23 Temmuz 2018 Pazartesi

LOZAN’I UNUTMAK


Tarihçi Nobert Von Bischoff’un, “Türk silahlarının, kazandığı zaferi, uluslararası hukukun kütüğüne geçirmesidir” diye tanımladığı Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923’te Lozan Üniversitesi tören salonunda imzalandı. Ankara, görüş ve isteklerini büyük oranda Batıya kabul ettirmiş, ulusal egemenlik haklarına yönelik ana amacı etkilemeyen ve çoğu geçici uzlaşmalarla barış sağlanmıştı. Son iki yüz yılda, Türklerin Avrupa’ya karşı kazandığı tek siyasi başarı olan Lozan, gerçek bir ‘diplomatik zaferdi’. Türkiye, Misak-ı Milli sınırlarını ve tam bağımsızlığını Batı’ya kabul ettirmiş, ezilen uluslara emperyalizmin yenilebileceğini göstermişti. Kurtuluş Savaşı ve onun politik sonucu Lozan Antlaşması, hem Batı’nın gelişmiş ülkeleri, hem de Doğu’nun ezilen ulusları üzerinde, 20.yüzyıla yön veren büyük bir etki yaptı. Kısa süre içinde Türkiye’nin sorunu olmaktan çıkarak evrensel boyutlu bir bağımsızlık simgesi haline geldi. Askeri ve hemen ardından gelen siyasi başarı, emperyalist tutsaklıktan kurtulmak isteyen sömürge ve yarı-sömürgelerde büyük bir uyanış sağladı, onlara örnek oldu.


Yalnız Türkiye


Vahdettin’in ülkeden kaçışından 3 gün sonra, 20 Kasım 1922’de, Lozan’da barış görüşmeleri başladı. Bir yanda, katılımcı olarak İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya ve gözlemci olarak, ABD, Sırbistan; Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Belçika, Portekiz; diğer yanda yalnızca Türkiye vardı.1
İngiltere ve bağlaşıkları Konferans’a, Türkiye’yi hala, ‘Dünya Savaşı’nın yenik ülkesi’ görerek ya da öyle görünerek gelmişti. Almanya ve Avusturya’ya Versailles’da yapılanın benzeri, Lozan’da Türkiye’ye yapılacak ve Küçük Asya’daki Batı çıkarları, korunacaktı. Ortadoğu’ya verilecek yeni biçim, uluslararası bir anlaşmayla meşrulaştırılacak, ‘Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ayrıcalık (imtiyaz) haklarının korunması koşuluyla’, Yeni Türkiye’nin sınırları belirlenecekti.

Batı’nın Umduğu

Katılımcı ülke temsilcileri, Türkiye’yi Osmanlı İmparatorluğu’nun küçülmüş süreği, Ankara yöneticilerini de Babıâli bürokratları sanıyorlardı. Konferansa katılanlar üzerindeki etkisi açıkça görülen Lord Curzon, İsmet Paşa’yı, ‘Hindistan’daki uyruklarından biri’2 gibi görüyor, Fransız temsilcisi Bompard ona ‘eski bir Osmanlı sadrazamıymış gibi tepeden bakıyordu’.3
Sınırlar, askeri eyleme bağlı olarak büyük oranda belirginleştiği için fazla zaman almayacak, ‘ekonomik bilinçten yoksun Türklere’, geçmişten gelen ticari ve hukuki ayrıcalıklar (kapitülasyonlar) yenileriyle birlikte kolayca kabul ettirilecekti. Eski düzen yeni koşullarla sürdürülecek, önemli bir dirençle karşılaşılmayacak, Konferans uzun sürmeyecekti.

