14 Nisan 2017 Cuma

TÜRK TİPİ YÖNETİM



Özgürlüğe yönelik adalet duygusunun, topluma egemen kılınarak devlet politikası haline getirilmesi, Türk yönetim biçiminin temel özelliğidir. Bu İslamiyetten önce de böyleydi, sonra da böyledir. Türkler, devleti başından beri, içe dönük baskı aracı olarak değil; toplumun tümünü temsil eden ve dışa karşı kullanılan bir güç haline getirdi. Bu tutum, onlara katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü yönetim biçimlerini kurma olanağını verdi. Devlet yönetiminde, kişi egemenliğine yönelmediler, temsili kurumlarına ve liyakata önem verdiler. Bölge ve boy temsilcilerinin katıldığı meclisler geliştirdiler. Kurdukları düzenler, her köken ve dinden geniş kitleleri kapsayan, onlara kendilerini geliştirme ve ifade etme olanağı veren katılımcı ve eşitlikçi bir içeriğe sahipti. İnsanlarına, tarihin her döneminde yaşanabilir demokratik bir ortam sunmayı başardılar.

Yönetim Biçimi

Türk toplumlarında, siyasi düzene yön veren yönetim yapılanması, dönemlere ve dönemlerin yarattığı koşullara uygun olarak, son derece değişik yöntem ve biçim içermiştir. Dünyanın çok geniş bölgelerinin ele geçirilmesi, çok sayıda uygarlıkla ilişki kurulması ve egemenlik alanlarında başlangıçta nüfus olarak azınlıkta kalınması; özü değişmemek koşuluyla değişik yönetim biçimlerinin yaratılmasını zorunlu kılıyordu.
Türkler, koşul ve olanakları, en ince ayrıntısına dek değerlendiriyor; yönetilecek insanların benimseyeceği, gerçeklerle uyumlu, hizmet üreten ve iyi işleyen, güçlü yönetim örgütleri kuruyordu. Bu girişim, salt askeri güç ve baskıyla gerçekleştirilebilecek bir iş değildi ve konuyla ilgili nitelikli bir birikimi, gelişkin bir kültürü gerekli kılıyordu. Türkler bu kültüre sahiptiler. Yönetim biçimi konusunda sıradışı bir yaratıcılık ve üretkenlik içinde oldular. İnsanların yaşam gereksinimlerine, gelişim isteklerine, temsil haklarına yanıt veren ve insanı temel alan yönetim yapıları geliştirdiler ve bu yapıları kuşaktan kuşağa ödünsüz biçimde korudular.

Köleciliği Yaşamamak

Türklerin, Batı toplumları gibi köleci düzeni yaşamaması ve katılımcı, eşitlikçi özgürlükçü yönetim biçimleri kurması; Batılılarca sınıfsızlığın ve mülkiyetsizliğin yarattığı gerilikte eşitlik olarak değerlendirildi. Oysa, Türkler’in toplum düzeni; köleci, feodal ve kapitalist toplum biçimlerini yaşamadığı için, Batı’da olduğu gibi doğaya ve insana yabancılaşmamıştı. Köleci düzen, şiddet ve gerilimi Batı toplumlarının içine kalıcı biçimde sokmuştu. Türkler, böyle bir dönem yaşamadığı için katılımcı düzenler kurabilmişti.
Bu gerçeği bilen Atatürk, “Türkler’in demokratik niteliklerden yoksun” olduğunu1 ileri süren görüşleri yadsımış ve “Türkler’in ruhen demokrat doğmuş bir millet olduğuna, hatta dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan milletler arasında ruhen demokrat olan tek millet olduğuna inanıyorum” demiştir.2
Batı’da, yönetilenler yöneten için, Türkler’de ise, yönetenler yönetilenler için vardı. Örneğin, Fransa Kralı 14.Louis (18.yüzyıl), “devlet benim. Uyruklarımın canı ve malı benimdir”3 derken; Orhun Yazıtları’nda Bilge Kağan (8.yüzyıl), “Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım”4 diyordu.
Milleti ve onu oluşturan halkı önde tutan yönetim anlayışı, hemen tüm yazılı belgelerde sürekli yinelenmiştir. Örneğin, Tanyukuk Yazıtları’nda konu duygulu bir biçimde ele alınmış ve şunlar söylenmişti: “Geceleri uyumadan, gündüzleri oturmadan, kızıl kanımı akıtarak (halka y.n.) hizmet ettim. Uzak yörelere devriyeler gönderdim. Yerli yerine keşif kuleleri kurdurttum... Tanrı esirgesin, Türk halkı içine zırhlı düşmanların akınına izin vermedim. Kazanmasaydım devlet de halk da olmayacaktı. Kazandığım için, devlet devlet oldu, halk halk oldu”.5

