1 Eylül 2017 Cuma

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1939-1945)


1 Eylül 1939’da Almanya Polonya’ya saldırdı, 2 gün sonra 3 Eylül’de İngiltere’yle Fransa Almanya’ya savaş ilan etti ve İkinci Dünya Savaşı başladı. Büyük şirket yöneticileri, hükümet yetkilileri ve bunların hizmetindeki politikacılar dışında; çok az insan savaş istiyordu. İlk savaşın bitiminden henüz 21 yıl geçmiş, bu savaşta çarpışan insanların çoğu, henüz emekli bile olmamıştı. ‘Noel’de biter’ denilen birinci savaş tam dört yıl sürmüş ve 30 milyon insanın ölümüne yol aşmıştı. Avrupa nüfusunun yüzde 70’i savaşın acılarını yaşamıştı. İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş ilan ettiğinde, bir öncekinde olduğu gibi, Londra sokaklarında, utku umutlarını taşıyan törenler yoktu. Bu kez Paris’in bulvar kahvelerinde çıt çıkmıyordu.

Savaş Başlıyor

1 Eylül 1939 günü Almanya, Polonya’yı işgal etmeye başladı. Bu işgal, koşulları önceden oluşan yeni bir dünya savaşının, çıkış gerekçesi oldu. Saldırgan konumda olan Almanya’ydı. Ancak, Dünya Savaşı’nı resmen başlatanlar İngiltere ve Fransa oldu.
Birinci Dünya Savaşı’nın; ‘bitmeyen bir savaş’ olduğu, çıkışına neden olan koşulların ağırlaşarak sürdüğü, bu nedenle küresel ölçekli yeni bir askeri çatışmanın kaçınılmaz olduğu, bugün daha açık görülüyor. Ancak, bu sonucu o günlerde de görenler ve buna göre hazırlananlar vardı kuşkusuz. 1924 yılında Winston Churchil, 1.Dünya Savaşı’nın bitmemiş olduğunu, yeni savaşın eskisinin bitimiyle birlikte başladığını söylüyordu: “1919’da başlatılan savaş hiçbir zaman yapılamadı; ama düşünceleri hala yaşıyor”.1

Savaşı İsteyenler

Büyük şirket yöneticileri, hükümet yetkilileri ve bunların hizmetindeki politikacılar dışında; çok az insan savaşı istedi. İlk savaşın bitiminden henüz 21 yıl geçmişti ve bu savaşta çarpışan insanların çoğu, henüz emekli bile olmamıştı. ‘Noel’de biter’ denilen birinci savaş tam dört yıl sürmüş ve 30 milyon insanın ölümüne yol aşmıştı. Avrupa nüfusunun yüzde 70’i savaşın acılarını yaşamıştı.
3 Eylül 1939 akşamı, İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş ilan ettiğinde, bir öncekinde olduğu gibi, Londra sokaklarında, utku umutlarını taşıyan törenler yoktu. Bu kez Paris’in bulvar kahvelerinde çıt çıkmıyordu.

Halk Savaş İstemiyor

Halk savaş istemiyordu ancak mal ve hizmet üreten büyük tekeller, ekonomik yaşamı belirleyen mali sermaye kümeleri ve varlığını bunların çıkarlarına bağlamış emperyalist devletler için savaş, istem değil, varlıklarıyla ilgili bir gereksinimdi. Ya üretim ve sermaye güçlerine uygun dış pazarlar bulunacak ya da yok olunacaktı. Onlar için savaşın gerçek anlamı buydu.

