12 Şubat 2017 Pazar

ŞEYH SAİT AYAKLANMASI



Hınıs’lı aşiret reisi Nakşibendi Şeyh Sait, 13 Şubat 1925 günü ayaklandı. Ayaklanma, 15 Nisan’da bastırıldı ve 49 kişi asılarak idam edildi. Şeyh Sait’ten 6 ay önce, Hakkâri’de yaşayan ve Nasturi papazlarından Nastoris tarafından kurulan Nastur tarikatına bağlı Süryaniler ayaklanmıştı. Ayaklanma, İngiltere’nin Musul sorununun ele alınması için Milletler Cemiyeti’ne başvurmasından bir gün önce başlamıştı. İngiliz subaylar Nastur halkını örgütlemiş, İngiliz uçakları ayaklanmacıları desteklemişti. Şeyh Sait ayaklanması, İngiliz işgal güçlerinin Kuzey Irak’ta sıkıyönetim ilan ettiği, subay izinlerinin kaldırıldığı, birliklerini Musul’a taşıdığı günlerde ortaya çıktı. O günlerde Büyük Britanya Sömürgeler Bakanı, Musul’a gelerek denetlemelerde bulunmuş, güçlü bir İngiliz donanması Basra’ya hareket etmişti.

Toprak Ağası Şeyh Sait


Bir Jandarma birliği, altı asker kaçağını yakalamak için, 13 Şubat 1925’te Bingöl’ün Eğil Bucağı’na bağlı bir köy olan Piran’a geldi. Birlik komutanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü, her zaman yaptıkları işin Piran’da, Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarından birini başlatacağını kuşkusuz bilmiyordu.
Piran, Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdurrahman’ın köyüydü ve ayaklanma hazırlığı içindeki Şeyh Sait, üç yüz atlısıyla birlikte o gün oradaydı.1 Şeyh Sait, kaçakları vermek istememiş, teğmenler görevlerini yapmak zorunda olduklarını bildirince, subay ve askerler üzerine ateş açılarak, iki teğmen esir edilmişti.2 “Birkaç ay sonra başlatılması” düşünülen ayaklanma, bir rastlantı sonucu 13 Şubat’ta başlatılmıştı.3
Şeyh Sait, bölgedeki Nakşibendi Tarikatı’na bağlı Sünni müridlerin önderi, okuma yazma bilmez “ilginç görünüşlü” bir toprak ağasıydı.4 Koyun sürülerini, aşiretine bağlı köylerin arazilerinde otlatır, köylülere ücretsiz çobanlık yaptırırdı. Dinsel konumunu kullanarak, onların sırtından büyük bir servet edinmişti.
Şeyh Sait, müridlerini kendilerine bağlamak için, değişik yöntemler uyguluyor, “inanç sınama” adı altında kişiliği ve düşünme yeteneğini yok eden davranışlar geliştiriyordu. “Din ve Allah yolundaki inançlarını” sınamak için tarikat üyelerine “birer hayvan muamelesi” yapıyordu.5 Ayaklanma sanıklarından Şeyh Eyyüp’ün, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’ne verdiği ifadeye göre, müridlerini, “boyunlarına yular taktırıp ahıra bağlatıyor, sığır gibi böğürtüyor, eşek gibi anırtıyor ve onları, tekkenin ya da oturduğu konağın önünde diz üstünde yürütüyordu”.6
“Ankara’nın Türkleşmiş yeni hükümeti”7 onu rahatsız ediyor, Osmanlı döneminden alıştığı ayrıcalık haklarını yitirerek “derebeyliğinin” zarar göreceğine inanıyordu. Bu “tehlikeyi” önlemek için, dini etkisini kullanarak, Kürt aşiretlerini “Kemalist hükümetin kafirce siyasetine karşı” ayaklanmaya çağırdı; “Allah’ın emriyle cihat ilan etti”.8