Temel Amaç; Ulusal Egemenlik

Mustafa Kemal, ulusal egemenlik haklarını Avrupalılara kabul ettirmek için büyük bir savaşıma girişti. Kapitülasyonlar tümüyle kaldırılacak, Türkiye artık kendi kararını kendi veren her yönüyle bağımsız ve özgür bir ülke olacaktı. Bunlar, büyük devletlerin azgelişmiş ülke yöneticilerinde kesinlikle görmek istemedikleri nitelikler, sözünü bile duymak istemedikleri amaçlardı.
Amaca ulaşmak için, dayanılacak ana güç, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, ulusal birliği sağlamak ve bağımsızlığı seçeneği olmayan toplumsal amaç haline getirmekti. Dışa karşı güçlü olmayla, içerde birliği sağlama arasındaki dolaysız ilişki; gerçekleştirilmesi güç ama başarılması zorunlu bir görev ortaya çıkarıyordu. Ulusal birliğe zarar veren karşıtlıklar giderilmeli, toplumun her kesimi aynı amaç çerçevesinde birleştirilmeliydi.
Yoğun bir çalışma ve her zaman olduğu gibi, ölçülü ama atak bir eylemlilik içine girdi. İçerdeki düzeysiz karşıtlıkla uğraşıp yeni devletin temelini atarken, 8 ay süren Lozan görüşmelerinin her aşmasıyla yakından ilgilendi, yurt içi çalışmalarını Lozan’daki gelişmelere göre düzenledi.
Lozan’da; onaylanacak, geri çevrilecek, değiştirilecek ya da yapılacak önerilere karar veriyor, görüşme taktikleri belirliyor ve Türk Kuruluna güç veren destek iletileri gönderiyordu.

Türkiye’ye Bakış

Müttefiklerin gözünde Türkiye, ‘genel Savaş’ta yenilmiş ancak daha sonra Anadolu’ya çıkan Yunanlılar’ı yenmiş bir ülkeydi’.4 Kendilerini, destekleyip kışkırttıkları Yunanlılardan ayrı tutmaya çalışıyorlardı. Her ne pahasına olursa olsun geleneksel istekleri olan kapitülasyon haklarını korumak, hatta geliştirmek istiyorlardı. Onlar için önemli olan adil bir barış değil, çıkarlarını koruyan bir barıştı.
Türkler, ‘atalarından gelen savaşçılıklarıyla’ Yunanlıları yenmeyi başarmışlardı ama ekonomiyle bütünleşen bir ulusal irade onlardan beklenemezdi. “Sanayiden yoksun, parasız ve yoksul” bir ülke, ‘diplomasinin kaygan alanında’5 bu bilinci gösteremez, gösterse de uzun süre direnemezdi.
Curzon, Ankara’dan gelenleri, ‘eski Osmanlı Türkü’ sanıyordu. Yanıldığını çabuk anladı. ‘İlkelerini her şeyin üstünde tutan vatansever bir tutum’ ve ‘şaşırtıcı bir irade sağlamlığıyla’ karşılaştı? ‘Doğulularda böyle şey olmaz, Türkler nasıl bu hale geldi?’ diyerek şaşkınlığını dile getiriyor, ‘nedenini bir türlü anlayamadığı’ değişimi, çözmeye çalışıyordu. Lozan’da ortaya çıkan ‘yeni Türk tipi’, ulusal hakların savunulmasında yüksek nitelikli bir bilinç ve direnç gösteriyor; oraya neden geldiğini, neyi nasıl elde edeceğini biliyordu. Batı gazetelerinde şaşkınlık ifade eden yorumlar yapılıyor, The Times, ‘acaba Türkiye, bir mucize ile uygar bir devlet mi oldu?’ diyordu.