Pazar Paylaşımı

2.Dünya Savaşı’na Almanya’nın neden olduğunu bugün herkes biliyor. Almanya, sanayi gücünü arttırmış ve gözünü yalnızca Versailles’la elinden alınmış eski sömürgelerine değil, birçok yeni pazara dikmişti. Hitler çok açık konuşuyordu: “Çok dar bir alanda sıkışmış durumdayız. Öteki devletler gibi biz de sömürge istiyoruz. Almanya güneşteki yerini almalıdır. Alman bayrağını okyanuslarda dalgalandıracağız”.2
Ancak, bu söylendiği kadar kolay bir iş değildi, dünyada bayrak dalgalandırılmayan okyanus artık kalmamıştı. ‘Güneşte yer almak’ için güç ve güce dayalı şiddete gereksinim vardı, dünyanın yeniden paylaşılması gerekiyordu.
İngiltere ve Fransa, Almanya’nın derdini anlasa da, doğal olarak iyesi (sahibi) olduğu etki alanlarını korumak zorundaydı. Bir yandan savaşa hazırlanırken, öbür yandan Almanya’yı ‘sakinleştireceğini’ sandıkları ödünler verdiler.
Çekoslavakya, Avusturya, Moravia’nın elegeçirilmesine, Litvanya’nın Klaipeda limanının alınmasına, Romanya Ekonomik Anlaşması’na ses çıkarmadılar. İtalya’nın Arnavutluk’u almasını yalnızca izlediler, İspanya İç Savaşı’nda Almanya’yı ‘kızdıracak’ bir davranışta bulunmadılar. Orta ve Doğu Avrupa’da etkisini arttırmasına göz yumdular.
Bu ödünlerle, Almanya’nın kendilerine yönelik saldırgan eğilimlerini yumuşatacaklarını düşündüler. Ancak, düşüncelerinde yanıldılar. Herhangi bir yumuşama sağlayamadıkları gibi, Almanya’nın güçlenmesine ve saldırganlık için özgüven kazanmasına yol açtılar. Polonya saldırısı onlar için, Hitler’in ‘durmayacağını’ gösteren ve artık ödün sınırını aşan bir çıkıştı.

Sovyetler Birliği’nin Tutumu

Hitler’e ödün verenler yalnızca İngiltere ve Fransa değildi. Sovyetler Birliği, tüm dünyanın özellikle de komünist ve sosyalistlerin şaşkın bakışları arasında Almanya ile 23 Ağustos 1939’da, Polonya’nın ortak işgalini kabul eden bir anlaşma imzaladı.
Sovyetler Birliği ödün vermeyi o düzeye çıkardı ki; kendisine sığınmış olan bütün Alman sosyalist ve komünistlerini, ‘diplomatik zorunluluklar’ ve ‘Rusya’nın çıkarlarının gözetilmesi’ gibi gerekçeler ileri sürerek, Gestapo’ya teslim etti.3

Hitler Korkusu

Hitler, Avrupa ülkelerini öylesine korkutmuştu ki, gözükaralığını caydırıcı güç durumuna getirip dediğini yaptıran kabadayılara dönmüştü. Buna da çok alışmıştı. Bu nedenle, Polonya’ya girmesi üzerine, İngiltere ve Fransa’nın Almanya’ya savaş açmasına çok şaşırmıştı. O, Polonya’yı işgal etmesine de ses çıkarılmayacağına inanıyordu.
2.Dünya Savaşı başlarken yanılan bir başka önder, Stalin’dir. Stalin, imzaladığı anlaşmayla, Alman saldırısının Sovyetler Birliği’ne yönelmesini önleyeceğine inanıyordu. İngiltere ve Fransa, Alman saldırının Rusya’ya, Rusya ise Batı Avrupa’ya yönelmesinin hesabı içindeydi. Ancak, tümü, hesaplarında yanıldı.
Almanya Batı Avrupa’ya saldırdığında, Stalin, Rusya’yı savaştan uzak tuttuğuna ve uyguladığı politikanın doğruluğuna artık kesin olarak inanıyordu. Bu inanca dayalı barış umutlarını somut gerçeklik gibi gören Stalin, kendisine yapılan tüm uyarı ve önerileri bir yana itiyordu.
22 Haziran 1941 günü sabaha karşı başlayan Alman saldırısına inanmamış, bu işin ‘disiplinsiz bazı birliklerinin yanlışlığı’ olarak niteleyerek, Alman topçusunun ateşine bir süre karşılık verdirmemişti. Saldırıdan bir gece önce, Alman ordusundaki bir komünist er, sınırı geçmiş ve saldırının başlayacağı saatı bildirmişti. Ancak, Stalin bir bozguncu ve kışkırtıcı ajan olarak tanımladığı işçi Korpik’i kurşuna dizdirmişti.4