Adalet ve Eşitlikle Güçlü Olmak

Türkler’de yönetim gücünü elinde bulunduranlar, toplumun saygı gösterdiği bu gücü kullanırken; dikkatli davranırlar, adil olmağa çalışırlardı. Ancak, otorite yitimi doğurabilecek bir güçsüzlük içine düşmezlerdi. Yönetim gücünü bölmeden, paylaşımcılığın yol ve yöntemini bulur ve bu yöntemi, devlet işleyişine yerleştirirlerdi.
Varsılların ya da yönetim gücünü kullananların yaşam biçimi, toplumun ortalama değer ölçülerinden çok farklı olmazdı. En üstten başlayarak halka dek ulaşan ve yönetim işleyişinde katılımcılığı sağlayan kurumlar vardı. Bu kurumların en üstünde yer alan hakan’ın davranışları, giysileri, zevkleri sıradan insanlardan pek de ayrımlı değildi.
Örneğin, Roma İmparatorluğu’nu sarsan, onun yıkımına yol açan ve döneminin “dahi komutanı” olarak ünlenen Attila için, onu ziyaret eden Romalı General Priskus şunları söylemiştir: “Hunlar’ın Kralı, gücünün doruğundayken ve görkemli bir saraya sahipken bile, yalnızca tahta bir kupadan içki içer ve tahta kaplarda yemek yer, basit giysiler giyerdi. Öyle ki, halkın giydiklerinden tek farkı, giysilerinin daha temiz olmasıydı”.6

Türk Yönetim Biçimi, Töreler

Yönetim biçimine yön veren töre; toplumda kabul gören sosyal birikimler, gereksinimlere yanıt veren yeniliğe açık geleneklerdi. Halk toplantılarında kabul edilen yasaların genel toplamıydı. Türkler için önemi yaşamsaldı. “Ülke’den geçilir, töreden geçilmez” atasözü7, ona verilen önemi ve ülkenin ancak töreyle var olabileceğini gösteren bir özdeyiştir.
Töreyi güncelleştiren ve onun uygulama koşullarını belirleyen buyruklar, halkın katıldığı toplantılarda kabul edilirdi. Bu toplantılar halka, hem yönetime katılma, hem de onu denetleme hakkı sağlardı. Asker ya da sivil, her kesimde ve değişik nitelikte halk toplantıları yapılır, yaptırım gücü olan bu toplantılar kurumsallaşarak yönetim işleyişinin temelinde yer alırdı.8

Kurultaylar ve Katılımcılık

Devlet politikasını belirleyen önemli kararlar, silah taşımaya ya da savaşma yeteneğine sahip herkesin katıldığı kurultaylarda alınırdı. Kurultay toplantılarına, savaşlara katılma yeterliliğinde oldukları için kadınlar da katılıyordu.9
Üst yöneticilerin atamalarında, bilgi ve yeterliliğe özel önem verilirdi. Yönetimde sürekliliği sağlamaları için şadapitler, genellikle yönetim deneyimi olan ailelerden seçilirdi. Çocuklarını devlete yönetici yetiştirmek, kimi aileler için, kuşaktan kuşağa geçen bir gelenek olmuştu.
Yeterlilik (liyakat) ve deneyim, devlet örgütlerinde görev alabilmenin kesin koşuluydu. Yükselmek ve üst görevlere gelmek, ancak doğru ve dürüst çalışma, devlete ve halka hizmet etme konusunda gösterilen başarıya bağlıydı. Atamalarında kayırma ya da ayrıcalık söz konusu olamazdı.10

Meclisler

Türk toplumunun temelinde, iyi işleyen bir kamu düzeni ve köklü bir hukuk geleneği bulunuyordu. Dönemler arasında adları ve işleyiş biçimleri değişen, ancak sürekli yenilenerek gelişen meclisler, halkın tümünü (kara-budun) temsil eden ve yönetim sisteminin özünü oluşturan kurumlardır.
Halkın ve yönetenlerin karşılıklı görev ve sorumlulukları kurallaştırılarak, hukuksal bir düzene kavuşturulmuştu. Bu hukukun temelinde, egemenliği ulusun yetkisine veren bir anlayış vardı.11
Türk toplumlarında görülen meclisler, son derece özgündü. Ne On-Ok toplantılarına (forum), ne Göktürklerin meclislerine (toy), ne de bu meclislerin halktan gelen “temsilcilerine” (toygun), çağcılı olan hiçbir devlette rastlanmıyordu. Göktürk toyları, kağanın başkanlığında toplanıyor; o olmadığında, hanedan mensubu olmayan toy üyeleri (aygucu ve ügeler) başkanlık yapıyordu. Bu kişiler ayrıca, başbakan konumundaydılar. Toylar, Göktürk toplumunda o denli önemli yere sahiptiler ki, birçok kez kağanın seçilmesi ya da düşürülmesine karar vermişlerdi.12

