ana Yayıncılık, 9 Cilt, sf.133
6     “Cordier Historiques Gener de la Chine” Chvannes 1.Cilt, sf.197; ak. “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Bas.-1996, sf.101
7         “Dünya Tarihi” Prof. William H.Mc Neill, İmge Kit., 5.Bas.-2001, sf.259
8         “Türk Tarihinin Ana Hatları”, Kaynak Yay., 2. Bas.-1996, sf.89
9         a.g.e. sf.90
10    “La Chine”, Georges Maspero 1925, ak “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Basım 1996, sf.93
11    “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” Metin Aydoğan, Kum Saati Yay. 2003, 4.Baskı, sf.327
12    “İnsanlar Tanıdım” Mihri Belli, Doğan Kitap, 2.Basım 1999, sf.175
13    “Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi” Gelişim Yay., 4.Cilt, sf.1123





Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

0 yorum:

Yorum Gönder