27 Ekim 2017 Cuma

PARTİLERDE BAŞKANLIK SORUNU


Parti önderleri, ülke ve dünya koşullarını temelden kavramış, halkını tanıyan, savaşım ve örgütlenme yeteneği yüksek, en ileri unsurlardır. Kolay ve bol olarak yetişmezler. Onlar, doğal yeteneklerini örgütlü savaşımın eylemi içinde geliştirerek, güçlü bir istenç (irade) sağlamlığına, yüksek bilince ve sarsılmaz bir inanca yükselmiş insanlar olmalıdır. Halkın sorunlarını ve ülkenin koşullarını bilmelidirler. Parti başkanının gerçek önder duruma gelmesi için bu niteliklere ulaşması gerekir.


Önder Partinin Öncüsüdür


Partiler, içinden çıkardığı deneyimli kadrolar tarafından yönetilmelidir. Bunlar, uzun savaşım süreçleri içinde yetişmiş; azim ve kararlılıklarıyla güven yaratmış; yüksek bilinç düzeyine sahip, girişimci önderlerdir. Parti, temsil etmeye çalıştığı sınıf ya da ulusun nasıl öncüsüyse, önderler de partinin öncüleridir.
Parti önderleri, ülke ve dünya koşullarını temelden kavramış, halkını tanıyan, savaşım ve örgütlenme yeteneği yüksek, en ileri unsurlardır. Kolay ve bol olarak yetişmezler. Onlar doğal yeteneklerini, örgütlü savaşımın eylemi içinde geliştirerek; güçlü bir istenç (irade) sağlamlığına, yüksek bilince ve sarsılmaz bir inanca yükselmiş insanlardır. Halkın sorunlarını ve ülkenin koşullarını bilirler.
Partinin yönetiminde olmaları ve bulundukları yeri doldurabilmeleri, atanmışlığa ya da seçilmişliğe değil, bu niteliklere sahip olmalarına bağlıdır. Partiler yönetimine ya da başkanlığına gelmiş olmak, önder olunduğu anlamına gelmez. Önder, gerçek gücünü, bulunduğu makamdan değil, kendi nitelik ve yeteneklerinden alır.

Parti Önderi Sık Değiştirilmez


Gerçek önderlerin sık ve bol olarak yetişmemesi, onların parti yönetiminde bulunma süresinin uzun olmasını gerekli kılar. Bir parti, gerçek önderler tarafından yönetiliyorsa ve bu parti yönetime geldiğinde bozulmaya uğramamışsa, burada önderler sıkça değiştirilmez.
Kuramsal ve örgütsel sürekliliği sağlamak için görev süreleri uzun tutulan önderlerin, kendilerini sürekli yenilemeleri ve geliştirmeleri gerekir. Yenileşmede gösterilen yetenek, önderlik niteliklerinin temel unsurlarından biridir.
Gelişmiş ülke partilerinde sıkça yapılan ve demokratik bir gelenek gibi sunulan önder değişimleri, gerçek anlamda önder değişimi değil, düzeni ayakta tutan güçlerle bütünleşmiş partilerdeki görev değişimleridir. Bu tür partilerde yönetici değişimi önemli değildir, çünkü değişimin niteliği ne olursa olsun parti politikalarında bir değişim olmamaktadır.
Önderlerin parti yönetiminde uzun süre kalmaları, parti içi demokrasinin zayıflığı anlamına gelmez. Önderlik niteliklerine sahip parti yöneticilerinin, parti üyelerinin saygı ve desteğini alarak uzun süre görevde kalması, parti içi demokrasinin büyük bir çoğunluğun katılımıyla gerçekleşmesi demektir. Bu saptama, gerçek önderlerin varlığı durumunda geçerlidir. Buradan, genel başkanı uzun süre değişmeyen bir partinin, parti içi demokrasiyi işleten bir parti olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Burada söz konusu edilen kavram, genel başkanlık değil parti önderliğidir.