Kaan Yetkesi

Devletin (ilin) başındaki kağan, bir hükümdardan çok, yüksek bir görevliydi (işyardıydı). Devlet, Türkler için, “toplumda düzen ve güveni sağlayan; eşitliği ve hukuku geçerli kılan; dışa karşı bağımsızlığı koruyan, etkili ve güçlü, vazgeçilmez bir örgüttü”.13
Kağanlar, yetkileri töreyle belirlenen bir tür atanmış görevlilerdi. Halktan büyük saygı görürler ve yasaların (törenin) kendilerine verdiği yetkiyi, tüm budun bireylerinin içten desteğiyle özgürce kullanırlardı.
Kağanlar ülkeyi, yani töreye göre “ata yadigârı kutsal vatan topraklarını”, dışa karşı korumak; içerde, budun’un “gönenç ve güvenliğini” sağlamak zorundaydılar.

Yeterlilik

Türkler’de bir kağan ya da bey öldüğünde, oğlu “devlet ya da boy yönetiminde yeterli değilse” onun yerine geçemezdi. Kurultay, ya da toy toplanır, yeni bir önder seçerdi. Önder olmak için, siyasi etkinlik yeterli olmazdı. Askeri yetkinlik de çok önemliydi ve bu olmazsa olmaz bir koşuldu. “Yalnızca, kılıç tutabilen el hükümdar asası tutabilir” sözü eski bir Türk özdeyişiydi.14
Toylar, kağanı meşrulaştırdığı gibi, gerekçe göstermek koşuluyla, görevden alabiliyordu.15
Kötü yöneterek halka sert davranan ve devletin geleceğini tehlikeye sokan kağanlara karşı, toylar önlem almazsa, halk bizzat devreye girer ve yönetimi değiştirmek için eyleme geçerdi. Atasözü haline gelen “il mi yaman, bey mi yaman” özdeyişi, egemenliğin hakanda olmayıp, ilde yani halkta olduğunu gösteren bir tümcedir.16
Ön Moğol tarihinde, Cengiz Han’ın içinden çıktığı kabul edilen Borcigin boyunun atası Bodoncar, Türklerin eşitçi yaşamını öne çıkararak; “büyüğü küçüğü yok, iyisi kötüsü de yok. Baş olan da, ayak olan da yok, hepsi eşit”  biçiminde tanımlamıştı.17

DİPNOTLAR

1        “Atatürk ve Devrim” Ord.Prof. E.Z.Karal, Zir.Ban.Kül.Yay., Ank.–1980, sf.111
2        a.g.e. sf.112
3        “Türkler’in Tarihi” D.Avcıoğlu, Tekin Yay., 1995, 3.Cilt, sf.1287
4        “Bilge Kağan Yazıtı” Doğu Cephesi 27–30, ak. Prof.Ahmet Taşağıl, Bilim ve Ütopya Dergisi, Şubat 2003, Sayı 104, sf.22
5        “Orhon Yazıtları–Kul Tigin, Bilge Kağan, Tanyukuk” Talat Tekin, Simurg İst.–1995, sf.93
6        “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Bas. 1996, sf.347
7        “Türkçülüğün Esasları” Ziya Gökalp, Kum Saati Yay., 2001, sf.169
8        “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Bas. 1996, sf.348
9        a.g.e. sf.348
10     “Türkler’n KültürKökenleri” Ergun Candar, Sınırötesi Yay., 2002, sf.348
11     “Ön Türk Tarihi” Haluk Tarcan, Kaynak Yay., 1998, sf.237
12     “Göktürler’de İdari ve Sosyal Yapı” Prof.Dr. Ahmet Taşoğıl Bil.ve Ütop.Der., Şubat-2003, Sayı 104, sf.23
13     “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Bas. 1996, sf.347
14     “Tarih II–Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri” Kaynak Yay., 3.Bas. 2001, sf.303
15     Çin Kaynakları SS 84, sf.1865; PS 87, sf.3290; TCTC 175 sf.5449, ak. Prof Dr.Ahmet Taşağıl a.g.d. sf.22
16     “Türkçülüğün Esasları” Z.Gökalp, Kum Saati Yay., 2001, sf.169
17     “Moğolların İçtimai Teşkilatı” B.Y.Viladimirtsov, sf.103-104; ak. Doğan Avcıoğlu “Türklerin Tarihi” Tekin Yay., 1.Cilt, 1995 İst., sf.248


Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

0 yorum:

Yorum Gönder