Öngörüsüzlük

2.Dünya savaşına gelinirken, savaşta taraf olacak ülkelerin yöneticileri; siyasi ve askeri yetersizlikler, kararsız ve ürkek davranışlar, gerçeklere uygun düşmeyen amaçlar peşindeydi. Savaşın gelmekte olduğunu hemen hepsi görüyor ancak ‘devekuşu politikası’ uyguluyorlardı. Savaşın çekincelerinden uzak durarak çıkarlarını koruyabilmenin bir yolunu arıyorlardı.
1 Eylül’de çıkan savaş kısa bir süre içinde yayıldı ve bu çatışmadan hiçbir çıkarı olmayan birçok ülkeyi içine çekti. Bir yanda Almanya, Japonya ve İtalya, öbür yanda İngiltere, Fransa ve Amerika olmak üzere altı emperyalist ülke, tam 61 ülkeden 110 milyon insanı silah altına alarak savaş alanlarına sürdü.5

Savaş Yayılıyor

Almanya savaşa fırtına hızıyla girdi. 30 Tümenlik Polonya Ordusu 26 günde çökertildi. 1940’ta Danimarka ve Norveç’i işgal ederek, Kuzey burnundan Hamburg’a dek Baltık’ın tüm Batı kıyılarını bir ay içinde ele geçirdi. 10 Mayıs 1940’ta başlatılan Batı saldırılarıyla Hollanda bir hafta, Belçika ise 3 hafta içinde geçildi. Fransa, 22 Haziran’da teslim oldu. Polonya’nın elegeçirilmesine karşı çıkarak savaşa giren Fransa, Polonya gibi, bir kaç haftada yenilmişti.
Mussolini, saldırganlıkta ikinci planda kalmamak için; 1940’ta İngiliz egemenliğine karşı, Libya ve Etyopya’dan başlayarak Mısır, Somali ve Sudan’a doğru askeri eylemceye (harekata) girişti. 28 Ekim 1940’ta Yunanistan’a girdi. Ancak, İtalyanlar askeri alanda Almanlar’ın gösterdiği başarıyı gösteremedi. Balkanları daha sonra Almanya elegeçirdi.
Japonya, 7 Aralık 1941 günü Hawai’deki Pearl Harbor limanında Amerikan donanmasına saldırdı ve savaş Pasifiğe taşındı. Baskından üç gün sonra Almanya ve İtalya ABD’ne savaş ilan etti. Stratejik üstünlüğe sahip Japonya, Uzakdoğu’da büyük başarılar elde etti. Birmanya’ya girdi, Çin’i tecrit etti, Filipinler, Malezya ve Singapur’u ele geçirdi, Endonezya’yı denetimi altına aldı. Büyük Okyanus’ta birçok adayı kendisine bağladı. Japon yayılması, Mayıs 1942 Mercan Denizi, Ağustos 1942 Guadalcanal çarpışmalarıyla durduruldu.

Sovyetler’in Belirleyiciliği

2.Dünya Savaşının sonucunu, Alman Ordusu’nu durdurabilen Sovyetler Birliği belirledi. Dünyanın en büyük iki ordusu, Rusya’nın geniş bozkırında amansız bir savaşa tutuştu. Asker-sivil yirmi milyon insanını yitiren Sovyetler Birliği, en seçkin birliklerden oluşan Alman ordusunu Stalingrad’ta yendi ve savaşın yazgısını tersine çevirdi.
6 Haziran 1944’te, ABD ve İngiltere orduları, Normandiya’dan Fransa’ya çıktı. Doğu’da Rusya’nın yıpranması için bilinçli olarak geciktirildiği söylenen bu çıkartmayla, Almanya Batı Avrupa’da yenildi. Bağlaşık güçleri, Kızılordu’nun Batıya doğru yürüyüşünü Berlin’de karşılayabilmek için, hızla Almanya’ya yöneldi.
Almanya’nın 2 Mayıs 1945’te kayıtsız koşulsuz teslim olmasıyla Avrupa’da savaş bitti. Amerikalılar teslim olmamakta direnen Japonya’nın iki sivil yerleşim birimi üzerinde nükleer silah kullandı. 6 Ağustos’ta Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta da Nagazaki’ye atılan atom bombalarından sonra, 14 Ağustos’ta Japonya koşulsuz teslim oldu.

