22 Ağustos 2017 Salı

ATATÜRK’TEN İNÖNÜ’YE


Amerikan donanmasının Missouri Zırhlısı, 5 Nisan 1946 günü İstanbul’a geldi ve büyük törenlerle karşılandı.  Karaköy’deki genelevlerde boya badana yapıldı, eğlence yerlerine Amerikalı askerlere iyi davranmaları için talimat verildi, cami minarelerine welcome yazan mahyalar asıldı. Aynı günlerde, Meclis’te ulusal onuru zedeleyen konuşmalar yapılıyordu. CHP’li Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Türkiye’nin ABD’ne olan 4,5 milyon dolarlık borcun ödenmesi nedeniyle yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Hepimiz inanıyoruz ki Amerika Birleşik Devletleri’ne bu parayı vermekle borcumuzun yalnız maddi kısmını ödüyoruz. ABD’ne bir de manevi borcumuz var ki onu da özgürlük, eşitlik, bağımsızlık ve insanlık davalarında Amerika’nın bulunduğu saflarda bulunmak suretiyle ödeyeceğiz”. CHP Bursa milletvekili M.Baha Pars ise şunları söylüyordu: “Bugün bu büyük milletin, Amerika’nın; insanlığa yaptığı yardımı hatırlayıp teşekkür ederken, peygamber gibi temiz ve kusursuz Roosevelt’i, onun halefi olan kıymetli devlet ve millet adamı Truman’ı hürmetle selamlarım”.(×)

Yönetim'de Değişim

Atatürk’ün ölümünden bir gün sonra, 11 Kasım 1938 günü toplanan TBMM, İsmet İnönü’yü oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçti. Seçimden sonra, Celal Bayar Hükümeti, once usulen sonar gerçekten istifa etti; yerine Refik Saydam hükümeti kuruldu. Hükümet kurulduktan sonra, İnönü Meclis’i de değiştirmeye karar verdi. Mart 1939’da yapılan erken seçimlere katılacak CHP milletvekili adaylarının tümünü kendisi seçti.
Adaylar üzerinde yaptığı seçim, Atatürk döneminde politikalarda değişiklik olacağının habercisiydi. Cumhuriyet devrimlerinin gerçek boyutunu kavrayamayarak bunlara karşı çıkan, ekonomide ulusal kalkınma yerine “liberalizmi” savunarak Atatürk’le siyasi çatışma içine giren; Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Fethi Okyar, Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimler aday yapılmıştı.
Bu uygulama daha sonra genişletildi. İzmir suikastı davasında yargılanan; Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Kazım Karabekir gibi isimler önemli görevlere getirildi. Ali Fuat Cebesoy ve Kazım Karabekir Meclis Başkanlığı’na dek yükseldi.

Politika'da Değişim

İnönü, Cumhurbaşkanı olduğu dönem için söylediği şu sözler, Atatürkçü politikadan ayrıldığını kabulü ve ilanı niteliğindedir: “İçişlerinde yeni bir politika gerekiyordu. Bu politika gerginlikleri ciddi olarak giderme veya yumuşatma yönünde olacaktı. Eski küskünlükleri kaldırmak için, ciddi olarak çalışma kararındaydım”,1 benim için en büyük tehlike, onun (Atatürk’ün yn.) gölgesi altında erimek ve ezilmekti. Devlet icraatının bütün sorumluluğu bana ait olmalıydı. Bunun için de, kudretim neyse benim damgamı taşıyacak bir dönemin başladığının belli olması gerekiyordu”.2
Atatürk döneminde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Milli Eğitim Bakanlığı yapmış ve ilk ‘İnkilap Tarihi’ derslerini vermiş olan Prof.Hikmet Bayur’un Atatürk’ün ölümünden sonraki uygulamalar için görüşleri şöyledir: “... Atatürk ölür ölmez, Atatürk aleyhine bir cereyan başlatılmıştır. Mesela Atatürk’e bağlı olan bizleri İnkılâp derslerinden aldılar. Kendi adamlarını koydular. O dönemde Atatürkçülüğü övmek ortadan kalkmıştı”.3 Gerginliği gidermek savıyla yeni gerginlikler yaratılıyor ancak bu kez gerilen taraf Atatürk’ün yakın çevresi ve Atatürkçü kadrolar oluyordu.