İsmet Paşa’nın Diplomatlığı

İsmet Paşa, kendisini, Konferansa hemen ağırlığını koyan Lord Curzon’la eşit görüyor ve Türkiye’nin, ‘savaş galibi’ İngiltere’yle eşdeğerde olduğunu gösteren davranışlarda bulunuyordu. “Biz buraya Mondros’tan değil, Mudanya’dan geliyoruz” diyordu.6
Kendine özgü bir tartışma yöntemi vardı. ‘Ne denli önemsiz olursa olsun her noktayı tartışıyor’, çoğu kez, savaşlardaki top atışları nedeniyle, ‘kulaklarının iyi işitmediğini’ söyleyerek kimi sözleri ‘duymuyordu!’. Önceden hazırladığı uzun konuşmalar yapıyor, durmadan ‘arkadaşlarına danışıyordu’. Sürekli olarak, Ankara’yı aramak için zaman istiyor, yanıtlarını hep ilerdeki toplantılara bırakıyordu.7

Ankara’daki Önder

Ankara’ya gerçekten çok sık danışıyordu. Önceden saptadıkları hemen tüm önemli konuları, Mustafa Kemal’e soruyor, onun bildirimleri yönünde davranıyordu. Lozandaki ‘yeni Türk tipini’ yaratan, kurulda görev alanlar değil, Türkiye’nin Ankara’daki yeni önderiydi.
Lord Curzon ve bağlaşıkları için rahatsız edici ana sorun, sömürge ve yarı sömürgelere yayılma olasılığı yüksek bir anti-emperyalist dirençle karşılaşmış olmalarıydı. Bu direncin arkasındaki güç, Mustafa Kemal’di. Fransız tarihçi Benoit Méchin, onun için, “tarihte çok az insan Mustafa Kemal gibi emperyalizme karşı durabilir” diyecektir.8
Mustafa Kemal, Lozan’da gerçekleştireceği işin; uluslararası boyutunu, ezilen ülkelerde ortaya çıkaracağı direnci, bu direncin büyük devletler için ne anlama geldiğini biliyordu. Bu güç işi başarmak için, sonuna dek gidecekti. Ezilen uluslara çağrılar yapıyor ve “Türkler artık kendilerini ezdirmeyecektir. Türklerin yapacaklarını örnek alın. Dünya, o zaman daha iyi olacaktır” diyordu.9

İngiltere Güç Durumda

Lord Curzon için, sömürge ve yarı sömürgelere yaygın bir bağımsızlık dönemi başlatacak Türk istemlerini kabul etmek çok güç ve İngiltere için tehlikeli bir işti. Barış yapılmalı ama koşulları Türklerin istediği gibi olmamalıydı.
Ancak, Ankara dayatıyor, geri adım atmıyordu. Ayrıca, Lozan’da sonuç alınamazsa, anlaşma dışı bırakılacak bir Türkiye, Sovyetler Birliği’ne daha çok yakınlaşabilir, bu da başka tür sakıncalı sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilirdi.
Türkiye’den, yeni bir savaşı göze alan açıklamalar geliyordu. Oysa, Avrupa’nın savaşacak gücü kalmamıştı. Karşılaşılan siyasi açmaz, dünya siyasetine yön vermeye alışkın büyük devlet yöneticilerini, şimdiye dek hiç yaşamadıkları bir çaresizlik içine sokmuştu. Çaresizlik, blöf politikasıyla aşılmaya çalışıldı. Ancak, Ankara korkutmaya dayalı gerçek dışı girişimleri kavrayacak ve önlem geliştirecek bilinçli bir tutum sergiliyordu. Blöfü gerçekle bastıracak yeteneğe sahipti.
Lord Curzon, çaresizliğini o denli açık ediyordu ki, “üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu”nun diplomatlığıyla ünlü bu Dışişleri Bakanı, “Türkiye için rahatsız edici oluyorsa, kapitülasyon yerine başka bir sözcük kullanabiliriz”10 gibi gülünç önerilerde bulunuyordu.

Görüşmeler Kesiliyor

Görüşmeler, 4 Şubat 1923'te kesildi. ABD delagasyonu, Konferans'ın kesilmesinin ana nedenini, Washington'a, "Türklerin, özel yargı hakları ve ekonomik imtiyazlara ait hükümlerde, her türlü uzlaşmayı reddetmeleridir" diye bildirmişti.11
Bağlaşıklar, İsmet Paşa'nın, hiçbir biçimde ödün vermediği, 'bağımsızlık' ve 'ulusal egemenlik' direncinin arkasındaki ana gücün Mustafa Kemal olduğunu biliyor, ona büyük bir öfke ve düşmanlık duyuyorlardı. 

