16 Nisan 2017 Pazar

“BOZKIRDAN DOĞAN UYGARLIK”: KÖY ENSTİTÜLERİ


Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940’ta kuruldu. Değişik ülkelerin eğitim sistemleri içinde, Köy Enstitüleri kadar üzerinde çalışma ve tartışma yapılan bir başka eğitim kurumu çok azdır. Bu okullar, ulusal ya da uluslararası araştırmalara konu oldular; dünya eğitbilim ansiklopedilerine girdiler, dünyanın birçok ülkesinde örnek alındılar. Kapatılmalarının üzerinden 63 yıl geçti ama Köy Enstitüleri hâlâ tartışılıyor. Acı ve hüzün veren bir özlem, direnme yaratan bir umutla anılıyor. Bunun nedeni nedir? Nasıl ve ne amaçla kuruldular? Neden kapatıldılar? Günümüz eğitiminde yerleri olabilir mi?


Aydın Sorumluluğu

Türkiye, eğitimsizliğin ya da yoz bir eğitim düzeninin yarattığı sorunlar nedeniyle bir uçuruma doğru hızla sürüklenmektedir. Eğitim bozulup ülke karanlığa doğru gittikçe, Köy Enstitüleri’nin değeri daha çok anlaşılıyor, aydın çevrelerde ona duyulan özlem giderek artıyor.
Köy Enstitüleri haklarında pek çok kitap, yazı, makale yazıldı. Açıkoturumlar, paneller yapıldı, belgeselle hazırlandı. Bu okullarda yetişen ya da görev yapan pek çok insan anılarını yayınladı, uzun ve yapıcı söyleşiler düzenledi. Gerçekleştirilen bunca etkinliğe karşın, Köy Enstitüsü olgusunun Türkiye’de yeterince, tartışılıp, yararlanılabilir sonuçlar çıkarıldığı söylenemez. Köy Enstitüleri bugün her zamankinden daha çok tartışılmalıdır. Bu, Türkiye’nin için bir gereksinimdir. Bunları inceleyip tartışmak bizlere, eğitim konusunda içine düştüğümüz açmazdan kurtulmanın yollarını gösterecektir. Köy Enstitüleri uygulaması, Türkiye’nin gerçek zenginliğidir; bu zenginlikten yararlanmak zorundayız.
Köy Enstitüleri, Osmanlı’nın son döneminden başlayarak; Kurtuluş Savaşı’nı, Türk Devrimi’ni ve Anadolu aydınlanmasını içine alan bir çerçeve içinde ele alınmalıdır. Türkiye’nin o dönemdeki toplumsal yapısı, sınıfsal dengeler ve bu dengelerin yön verdiği politik çelişkiler; dünyadaki gelişmelerle ilişkilendirerek incelenmelidir. Enstitüler, kapsamı oldukça genişleyen bu çalışma sonunda daha anlamlı bir biçim alacak ve gerçek değeri etkileyici bir biçimde ortaya çıkacaktır.

Halk Destanı

Köy Enstitülerinin destansı bir öyküsü vardır. Burada yetişen öğretmenler, edindikleri bilgi ve bilinçle, sınırsız yurt sevgisi ve yüksek bir inanç sağlamlığına ulaşmışlardı. Bu duygusal bağ gözardı edilirse Köy Enstitüleri kavranamaz. Köy Enstitü hareketinde yer alan herkes; Anadolu insanına özgü paylaşımcılığa, güçlü dayanışma duygusuna ve zorluklara karşı direnme gücüne sahipti. Bu özellik; müdüründen aşçısına, öğrencisinden genel müdürüne dek görev alanların tümü için geçerlidir. Türklere has bu özellikler, Anadolu’da yoğrulan uygarlık birikimiyle birleşince; yeniliğe, öğrenmeye ve gelişmeye olağanüstü istekli bir halk kitlesi oluşturmuştu. Köy Enstitülüler bu halkın çocuklarıydı.
Cumhuriyetin son altmış yılında, eğitimin milliliği ortadan kalktı ve çok başlı öğretim eğitimimize egemen oldu. Bu olumsuzluk, Köy Enstitüleri deneyiminden günümüz eğitimi için ders çıkarmamızı zorunlu kılıyor. Bu deneyimden nasıl yararlanabileceğimize ve ne tür öneriler geliştireceğimize karar vermeliyiz.
Sel gitmiş kum kalmıştır ama Köy Enstitüleri, yaşanmış bir gerçek. Türkiye’ye ve dünyaya kendini göstermiş bir gerçek. Milli Eğitimimize damgasını vurdu ve kendinden sonra gelen iki yurtsever bir kuşak yetiştirdi. Bıraktığı kumun içinde, günümüzde yararlanılacak çok değerli altın ilkeler var.