Önderlik Sorunu Tüm Örgütler İçin Önemlidir

Önderlik sorunu yalnızca siyasi partiler için değil, tüm örgüt ve olaylar için de önemlidir. Öndersiz hiçbir siyasi ya da toplumsal devinim varlığını sürdüremez. En basit bir kitle gösterisi, en küçük bir grev ya da en sıradan kültürel bir etkinlik bile, önderlerce yönetilir. Kendiliğinden gelişen eylemler, kendisi ile birlikte önderlerini de hemen ortaya çıkarır. Önceden tasarlanmamış bir toplu davranışta, o anda ortaya çıkan bir ya da birkaç kişi tarafından yönlendirilir. Onlar artık o eylemin önderleridir.
Hiçbir toplumsal devinim öndersiz kalamaz, ya da bir başka deyişle, her eylem kendi önderini içinden çıkarır. Tüm örgüt biçimleri için geçerli olan bu gerçek, partiler için de geçerlidir.
Önder yetiştirmek, siyasal partiler için yaşamsal sorunların başında gelir. Tarihte hiçbir siyasi devinim önderlerini yani eylemi örgütleyip yönetebilecek temsilcilerini yaratmadan, yönetimi elde edememiştir. Deneyimli ve etkin parti önderlerinin yaratılması ise zaman alan güç bir iştir. Ancak, partinin güçlenip amacına ulaşması için, bu işin başarılması koşuldur.
Toplumsal olaylar açısından önderin önemi konusunda Mustafa Kemal, şu değerlendirmeyi yapar: “Tarih, yadsınamaz bir biçimde kanıtlamıştır ki, büyük sorunların çözümünde başarı için, yeteneği ve iktidar gücü yüksek bir önderin varlığı şarttır”.1

Önderlik Mutlak Değildir, Putlaştırılamaz

Önderler, siyasi partiler için yaşamsal önemdedir ancak bu önem onları saltıklaştırmaz (mutlaklaştırmaz). Önderliğin parti için öneminin kavranmaması ne denli sakıncalı ise, abartılması da o denli sakıncalıdır. Parti önderleri, doğa dışı yeteneklerle donatılmış sıradışı varlıklar değildir; dokunulmazlıkları yoktur; zamanı geldiğinde yerlerini yeni önderlere bırakırlar ya da gerektiğinde görevden alınabilirler.
Önderlere verilen önem, olması gerekenden ne denli çok ise, kitleler o denli güdülecek ‘sürü’ olarak görülüyor demektir. Ne denli yetenekli, bilgili ve deneyimli olurlarsa olsunlar; eğer kitle içinde kök salmış, canlı, güçlü ve iyi işleyen bir örgütün başında değillerse hemen hiçbir şey yapamazlar. Parti örgütü esastır. Parti önderini yaratır, önder partisini geliştirir.
Önderi putlaştırma, partiye ve öndere yapılabilecek en büyük kötülüktür. “Parti disiplini, liderin putlaştırılması ve parti içinde baş gösteren kendini beğenmişlik, üyelerin kısa sürede kitlelerden kopmalarına ve kitlelerin gerçek tepkilerini göremez olmalarına yol açar. Parti lideri, neredeyse Versailles’deki XIV. Louis kadar halktan kopmuş duruma düşer”.2

Parti Önderleri Geleceğin Ülke Yöneticileridir

Geleceğin ülke yöneticileri olan parti önderleri, parti üyelerinin sesine, “küçük insanlar” denenlerin sesine, halkın sesine dikkat etmek ve bu sesleri gerçekten duyup hissetmek zorundadır. Bu konuda gösterilen duyarlılık ve yetenek, yönetici olmanın vazgeçilmez koşuludur.
Mustafa Kemal Atatürk, yönetici konumundaki kadroların bu yeteneği ancak, kitleler içinde yaşamak ve onlarla birlikte olmakla kazanabileceklerini belirtir ve şöyle der: “Bu ülkeyi yönetmek isteyenler, ülkenin içine girmeli ve bu milletle aynı koşullar içinde yaşamalıdır ki, ne yapmak gerektiğini ciddi olarak hissedebilsinler... Yönetimden sorumlu yöneticilerin kişisel ihtirasları, kişisel çekişmeleri, yurt ve ulus görevlerinin gerektirdiği yüksek duyguların üzerine çıkan ülkelerde, dağılmak ve batmaktan kurtulmak mümkün değildir”.3
Yönetme eyleminin doğasında var olan yetke ve baskıya kayma eğilimi, bilince dayanan katılımcı parti işleyişiyle önlenebilir. Katılımcılığın yarattığı örgüt denetiminden uzak önder yetkesi, parti gücünün temelini oluşturan demokratik canlılığı yok eder. Parti üyelerini buyruk, kitleleri kurtarıcı bekleyen edilgen nesneler durumuna getirir; yönetimin kişiselleşmesine ve çoğu kez gizemsel (mistik) bir nitelik almasına yol açar. Eski bir otorite biçimi olan kişi egemenliği değişik biçimleriyle ortaya çıkar. Bu gelişmelerin doğal sonucu, parti hızla kitlelerden uzaklaşır, topluma yabancılaşarak gücünü yitirir ve zamanla ortadan kalkar.