Uyarıcı Açıklamalar

Mustafa Kemal, Türkiye’nin kararlılığını göstermek için, Lozan’daki karar vericilere gönderme yapan uyarı niteliğinde ve bir birini tamamlayan bir dizi açıklama yaptı. Açık ve net konuşuyor, “egemenlik hiçbir anlamda, hiçbir biçimde, hiçbir renk ve belirtide ortaklık kabul etmez”12 diyor, eski alışkanlıkları sürdürmek isteyen anlayışlarla sonuna dek mücadele edileceğini söylüyordu.
Söylediklerini yapma ya da yapmayacağını söylememe alışkanlığı bilindiği için, hem uyarı hem de meydan okuma niteliğindeki sözleri, etkili oluyordu. Batı’nın karar vericileri, ya Türkiye’nin isteklerini kabul edecekler ya da onunla çatışacaklardı. Gönderilen iletilerin özü buydu.
22 Aralık 1922’de, İngiliz Morning Post gazetesi muhabiri Grace M.Ellison’la görüştü. Lozan’da, bağımsızlığa ve ulusal egemenliğe zarar veren tüm önerilerin reddedileceğini ve bu tür istemlere şiddetle karşı koyulacağını söyledi. Sözleri kararlılığının düzeyini gösteriyordu: “Bizim elde etmeğe kararlı olduğumuz tam bağımsızlık ülküsüne, meydan okuyacak herhangi bir kişi varsa; o kişi, bu ülkümüzden ilham almış bütün Türkleri ortadan kaldırma imkanlarını arayıp bulmalıdır” diyordu.13
Üç gün sonra, 25 Aralık 1922’de Fransız Le Journal muhabiri Paul Erio’yla görüştü. Konferansın ilerlemediğini, ‘beş hafta içinde önerilen sorunlardan hiçbirini’ çözmediğini ve Türkiye’nin ileri sürdüğü isteklerin, ‘ülkenin yaşaması ve bağımsızlığını sağlaması için gereken şartların en azı’14 olduğunu söyledi.
25 Ocak 1923’te Alaşehir’e geldi ve halka yaptığı konuşmada, Lozan’da büyük devletlerin kabullenmek istemediği ekonomik bağımsızlık ve ulusal egemenlik konusunu işledi. “Bundan sonra kazanacağımız zaferler”, “ekonomi, bilim ve eğitim zaferleri olacaktır” dedi.15
Lozan’da tartışma konusu yapılmak istenen, ulusal egemenlik konusundaki açıklamaların en etkilisini, 27 Ocak 1923’te İzmir’de annesinin mezarı başında, duygulu bir ortamda yaptığı; “validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna ahdettiğim vicdan yeminimi tekrar edeyim. Validemin kabri önünde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum. Bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve güçlendirdiği egemenliği, koruma ve savunmak için, gerekirse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Ulusal egemenlik uğruna canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun”.16

Emperyalizmi Yenmek

Ankara, görüş ve isteklerini büyük oranda Batıya kabul ettirdi. Ulusal egemenlik haklarına yönelik ana amacı etkilemeyen ve çoğu geçici kimi uzlaşmalarla barış sağlandı. Son iki yüz yılda, Türklerin Avrupa’ya karşı kazandığı tek siyasi başarı olan Lozan, gerçek bir ‘diplomatik zaferdi’. Türkiye, Misak-ı Milli sınırlarını ve tam bağımsızlığını Batı’ya kabul ettirmiş, ezilen uluslara emperyalizmin yenilebileceğini göstermişti.
Kurtuluş Savaşı ve onun politik sonucu Lozan Antlaşması, hem Batı’nın gelişmiş ülkeleri, hem de Doğu’nun ezilen ulusları üzerinde, 20.yüzyıla yön veren büyük bir etki yaptı. Kısa süre içinde Türkiye’nin sorunu olmaktan çıkarak evrensel boyutlu bir bağımsızlık simgesi haline geldi. Askeri ve hemen ardından gelen siyasi başarı, emperyalist tutsaklıktan kurtulmak isteyen sömürge ve yarı-sömürgelerde büyük bir uyanış sağladı, onlara örnek oldu.