Köy Devrimi

Enstitülerle, Atatürk Devrimi yani aydınlanma köylere kadar gidiyordu. Enstitüler kadar hiçbir kurum; bu kadar ulusal, bu kadar yerli, bu kadar devrimci olamazdı. Mustafa Kemal Atatürk’ün devrim düşünceleri, ilk kez burada bu kadar geniş ve bu kadar anlamlı biçimde yeşerdi. Devrim kendi okullarını, kendi kurumlarını bulmuştu. Devrim’in halka ulaşmasına kıl payı kalmıştı.
İlk bakışta bir eğitim eylemi gibi görülen Köy Enstitüleri; gerçekte, köylünün bilinçlendirilerek devlet yönetimine sesini duyurmasını ve ekonomik olarak güçlenmesini amaçlayan bir eylemdi. Köy Enstitüleri’nin tek amacı, bildiğimiz anlamda öğretim değildi. Asıl amaç köylüyü bilinçlendirerek feodal yapıyı tümüyle tarihe gömmek, ekonomik kalkınma için gerekli eğitimi vermek ve toprak reformuna geçişi sağlamaktı.
Köy Enstitüleri bir başka başkaldırının habercisiydi. Ortaçağ karanlığının, gericiliğin, çıkarcılığın, kişiye bağımlılığın batağında boğulan; ezilen, horlanan ve sömürülen köylümüzün ilk kez ileriye doğru attığı bir adımdı. Anadolu halkı, üreterek özgürleşmenin şafağını yakalıyor, aydınlığın yollarını açıyordu. Köylerin yakınında “karargâh” kuran eğitim, Türkiye’nin cahilliğe, geriliğe karşı başlattığı bir “kurtuluş” mücadelesi veriyordu. Kendi gücünü, olanaklarını, kendi insan kaynağını kullanarak, verimsiz topraklarını bayındırlaştırıyor, oraya uygarlığın bayrağını dikiyordu. Kuva-yi Milliye, Enstitülerde yeniden canlanmış, kazmadan küreğe, motora, makineye, kitaba, kaleme sarılarak, Anadolu toprağının bereketini emen “cahillik” adlı düşmana, dört bir yandan saldırıyordu.

Büyük Hedef

Köy Enstitülerinin amacı, okur yazarlığı yaygınlaştırmak, tüm köyleri okula kavuşturmak, yeni tip öğretmen yetiştirmek gibi kısıtlı ereklerle açıklanamaz. Enstitülerin amaçları kimilerinin sandığı gibi kapalı köy ekonomisini sürdürmek hiç değildi. Tarihsel koşulların sağladığı olanaklardan yararlanarak; eğitimi, üretici halkı bilinçlendirerek sömürü düzeninin zorlayıcı, değişmeyi hızlandırıcı bir özgürleşme eylemine dönüştürmekti.
“İnsan olmak, millet olmak davası”nı çözmek isteyen egemen erk ile 20.yüzyılın en büyük eğitim uygulayıcısı kabul edilen İ.Hakkı Tonguç’un yaratıcılığının buluşması Türk köylüsünün yazgısında önemli bir düğüm noktası olmuştur. 1935’li yıllarda ülke nüfusunun % 80’ini oluşturan Türk köylüsünü ortaçağ karanlığından çıkaracak ve Türk Devrimi’ni Anadolu’nun en uzak köşesine dek götürecek olan aydınlanma ve özgürlük kurumlarıydı Köy Enstitüleri.
21 Köy Enstitüsü kırk bin köyün çekirdeğiydi. Elektriksiz köy, susuz kır, işlenmemiş kafa kalmayacak ve Atatürk’ün özlemi olan çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış olacaktık. Marşlarında “Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz/ Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz” diye haykıran bu Anadolu çocuklarına; kendilerini bu yurdun öz sahibi sanan egemenlerin diş bilemesini doğal karşılamak gerek.