Nakşi Ayaklanma

Şeyh Sait’in adamları, “ellerinde yeşil sancak, göğüslerinin üzerinde Kur’an-ı Kerim; bankaları, evleri, dükkanları basıp soyarak”9 ilerlediler. Kürdistan’ın geçici başkenti yapmayı düşündükleri Bingöl ve Elazığ’ı ele geçirdiler; Lice’yi, Ergani’yi ve birçok köyü işgal ettiler.10
Çatışmalar Diyarbakır’da “gerçek bir savaş” durumunu aldı.11 24 saat süren sokak çarpışmalarında, “silahlı Kürtler, cami şerefelerinden Türk askerinin üzerine ateş açtı”.12
Nakşi hocalar, Şeyh Sait’in yanında savaşanlara, “Cennet’te ödüller vaadediyordu”. Kent ve köylerde, bildiriler dağıtılıyor, bu bildirilerde “hilafetsiz Müslümanlık olmaz; saltanat ve hilafet geri getirilmeli; okullarda dinsizlik öğreten, kadınları yarı çıplak gezdiren Kemalist hükümetin başı ezilmelidir” deniyordu.13

“Bağımsız Kürdistan”

Şırnak Aşireti Reisi Abdurrahman Ağa, Bağdat’taki İngiltere Başkomiserliğine gönderdiği mektupta; “Kürt milletinin hukukunu elde edip hükümetini kurmasına kadar, savaş mühimmatı konusundaki eksikliklerimizi, yapacağınız gizli yardımlarla giderebiliriz”14 diyordu.
Ayaklanma sanıklarından Kemal Feyzi, yakalandıktan sonra mahkemede “Ben bağımsız bir Kürdistan kurulması için çok çalıştım. Bu çaba için yıllarca aşiretler içinde yaşadım... Şimdi, birçok kimse gibi, önceden var saydığım ve uğruna mücadele ettiğim şeyin bir hayal olduğunu anlamış bulunuyorum. Ortada millet denilecek bir Kürt topluluğu yokmuş” dedi.15

Şeyh Sait ve İngilizler

Şeyh Sait’in başlattığı ayaklanma, tüm Kürt ayaklanmalarında olduğu gibi dışarıyla bağlantılıydı. İngilizler, zengin petrol yatakları nedeniyle Musul ve Kerkük’ten çıkmak istemiyor; Kürtleri, kurulmakta olan yeni Türk devleti üzerinde baskı oluşturacak bir araç olarak kullanıyordu. Mustafa Kemal, 1919’da Sivas Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “İngilizlerin amacının, parayla ülkemizde propaganda yapmak ve Kürtlere Kürdistan kurma sözü vererek, bize karşı suikast düzenlemek olduğu anlaşılmış ve gerekli önlemler alınmıştır” demişti.16
Zafer’den sonra 14 Ocak 1923’te Eskişehir’de yaptığı konuşmada, Musul-Kerkük sorununa değinirken, bu soruna bağlı olarak Kürt devleti konusunu da ele almış ve şunları söylemişti: “Musul-Kerkük kadar önemli olan ikinci konu, Kürtlük sorunudur. İngilizler orada (Kuzey Irak’ta y.n.) bir Kürt devleti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu düşünce bizim sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Bunu engellemek için sınırı güneyden geçirmek gerekir”.17
Mutki Aşireti Reisi Muşlu Hacı Musa, “Kürt Azadi (İstiklal) Cemiyeti” adlı gizli örgütün ilk başkanıydı. Bu örgüt 1923’te, Erzurum’da kurulmuş, ilk kongresini 1924 yılında yapmıştı. Şeyh Sait, “1925 Mayısı'na dek ayaklanma düzenlenmesine, gerekli dış yardımın İngiltere ve Fransa'dan alınmasına” karar verilen bu kongrede, örgüte üye olmuştu.18