DİPNOTLAR

1           Büyük Larousse, Gelişim Yayınları, 12.Cilt, sf.7560
2           “Atatürk” Lord Kinrose, Altın Kitaplar Yay., 12.Basım, İst.-1994, sf.417
3           a.g.e. sf.417
4           “Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi” Afet İnan, TTK, Ankara-1977, sf.101
5           “Mustafa Kemal” Benoit Mechin, Bilgi Yay., Ank.-1997, sf.243
6           “Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi” Afet İnan, TTK, 1977, sf.101
7           ”Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitaplar Yay., 12.Baskı, İst.-1994, sf.417
8           “Mustafa Kemal” Benoit Mechin, Bilgi Yay., Ank.-1997, sf.242
9           a.g.e. sf.242
10        “Atatürk’te Konular Ansiklopedisi” S.Turan, Y.K.Y., 2.Bas., 1995, sf.345
11      “Amerikan Belgelerinde Lozan Konferansı ve Amerika” Fahir Armaoğlu, Belleten C.LV.Ağustos 1991, S.213, sf.500; ak. "70.Yıldönümünde Lozan” T.C.Kültür Bakanlığı, sf.34
12       “Nutuk” M.K.Atatürk, II.Cilt, TTK, 4.Baskı, Ank.-1999, sf.933
13     “Bir İngiliz Kadın Gözüyle Kuvayı Milliye Ankarası” Grace M.Ellison, 1973; ak. U.Kocatürk, “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” İş.Ban.Yay., sf.220-221
14        “Atatürk’ün Bütün Eserleri” 14.Cilt, Kaynak Yay., İst.-2004, sf.197
15        a.g.e. 14.Cilt, sf.389
16        a.g.e. 14.Cilt, sf.394, “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” Prof.Dr. U.Kocatürk, İş.Ban.Yay., sf.233






6 yorum:

  1. Sayın Metin Aydoğan, görme problemim olduğu için; yazılarınız okumakta zorlanıyorum. Yazı karekterleri çok küçük, sitenize karekterini büyüten ya da küçülten bir seçenek koyarsanız çok sevinirim.
    Saygılarımla... Salih Alla

    YanıtlaSil
  2. Bilgisayarda büyültünüz Sayın Alla. Ben büyütemiyorum.

    YanıtlaSil
  3. Salih Bey, ekranda görmek istediklerinizi (ctrl+arti) tusuna beraber basarak büyütebilirsiniz. Yine ayni sekilde ctrl+eksi tusuna yine beraber basarak tekrar kücültebilirsiniz.

    YanıtlaSil
  4. Sağolun varolan bu yazılar çok iyi geliyor okuyana,keyif veriyor.

    YanıtlaSil
  5. Sayın Aydoğan yine enfes bir yazı ;elinize sağlık, bir solukta okudum. Yeni yazılarınızı merakla ve ilgiyle bekliyorum,

    YanıtlaSil
  6. Kesin bir şekilde:" Türkiye Misak-ı milli sınırlarını Lozan ile kabul ettirdi" DİYORSUNUZ.Peki Misakı Milli içindeki Kerkük-Musul ve 12 Adalar neden sınırlarımız içinde değil şu anda?Yoksa Lozan'da Misakı Millinin kabul ettirildiği doğru değil mi?O topraklardan kim ,ne gerekçe ile ve ne hakla feragat etti?

    YanıtlaSil