Milli Şef

İnönü milli şefti ve herşeyi o belirliyordu. Devlet kadrolarında yükselmek isteyenler günün gereklerine uymak durumundaydılar. Atatürk’ün yakın çevresi gözden düşmüştü. Onlarla birlikte görünmek, yükselmeyi önleyen bir etkendi. İlk kadın milletvekillerinden Fakihe Öymen, Afet İnan’ın kendisini sıkça ziyaret etmesi nedeniyle kimi milletvekillerince uyarılmış ve Atatürk’ün yakını olan bu kişiyle fazla görüşmemesi önerilmişti.4
Din eğitimi almış tutucu bir milletvekili olan Şemsettin Günaltay, İnönü Cumhurbaşkanı olduğunda, Atatürk dönemini karalayan ve Atatürk’ü dolaylı olarak aşağılayan; “İnönü devri başlıyor, fazilet devri başlıyor”5 demiş ve ileride başbakan yapılmıştı.

Laiklikten Ödün

1939-1950 döneminde en aykırı ödünler, henüz tam olarak yerleşmemiş olan laiklik konusunda verilmiştir. Din inancının siyasi çıkar için kullanılmasının, 1950’den sonra başladığı yönünde yaygın bir kanı vardır. Oysa bu tür uygulamalar Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başlamıştır.
Fakihe Öymen’in konuyla ilgili olarak, döneme ve dönemin Cumhurbaşkanı İnönü’ye eleştirileri oldukça serttir; “... İnönü bütün hareketlerinde Atatürk’ün üstünlüğünü silmek için elinden gelen gayreti sarfetti. Bunu genel bir fikir olarak söyleyebilirim. Atatürk’ün yolunda yürümüş olsaydı, herşey başka türlü olacaktı. Kusurumuz, laikliği memlekete yayamamaktır. Onun için ben şahsen, İnönü’nün Anıtkabire defnedilmesini bile istemedim”.6
Prof.Hikmet Bayur’un bu konuyla ilgili olarak aktardıkları, ödünlerin verilmesinin 1940’lı yılların başlarına kadar gittiğini gösteriyor. Hikmet Bayur şunları söylüyor: “Atatürk öldükten sonra biz seçim bölgelerimize gittik. Bir müddet sonra, galiba yeni seçimlerden sonra baktım her mahallede bir kuran kursu açılmış. Bunlar yoktu eskiden. Ankara’ya gittim, Recep Peker’e bu ne hal dedim? Ne yapayım dedi emir en büyük yerden geliyor. Yani İnönü din düşmanlığı yapmadı, dincilik yapıyor. Daha sonra İlahiyat Fakültesini açtı. Sonra İmam Hatip okulları açtı. İmam Hatip okullarına Fıkıh dersi koydurdu”.7

Siyasi ve Ekonomik Ödünler

Gericiliğe verilen ödünler, Kemalist devrim anlayışına uygun düşmeyen uygulamaların bir bölümüydü. Ekonomik kalkınma, dış siyaset ve ulusal bağımsızlık gibi temel ilkelerde verilen ödünler, daha etkili ve kalıcı bozulmalara yol açmıştır.
Atatürk’ün sağlığında, 1937 yılında altı ok anayasa maddesi yapılırken, on yıl sonra devletçilik ve devrimcilikten vazgeçildi. Projeleri hazırlanmış olan Demir-Çelik, Genel Makina ve Elektrolitik Bakır gibi yatırımlar programdan çıkarıldı. Sanayileşmeyle bağdaşmayan yeni kalkınma planları yapıldı.