Uygarlık Kalıtı

Köy Enstitüleri neden önemli? Yıllar sonra niçin yazılarla, konuşmalarla, toplantılarla anılıyor, anlatılıyor. Değişen dünyada, modern dünyanın koşullarında; Köy Enstitüleri gibi bir atılımı anmak neden? Bu sorunun yanıtını en özlü biçimde Uğur Mumcu vermiştir: “Kuva-yi Milliye ile birlikte iki büyük halk hareketinden biri haline gelen Köy Enstitüleri’ni savunmak, özgür ve demokrat bir yaşam arayışında olanların namus borcudur...”
Köy Enstitüleri’nde, yalnızca öğretmen değil, köye yararlı her tür meslekten eleman yetiştirilmesi planlanmıştı. Köy Enstitüleri, öğrencilerini okul yönetimine katarak, insan gelişimine özgürlük tanıyarak, tartışma ve eleştirme geleneği kurarak, tabana dayalı bir demokrasinin gerçek örneklerini vermişlerdir. Köy Enstitüleri, ulusal bağımsızlık ilkesinin ayrılmaz bir parçası olan eğitimde ve kültürde, bağımsızlığın gerçek örnekleri oldular ve bir yıldız gibi parladılar.




Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

3 yorum:

Gerçek . dedi ki...

Hocam bu köy ensütülerini kapatmalarına, niye müsade ettiler merak ediyorum..birde kapanmasına o dönem İnönü niye engel olmadı, böyle düşününce ya bu adam, hainmiydi yoksa vatansevermi, karar veremiyor insan, haa diğer taraftanda ülkeyi savaşa sokmamak için mücadele etmiş ve başarmış, bilemiyorum ama insan tereddütte kalıyor, sizin bir görüşünüz veya araştırmanız varmı paylaşırmısınız.

Gerçek . dedi ki...

Refarandum sonucu içinde,bana göre bizim gibi düşünenler,in örgütsüz hareket etmesinden kazanamadık. Mesela kendi aramızda (NEDEN) bizim gibi düşünmeyenleri etkiliyemiyoruz diye bir soru soralım..herkes bişey söylesin. (NEDEN) görsel medyayı iyi kullanamıyoruz..(NEDEN) etkileme sanatı sıtratejimizi değiştiremiyoruz..(NEDEN) eğitim seviyesi düşük insanları etkiliyemiyoruz . (NEDEN) aramızda bir bağış fonu oluşturmuyoruz.. Bence herkes kendince bir neden sorusu sormalı ve bu sorular sağlıklı bir analizden geçirilip, bir belki, birkaç sıtrateji geliştirilmeli..saygılar hocam.herkese selam.

Serdar Varol dedi ki...

Ben eski bir köy enstitüsü olan Akpınar mezunuyum. Babam, dayılarım, teyzelerim .... hep bu okuldan mezun. Dedem bu okulları okurken inşa eden nesilden. Ben okurken de köy ensitüsü halinin imkanları henüz yok olmamıştı.(Müzik Salonu, Resim Salonu, İş Bilgisi Salonu, Spor Salonu, Tiyatro Salonu, Enstrümanlar, Yemekhane, Yatakhane, Lokal, Kantin, Berber, Çamlıklar, Yüzme Havuzu, Süs Havuzu ....)Eskiden yani daha cahilken Köy Enstitülerinin mükemmel proje olduğunu düşünürdüm. Şimdi daha bilgiliyim. Fikirlerim daha isabetli. Artık iyi bir proje olduğunu düşünmüyorum. Neden ?