İngiliz Politikası

İngiltere’nin İstanbul Büyükelçilik görevlisi Kidston, 28 Kasım 1919’da Londra’ya gönderdiği yazanakta (raporda), “Kürtlere ne kadar güvenmesek de, onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir” diyordu.19 İngiltere Başbakanı Lloyd George ise, 19 Mayıs 1920’de San Remo’da yapılan Konferans’ta “Kürtlerin arkalarında büyük bir devlet olmadıkça varlıklarını sürdüremezler” diyor, bölgeye yönelik İngiliz politikası için şunları söylüyordu: “Türk yönetimine alışmış olan Kürtlerin tümüne yeni bir koruyucu kabul ettirilmesi güç olacaktır... İngiliz çıkarlarını, dağlık kesimlerinde Kürtlerin yaşadığı Musul ve içinde bulunduğu Güney Kürdistan ilgilendirmektedir. Musul bölgesinin, öteki bölümlerinden ayrılarak yeni bağımsız bir Kürdistan Devleti’ne bağlanabileceği düşünülmektedir... Ancak bu konuyu anlaşma yoluyla çözmek çok güç olacaktır”.20
İngiliz Hükümeti, “anlaşma yoluyla çözmenin güç olduğu” bu sorunu aşmak için, doğal olarak silahlı çatışma yolunu seçti. Bu iş için, para ve siyasi koruma önererek kimi Kürt aşiretlerini kullandı. Musul ve Kerkük bölgesini, Misakı Milli sınırları içinde gören yeni Türk Devleti’ni güç durumda bırakmak için, Doğu ve Güneydoğu’da karışıklıklar çıkarmaya yöneldi.
6 Mart 1921’de başlayan Koçgiri Ayaklanması, Yunanlıların Bursa’dan saldırıya geçmelerinden iki hafta önce ortaya çıktı. 7 Ağustos 1924’te başlayan NasturiAyaklanması,  İngiltere’nin Musul sorununun ele alınması için, Milletler Cemiyeti’ne başvurmasından bir gün önce başladı.21
Ayaklanmaya verilen İngiliz desteği için, Fransız tarihçi Benoit Méchin şu yorumu yapmıştı: “Şeyh Sait ayaklanması yeni devletin tekil (üniter) yapısına ve yasaların ülkenin tümünde uygulanabilirliğine bir meydan okumaydı... Kemalist rejimin güçlenmesini önleyeceği düşüncesiyle, İngiltere, olayları kışkırtmak için Kürt başkaldırısını körüklüyordu. Bu cerahatlı yarayı, ayaklanmacılara yiyecek ve silah yardımı yaparak, Türkiye’nin ensesinde tutuyordu”.22

Raporlar

Ayaklanmanın başladığı günlerde, Bağdat’taki Fransız Komiserliği Paris’e 40 sayfalık bir rapor gönderdi. Ortadoğu’da, birbiriyle çelişen Fransız-İngiliz çıkarlarını ve buna bağlı olarak Kürt-İngiliz ilişkilerini irdeleyen raporda, Şeyh Sait’ten de söz ediliyor; şunlar söyleniyordu: “Şeyh Sait, 1918 yılından beri amacı İngiliz Mandası altında bir Kürt devleti kurmak olan İstanbul Kürt Komitesi’ne bağlı olarak çalışmaktadır. Şeyh Sait, 1918’de, Kürdistan Bağımsızlığı Türkiye Komitesi lideri Abdullah Bey tarafından, İngilizlerin Kürt politikasındaki temel unsurlardan olan Binbaşı Noel’le ilişkiye geçirildi...”23
Şeyh Sait ayaklanması sürdüğü günlerde Bağdat’taki Fransız Yüksek Komiserliği, Paris’e gönderdiği bir başka raporda şunları söylüyordu: “Kürt ayaklanması, birdenbire kendiliğinden ortaya çıkmadı. Kürdistan dağları yabancıların kışkırtması ve desteğiyle ayaklandı. Bölgede çıkan olaylar, İngilizlerin uğradıkları yenilgiden sonra hiç affetmedikleri Mustafa Kemal’e ve Ankara’daki Meclis’e karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır... Kürt ayaklanması bundan daha iyi koşullarda patlak veremezdi. Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddialarını araştıran Komisyon’da, Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlamayacağını gösterecekti”.24
Şeyh Sait ayaklanmasını İngilizlerle birlikte, devrik Padişah Vahdettin de destekledi. San Remo’daki villasında, Kürt Teali Cemiyeti üyesi ve Serbesti Gazetesi sahibi Mevlanazade Rıfat’tan “Kürdistan olayları” hakkında sürekli bilgi alıyor ve aldığı bilgiyi Bükreş’te kurulmuş olan Hilafet Komitesi'ne iletiyordu. Bu komite, Damat Ferit ve eski İçişleri Nazırı Mehmet Ali önderliğinde, Türkiye’de hilafetçi bir darbe hazırlıyordu.25