Batı’yla Bütünleşme

1939-1950 arasındaki 11 yıl, Kemalist atılımların durdurulduğu, geri dönüş sürecinin başladığı, çelişkilerle dolu bir dönemdir. Batı’yla uzlaşma ve giderek emperyalizmin etkisine girmeyle sonuçlanan bu süreç; 1939 yılında İngiltere ve Fransa ile yapılan Üçlü İttifak, ABD’yle yapılan Ticaret Antlaşması’yla başlamış, çeşitli aşama ve yoğunluklardan geçerek günümüze dek sürmüştür.
Atatürk’ün ölümünden yalnızca altı ay sonra Türkiye 12 Mayıs 1939’da İngiltere, 23 Haziran’da da Fransa ile iki ayrı deklarasyona imza attı. Sovyetler Birliği’nde büyük rahatsızlık yaratan bu deklarasyonlar, 19 Ekim 1939 tarihinde İngiltere, Fransa ve Türkiye arasındaki Üçlü İttifak Anlaşması’na dönüştürüldü. Anlaşmanın yapıldığı günlerde Almanya, İngiltere ve Fransa ile savaş halindeydi ve bu anlaşma, Hitler’in Türkiye’yi işgal planı içine almasına neden olmuştu.
Antlaşmadan sonra, Sovyetler Birliği ile ilişkiler bozulmuş, Almanya’nın tepkisi çekilmiş ve hemen hiçbir şey kazanılmamıştı. Ancak çok önemli bir şey yitirilmişti. Onbeş yıl boyunca uygulanan, sınır komşuları dahil dünyanın tüm ülkelerine güven veren, bağımsız ve bağlantısız Kemalist dış politikadan vazgeçilmiş ve yeniden “Batı’ya bağlanma” sürecine girilmişti. Atatürk’ün ölümüne dek yaptığı uyarılar ve bıraktığı siyasi vasiyet yerine getirilmemişti.
Batı’ya bağlanma eğilimi, İnönü için hata değil, bilinçli bir seçimdi. Bu gerçek, daha sonraki uygulama ve açıklamalarla açık olarak ortaya çıkacaktı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği ile sorun yaşandığı günlerde Amerikalı bir gazeteciye şunları söylemişti: “Eğer Rusya gelip de aradaki anlaşmazlıklara olumlu biçimde çözme teklifinde bulunsa bile ben Türk siyasetinin Amerikan siyasetiyle el ele gitmesi taraftarıydım”.8

Ekonomik ödünler

İsmet İnönü, Türkiye’nin yalnızca siyasette değil ekonomide de “Amerika’yla el ele gitmesi taraftarıydı”. Bu “taraftarlığını”, Cumhurbaşkanı seçildikten 4,5 ay sonra göstermişti.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yabancı bir ülkeye imtiyaz tanıyan ilk anlaşmayı 1 Nisan 1939 günü yaptı. 5 Mayıs 1939 günü yürürlüğe giren bu anlaşmaya göre, Türkiye ABD’ne “Gerek ithalat ve ihracatta ve gerekse diğer tüm konularda en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü” tanıdı. Ayrıca, ABD sanayi malları için yüzde 12 ile yüzde 88 arasında değişen oranlarda gümrük indirimleri sağlandı.9
ABD’ne, ticaret başta olmak üzere “tüm konularda” imtiyazlar tanıyan 1 Nisan 1939 anlaşması imzalandığında, Atatürk’ün ölümünden yalnızca 140 gün geçmişti. Atatürk, 1920 yılında yani Kurtuluş Savaşı sürerken, bu tür anlaşmalara imza atan Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’i derhal görevden almıştı.
1 Nisan 1939 Ticari İmtiyaz Anlaşması, 12 Mayıs–23 Haziran 1939 Deklarasyonları ve 19 Ekim 1939 “Üçlü İttifak Anlaşması”, yaşamını bu tür anlaşmalara karşı savaşıma adamış olan Mustafa Kemal’in ölümünden sonraki bir yıl içinde yapılmıştı.