Köy enstitüleri köye gönderilecek öğretmenlerin, aynı zamanda bir doktor, ziraatçi, veteriner .... gibi olmasını amaç edinmiş bir sistem. Böylece köyü kalkındırmak, köylüyü uygarlaştırmayı düşünülüyor.

Ortalama şöyle hesap edelim. Ülkenin 50 tane ili var. Her ilde ortalama 10 ilçe var. Her ilçede ortalama 50 köy var. Her köye bir öğretmen yollasan ilçe başına 50 öğretmen yapar. Ama 1 öğretmen yetmez. Öğrenci sayısı az ama farklı sınıflardan. Onun için genelde 2-3 öğretmen ve birleştirilmiş sınıflar olur. Birleştirilmiş sınıflarda da eğitim iyi olmaz. (Olmuyor babam yıllar boyu köy öğretmeniydi, ordan biliyorum.) Her köye 5 öğretmen atasan bile herşey öğretmen ile olmaz. Yaşadığı çevrede önemli. Sonra her öğretmen köye yerleşmez. Ailesi, çocukları var. Bu sefer her gün git gel. Bu sefer karı var kışı var. Hadi ilkokul bitti. Köy çocuklarına kasabalardan birer ucube daire tutulur. 2-3 çocuk orda kalır. Köylünün işi bölünür. Birileri sürekli gidip bakmak durumunda. Mali külfette cabası. Sonuç okuyacak çocuklar sersefil. Sonuç olarak köy çocukları iyi bir eğitim alamazlar. 50 köye 50 okul yapacaksın mali külfet. Okul yapmakla bitmez. Her sene tamiratı var.
Öğretmen işini iyi yaptımı, 50 farklı yeri kontrol edeceksin.

Oysa 50 köylük bir kasabada köyler için 150 öğretmen gerekirken, eğitimin kralı kasabada açılacak bir yatılı okuldaki 20-30 öğretmen ve taşımalı sistem yapılır. Kasaba çocukları ile karışık (onlar gündüzlü). Daha sonradan oluşacak köylüyü hakir görmeler (Kasaba da büyüdüm. Oluyor. Yapıyorlar.) en baştan kalkar. Okul yatılı olduğu için eğitim saati ve günü uzatılabilir. Köyün işlerine göre yıllık takvim belirlenebilir. Çocuk okutacak her köylünün maddi külfete girmez. (Yatakhanede limitli ebeveynler için misafir bölümüde olabilir). Çocuklar her şeyi görebilecekleri bir çevrede yetişir. Her şeyi ucundan bilen tek köy öğretmeni yerine, her şeyi uzmanlık düzeyinde bilen farklı öğretmenlerden öğrenebilirler. (Müzik, beden ...) Bir eğitim yılında toplam 2-3 kere köye gidileceği için gidiş-geliş problem olmaz. Çocuklar toplu getirilip götürülür. Tek okul mali külfetten kurtulursun. Kaymakamın, milli eğitim müdürünün elinin altında. Her daim kontrol edilir.

Köy ğretmenleriyle yapılan kamu hizmetimi. Onu her kasabadaki 3-5 veteriner, 3-5 ziraatçi, 3-5 ebe .... istahdamı ile zaten yapabiliyorsun. Her şeyi yarım yamalak bilen köy öğretmeni yerine işinin uzmanı insanlarla 100 kat daha iyi yürür. Onca köy öğretmeni yetiştireceğine, bir kısmını bu alanlara kaydırırsın başta.

Sonuç. Köy enstitüleri bence iyi düşünülmüş bir sistem değil. Atatürk'ün tabiriyle Komunizm denen safsatadan fazlasıyla etkilenmiş yaratanlar. Bölgesel yatılı okulları çok daha akılcı bir sistem.

Yorum Gönder