Atatürk ve Ayaklanma

Atatürk, ayaklanma haberi geldiğinde, Aşar vergisinin kaldırılması ve Türk Teyyare Cemiyeti’nin kurulması gibi önem verdiği iki konu üzerinde çalışıyordu. Doğu ve Güneydoğu’da, dış desteğe dayalı bir kalkışma onun için beklenmeyen bir durum değildi. İngiltere Musul’u ve petrolünü istiyordu, o ise Musul’un Misaki Milli Sınırları içinde olduğunu dünyaya duyurmuştu. İngiltere, “gizli faaliyetlerle Türkiye’yi Musul’dan vazgeçirmeye” çalışacak26, bunun için kimi Kürt aşiretlerini kullanacaktı.
Elli yıl sonra açıklanan İngiliz gizli belgelerinde yazılı olan bu durumu, Mustafa Kemal o günlerde sanki belgeleri okumuş gibi açıkça görmüştü. İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde görevli Kidston, 1919’da “Kürtleri kullanmamız çıkarlarımız gereğidir” derken, Elçilik Müsteşarı Hohler, “Kürt sorununa verdiğimiz önem Kuzey Mezopotamya (Kuzey Irak y.n.) bakımındandır. Kürtlerin ya da Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmiyor” diyordu.27

Önlemler

Ayaklanmanın yayılması nedeniyle, sonuç getirecek etkili önlemlerin alınması gerekiyordu. Dış destekli etnik ve dinsel ayaklanma kısa sürede bastırılmazsa, “yer altında pusuya yatmış” eski düzen yanlısı gericiler yüreklendirebilir, henüz tam olarak yerleşmemiş olan genç Cumhuriyet için tehlike oluşturabilirdi. Sorun, bölgesel değil, uluslararası boyutu olan ulusal bir sorundu. Alınacak önlemler, sorunun niteliğine uygun, yani ülkenin tümünü kapsayacak biçimde olmalıydı.
Ayaklanmaya, niteliğine uygun tanı koyamayan Fethi Bey, 3 Mart 1925’te Başbakanlıktan çekildi ve İsmet Paşa yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi. Meclis’te ve Cumhuriyet Halk Fırkası kümesinde, “silah çekmeye varan öfkeli tartışmalar”28 oldu.
Sonunda, parti ve devlet başkanı olarak Mustafa Kemal’in toplantıya çağrılmasına ve görüşünün alınmasına karar verildi. Ayaklanmanın, kapsam ve niteliğini ortaya koyan, aydınlatıcı bir konuşma yaptı. Ayaklanmanın, ulus varlığına ve onun devlet örgütüne yönelen bir hareket olduğunu, bu nedenle “milletin elinden tutulması gerektiği”ni söyledi ve konuşmasını şu ünlü sözüyle bitirdi: “Devrimi başlatan tamamlayacaktır”.29
İsmet Paşa Hükümeti, ilk iş olarak, daha önce çıkarılmış olan Hıyaneti Vataniye Kanunu’na bir madde ekleyerek, vatan hainliği kavramını genişletti. Meclis, bu tasarıyı 25 Şubat 1925’te yasalaştırdı. Bir hafta sonra 4 Mart 1925’te Takriri Sükûn Kanunu çıkarıldı. Üç gün sonra 7 Mart’ta, biri Doğu illerinde öbürü Ankara’da görev yapacak iki İstiklal Mahkemesi kuruldu. Hemen ardından kısmî seferberlik ilan edildi.

Takrir-i Sukun ve İstiklal Mahkemeleri

Meclis, Takrir-i Sukûn Kanunu’nu, 22 red oyuna karşılık 122 oyla kabul etti. Üç gün sonra İstiklal Mahkemelerinin savcı ve yargıçlarını seçti.30 Türkiye, yeni bir döneme giriyordu. İki yıllık geçici bir süre için (bir kez uzatılacaktır) çıkarılan Takrir-i Sukûn Kanunu, yeni devletin yerleşip güçlenmesi uğraşısına yaşamsal önemde katkı sağlayacak, Türk Devrimi’nin doğal akışını kolaylaştıracaktı. Cumhuriyet, demokrasi ya da insan hakları adına, kendi varlığına yönelen karşı devrime izin vermeyecekti.
Vatana İhanet kavramını genişleten yasa değişikliği, “dinin ve dinin kutsal saydığı kavramların siyasi amaçla kullanılması” suçunun açık tanımını yaparak yasakladı. Bundan böyle, “dinin siyasi çıkar için kullanılması” amacıyla; örgüt kurulması, kurulmuş olanlara üye olunması ve halk içinde çalışma yapılması, yönetim biçimini ve devlet güvenliğini tehlikeye atan bir eylem sayılacak ve vatana ihanetle suçlanacaktı.31