Büyük Yıkım

2.Dünya Savaşında 40-52 milyon arasında insan öldü. En büyük insan yitiği, 9 milyonu asker olmak üzere 20 milyon kişiyle Sovyetler Birliği’ndedir. Bu yitik tüm Sovyet nüfusunun yüzde 10’udur. İkinci Dünya Savaşı’nda ülkelerin insan yitiği şöyledir: Çin 8 milyon, Polonya 5 milyon, Almanya 4.5 milyon, Japonya 2 milyon, Yugoslavya 1.5 milyon, Fransa 535 bin, Yunanistan 500 bin, İtalya 450 bin, İngiltere 390 bin ve ABD 300 bin.6

Yeni Dünya

11 Şubat 1945 Yalta ve 17 Temmuz Potsdam Konferanslarıyla, dünya yeniden paylaşıldı. Ancak, bu paylaşım 1.Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yenenleri bile memnun etmedi. İngiltere ve Fransa, savaş öncesi gücünü yitirdi. Savaş, dünyaya iki yeni süper güç armağan etti.
Büyük üretim ve sermaye gücüyle ABD, gelişen sanayi ve ideolojik dayanaklarıyla SSCB, karşı kutuplar olarak dünya siyasetine yön veren ülkeler oldu. Savaştan önce dünyanın tek ‘sosyalist’ ülkesi olan SSCB yalnızlıktan kurtuldu. Tüm Doğu Avrupa ülkeleri ve Çin, aynı yolun yolcusu, ‘yoldaşlar’ olarak yazgılarını onunla birleştirdi.
Batılı ülkeler, aralarındaki ekonomik yarışma çelişkisini ve silahlı çatışmayla uğradıkları yitiklerin gerçek boyutunu, bu savaştan sonra derinden kavradı. Yeni bir silahlı çatışmanın, ‘Batı uygarlığının’ sonu olacağını açık biçimde gördüler. Bütün olanaklarını birleştirerek, en azından birbirleriyle askeri çatışmaya girmeden, ekonomik ve toplumsal düzeni ayakta tutabilmenin yollarını aramaya başladılar. Dünya pazarlarını tek tek paylaşmak yerine, tümünü birlikte kullanmanın yolları bulunmalıydı. Dünyaya yeni bir düzen gerekiyordu. Küreselleşme adı verilen yeni düzen, ABD öncülüğünde kuruldu. Avrupa Birliği, NAFTA ve APEK gibi, birlikte kullanılan ortak pazarlar bu düzenin temelini oluşturdu.

DİPNOTLAR

1       “Savaş:Görünüş ve Gerçeklik” J.M. Roberts, “20.Yüzyıl Tarihi” Arkın Kit., 1970, Sayı 35, sf.698
2       “Alman İşgalinde Avrupa 1939-1945” M.R.D. Foot, 20.Yüzyıl Tarihi, sf.334
3       “2.Dünya Savaşına Doğru” J.M.Roberts, “20 Yüzyıl Tarihi” Arkın Kit., 1970, Sayı 35, sf.681
4       “2.Dünya Savaşı Ansiklopedisi” Yener Yay., sf.694
5       a.g.e. sf.3
6       “İkinci Dünya Savaşı” Büyük Larausse, Gelişim Yay., sf.3456




Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

1 yorum:

Serdar Varol dedi ki...

Yine müthiş bir yazı. Bilmek başka şey, bilgilerden doğru fikri oluşturmak ta pek az kimsede olan bambaşka şey. 20.y.y. siyasi tarihi bu kadar kısa, net ve isabetli anlatılabilirdi. Tebrik ederim. Saygılarımla.

Yorum Gönder