DİPNOTLAR

(×)      “CHP 1919–1999” Hikmet Bila, Doğan Kitapçılık, sf.118
1          “İkinci Adam” Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Yay., 2.Cilt, sf.45
2          “Milli Şefin Paradoks Gerçeği” httb:blog.milliyet,com.tr
3          “Tarihe Tanıklık Edenler” Arı İnan Çağdaş Yay., sf.364
4          a.g.e. sf.364
5          a.g.e. sf.365
6          “Tarihe Tanıklık Edenler” Arı İnan, Çağdaş Yay., 1957, sf.373
7          a.g.e. sf.336
8          “Politikada 45 Yıl” Y.Kadri Karaosmanoğlu, İletişim Yay., sf.192-195
9          Ulus Gaz.10.05.1939, ak. Hikmet Bila “CHP 1919–1999” Doğan Kit., 2.Baskı, sf.89





Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

12 yorum:

meltem karakoyun dedi ki...

İsmet adının geçtiği yerlere Recep Tayyip koyarsak ,aralarında hiçbir fark olmadığını daha net anlayabiliriz. Tüm acı ve gerçek tarihi bilgiler için teşekkürler hocam.

Metin Aydoğan Kuramsal Aktarım dedi ki...

Sağol Meltem.

Unknown dedi ki...

Bence saffi ve tarafi belli olanlari bir kenara birakalim ya Günümüzde en tehlikeli olanlar saffi ve tarafi belli olmayanlar mesela KILICDAROGLU soyadi bile degistirilerek hazirlandigi görevi oyunu iyi oynuyor TÜRKIYENIN en aydin kesimini elinde tutuyor ana muhalefet lideri sifati ile idari ve hukiki yapabileceklerini yapmiyor birileride durmuyor yola devam ediyor akillara zarar bir durum bu...

Unknown dedi ki...

bize erken cumhuriyet dönemleri ile lgili kitaplar önerir misiniz?

mehmet yaşar dedi ki...

inönü hemen yapmış RTE ihtiyaç olunca fark bu

Metin Aydoğan Kuramsal Aktarım dedi ki...

"Atatürk ve Türk Devrimi", "Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye", "Bitmeyen Oyun". Bunlar benim kitaplarım."Tek Adam", "Suyu Arayan Adam"-Şevket Süreyya Aydemir; "Karşı Devrim"- Çetin Yetkin ve Falih Rıfkı Atay'ın kitapları. Benim kitapları bulamazsan bana bildir, armağan olarak göndereyim Sayın Unknown.

Unknown dedi ki...

Benim anlamadığım inönü birden bir banu avar tarafından neden kötülendi...

Metin Aydoğan Kuramsal Aktarım dedi ki...

Yazı bana ait. Banu Avar'ın bununla ne ilgisi var Unknown.

Adsız dedi ki...

Bu nasil bir hasettir ki cephede omuz omuza savastigin en yakin yol arkadasin omrunu tamamlar tamamlamaz emanetine hiyanet edesin? Cok ama cok aci. Bu donemlerin musebbibi de o donemki Inonu politikalaridir

Gercekleri tekrar bize hatirlattiginiz icin tesekkurler

servet laçinkaya dedi ki...

Banu avar twitter adresinden paylaşmış bu yazıyı

zafer dedi ki...

Kutlu Kurtuluş Mücadelesi'ne başlarken, 'Amerikan mandasına girmeyi' arzu edenlerden değil miydi İnönü?!.. İşte o isteğine Atatürk'ten hemen sonra kavuşmuş oldu!! Millete ise, o emperyalizm altında yıllarca inlemek zilleti kalacaktı !!!

Serdar Varol dedi ki...

Mustafa Kemal'den dönüşün İnönü'yle başladığı olgusunu, başka detaylarla destekleyen yine güzel bir yazı olmuş. Zamanında benim bu olguyu anlamamda büyük katkınız var. Bunun için tekrar teşekkür ederim.

Biz en ufak dahi olsa bir şeyleri değiştirebilmek için buradan başlamak zorundayız. Yoksa iktidar olup ya da belediye başkanı olup hiç bir etkin, vizyoner faaliyetin yapılmadığı rutin sefillik tekrar edip duracak.

Yorum Gönder