Köklü Çözüm

Mustafa Kemal, Türkiye’nin gelişmesi önünde engel oluşturan sorunları, Şeyh Sait ayaklanmasından başlayarak kökünden çözmeye karar vermişti. Meclis’in, Takrir-i Sükûn Kanunu’yla yürütmeye verdiği yüksek yetki, asal olarak Şeyh Sait Ayaklanması’nın bastırılması için verilmişti. Ancak, bu yetki aynı zamanda, ülkenin gelişimi yönünde, önemli bir yaptırım gücü yaratmıştı.
Bu gücün kullanımı, Şeyh Sait Ayaklanması’nın bastırılmasıyla sınırlı tutulmayacak, ayaklanmaya kaynaklık eden geriliğin köküne inilecek, ülke bunlardan tümüyle kurtarılacaktı; sonuç değil, nedenler üzerinde durulacaktı.

Ayaklanma Bastırılıyor

Mustafa Kemal, ayaklanma konusunda Genel Kurmay’da yapılan toplantılara katıldı; hazırlıklardan sürekli bilgi aldı, görüş ve önerilerini iletti. Belirlenen plana göre, ayaklanmacılar dokuz tümenlik bir orduyla kuşatılacak, harekata hava gücü de katılacaktı. Ancak, bu iş zaman alacaktı çünkü bölgede araç kullanımına elverişli yol yoktu ve gidilecek hemen her yer sarp kayalıklarla doluydu.
Kış olduğu için, geçitler kar yığınlarıyla kapanıyor, takviye birlikleri cepheye varana dek yüzlerce kilometre yürümek zorunda kalıyordu. Bağdat demiryolunun Güneydoğu bölümüne ait işletme hakkını elinde bulunduran Fransızlar, Türklerin demiryolundan yararlanmasına, “askeri birliklerin İngilizlere karşı kullanılmaması koşuluyla”32 izin vermişti.
1925 Mart sonunda askeri hazırlık tamamlanmış, bütün ayaklanma bölgesi çember içine alınmıştı. Olanakların sınırlılığına karşın hızlı davranılmış; bir ay içinde İran, Suriye ve Kuzey Irak’a giden tüm kaçış yolları kesilmişti. Nisan ortasında, Şeyh Sait ve yanındakiler kuşatıldı. Durumu umutsuz gören Şeyh Sait, yenilgiyi kabul ederek kendi isteğiyle teslim oldu. Üzerinde “çeşitli belgeler” ve yetkilileri şaşırtacak kadar çok altın çıktı.33
Doğu İstiklâl Mahkemesi’ne, ayaklanmayla ilgili olarak 389 sanık getirildi. Savcı, iddianamesinde; yönetici konumda olan sanıkların, “din perdesi altında, dinle ilgisi olmayan” eylemleriyle, “vatana ihanet” suçunu işlediklerini, bu nedenle ölüm cezasıyla cezalandırılmaları gerektiğini belirtti.
Kırk sekiz kişi, “idama mahkum oldu”; bir bölüm sanık hapis cezasına çarptırıldı, bir bölümü suçsuz bulundu. Kimi aşiret reisleri ve ağalar, Batı bölgelerinde oturmaya zorunlu kılındı; Doğu’da, kimi bölgelere göçmen yerleştirildi.34