Lider Sultası Her Partide Olabilir

Konu önder egemenliği olduğunda, komünist ya da faşist partilerle, parlamenter çalışma yürüten ‘demokratik’ partiler arasında, önemli benzerlikler olduğu görülmektedir. ‘Demokratik’ partiler daha gevşek örgütsel yapılanma içinde görünüp gösterişli seçim çalışımları (kampanyaları) yaparlar, ancak bu partilerdeki lider egemenliği, en az ötekiler kadar belirleyicidir.
Üstelik bu tür partilerde ‘önderlerin’ elinde bulunan yönetim yetkisi, yalnızca ‘önderin’ kullandığı bir güç değildir. Bu gücün gerçek kullanıcıları, ‘önderi’ oraya getiren ve orada tutan, parti dışı güçlerdir.
‘Demokratik’ partiler ve bu partilerdeki yönetimin niteliği konusunda Duverger, bugünkü konumlarından çok daha ‘demokratik’ oldukları ellili yıllarda şu saptamayı yapmıştır: “Bu tür partiler, gelişim süreçleri içinde giderek, parlamento oturumlarında, parti grup toplantılarında görüşmelerle gün geçiren bir yapıya gelmiş ve kitlelerden uzaklaşmışlardır. Bu sonuç onları, kaçınılmaz olarak oligarjik ve otoriter bir yapıya getirmiştir. Bu partiler, çok parti ile donatılmış parlamenter işleyiş içinde, liderlerine mutlak bağlı, kapalı siyasi örgütler haline gelmişlerdir”.4

Parti Başkanları Elde Edilebilir

Sermaye gücünün siyasal düzen, bağlı olarak partiler üzerinde egemenlik kurması, kitlelerin partilerden ya da bir başka deyişle partilerin kitlelerden uzaklaşmasına yol açmıştır. Oysa seçimin ve oy vermenin, siyasal düzeni belirleyen temel öğeler olarak kabul edildiği bir ortamda, bunun tersi olmalı ve partiler kitlelere yakın olmalıydılar. Bu ‘küçük’ sorun, sermaye güçlerinin; ekonomi, siyaset, yönetim ve iletişim alanlarında gerçekleştirdiği egemenlik ile kendi açılarından aşılmıştır.
Parti başkanlarını “elde etme” ya da “elde edilmiş” kişileri başkan yapma, sermaye güçlerinin önem verdiği ve başardığı bir girişimdir. Halktan oy alabilen hemen tüm partilerin yönetimleri elde edilmiş; denetim dışında gelişebilecek partilerin yaşam alanlarına elkonmuş, gelişmeleri önlenmiştir. Mali güç, medya ve seçim barajlarıyla halk denetim altına alınmış, belirli partilerden başkasına oy verme şansı olmayan siyaset dışı kalabalıklar durumuna getirilmiştir. Partilerin kitlelerden uzaklaşmalarıyla, oy almak zorunda olmaları arasındaki çelişki, bu yöntemle aşılmıştır.

Parti Başkanı ve Seçimler

Parti başkanlarının egemenliği bugün o denli yaygın ve olağan duruma gelmiştir ki, partilerin hemen tümünde milletvekillerini artık halk değil, parti başkanları seçmektedir. Başkanın milletvekili adaylarını belirlemesi yerleşik bir işleyişe dönüşmüş ve bu durum seçimleri, yasası olmayan bir tür iki turlu seçim durumuna getirmiştir.
Kimi partilerde milletvekili adayları, seçimden önce tarihsiz bir çekilme (istifa) dilekçesi imzalamak zorunda bırakılmaktadırlar. Milletvekili adayları, seçildikten sonra söz dinlemezse, Genel Başkan boş yerleri doldurarak çekilme dilekçesini işleme sokar. Fransız Sosyalist Partisi Tüzüğü’nün 16.maddesi, milletvekillerinin partiden ayrıldıklarında milletvekilliğinden de çekilecekleri yönünde şeref sözü vermelerini öngörmektedir.5
Parlamentolar artık, karşıt siyasal kümeler ve sınıfların temsil edildiği yer olmaktan çıkmış ve ayrı partilerden de olsa aynı nitelikte insanların toplandığı bir yer haline gelmiştir. Robert de Jouvenel bu gerçeği: “Ayrı partilerden iki milletvekili arasındaki benzerlik, aynı partiye mensup bir milletvekili ile o partinin üyeleri arasındaki benzerlikten daha büyüktür”6 diyerek dile getirmiştir.

 

DİPNOTLAR

1         “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 2 Cilt, Remzi Kit., 8 Basım, sf.113
2         “Siyasi Partiler” M.Duverger, Bilgi Yay., 2.Bas., 1974, sf.339-340
3         “Atatürk’ün İzmit Basın Konferansı”, İsmail Arar, 1969, sf.32 ve “M.K.Atatürk’ün Karslbad Hatıraları” A.A.İnan, 1983, TTK. Yay., sf.225
4         “Siyasi Partiler” M.Duverger, Bilgi Yay., 2.Bas., 1974, sf.537
5         a.g.e. sf.267

6         a.g.e. sf.271





Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

0 yorum:

Yorum Gönder