DİPNOTLAR

1      “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.B., 1995, sf.67-68
2      a.g.e. sf.68
3      Dersimî, sf.155; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması”, sf.69
4      “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.465
5      “TekAdam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.220
6       a.g.e sf.220
7       “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.465
8       “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.465
9       “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.467
10    “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.Bas., 1995, sf.71-72
11    “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.220
12    “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.468
13    a.g.e. sf.467
14    Örgeevren, Dünya, 4-5 Haziran 1957; ak. Uğur Mumcu a.g.e. sf.116
15    Dünya, 05.06.1957; ak. Uğur Mumcu, a.g.e. sf.117
16  “Sivas Kongresi Tutanakları” Uluğ İğdemir, TTK, Ank.-1969 sf.78; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” 19.Basım, sf.21
17    “Eskişehir İzmir Konuşmaları” Kaynak Yay., İst.-1993, sf.95
18  “Şeyh Sait İsyanı” Martin Van Bruinessen, Özgür Gelecek, Şubat 1969, sf.28-29; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” 19.Baskı, sf.56
19   “İngiliz Belgelerinde Türkiye” Erol Ulubelen, Çağdaş Yay., 1982, sf.195; ak. U.Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19. Bas., 1995, sf.24
20    “Sevr Anlaşmasına Doğru” Osman Olcay, SBF Yay., Ank.-1981, sf.121; ak. U.Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Bas. 1995, sf.28
21    “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.Bas., İst.-1995, sf.51
22     “Mustafa Kemal” Benoit Méchin, Bilgi Yay., Ank.-1997, sf.268
23    “Fransız Dışişleri Bakanlığı Gizli Belgeleri”, E-Levant (1918-1929) Kürdistan Caucase Servisi, Vol.101, sf.25; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.168
24    “Fransız Dışişleri Bakanlığı Gizli Belgeleri”, E-Levant (1918-1929) Kürdistan Caucase Servisi, Vol.101, sf.25; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.97
25  “Osmanoğullarının Son Padişahı Vahdettin Gurbet Cehenneminde” Mümtaz Tarık Göztepe, Sebil Yay., sf.158; sk. U.Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.59
26    “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İst-1996, sf.191
27    “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.Bas. İst.-1995, sf.24
28    “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.467
29    “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.219
30    “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri IV” Kaynak Yay. 3.Bas., 2001, sf.193
31    “İkinci Adam” Ş.S.Aydemir, Remzi Kit. 6.Baskı, İst. 1984, sf.301
32    “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.469
33    “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.226
34     a.g.e. Sf. 227







6 yorum:

  1. Bugün hıyaneti vataniye gibi bir kanun yürürlükte olsaydı,ceza evleri dolup taşardı!!!

    YanıtlaSil
  2. Terrakki Perver Cum.Fir.bu ayaklanmada etkisi nedir Metin hocam?

    YanıtlaSil
  3. Ayaklanma karşı alınan önlelere karşı çıktılar. Takriri Sükun yasasının çıkarılmasını ve İstiklal Mahkemelerinin işletilmesini kabul etmediler Sevgili Adsız.

    YanıtlaSil
  4. Uğur Mumcu üstü kapalı olarak belirtiyor. Ayaklanmadan haberi olduğu halde önlem alınmadığı için İsmet Paşa başbakan olarak görevlendirilir. Terakkiperver C. F. Bakanlarından bazıları istifa etmiş olay öncesinde. Bunun üzerine kesin delil olmamakla birlikte kendini fes etmiş.

    YanıtlaSil
  5. Böyle asılsız, konunun ehli olabilecek muteber bir tane kaynak gösterilemeden yazılan bir yazıyla bilimsel tartışmamı oluşturacaksınız, kusura bakmayın ama çok komiksiniz.
    “ellerinde yeşil sancak, göğüslerinin üzerinde Kur’an-ı Kerim; bankaları, evleri, dükkanları basıp soyarak” ilerlediler diyen cahil acaba o döneme ait resimleri ne kadar inceledi, bankayı bırak para görebilecek mi hayali de olsa geçtikleri varsayılan güzergah üzerinde.
    "Hınıs’lı aşiret reisi Nakşibendi Şeyh Sait" bunu yazan cahil cühela birinden dinlemiş yazmış ama en azından yayınlayan bari dikkat etseydi biraz. Aşiret, reis, şeyh kelimelerini bir arada hangi kaynakta görmüştür. Vaktim olsa yazacak sayfalarca şey var ama neyse...

    YanıtlaSil