Seçimler ve meclislerle halkın
kendisini yönetecek kişileri belirlemesine, bugün demokrasi deniyor. “Oy” ve “sandık” kutsanıyor ve yönetimin bu biçimde oluşturulması çağdaşlık
sayılıyor. Doğru gibi görünse de biraz düşünüp yaşananlara bakınca, bunda
bir çarpıklık olduğu görülüyor. Türkiye’de; Meclis’in oluşumu, seçim yasaları,
barajlar, dağıtılan paketler, din ticareti, para ve medya kullanımına bakınca;
oluşturulan siyasi düzenin, seçilecekleri değil seçilemeyecekleri belirleyen
bir kurmaca olduğu ortaya çıkıyor. Bu denli ilkel olmasa da “demokrasinin” çıkış yeri Batı'da da
durum farklı değil. Yönetimi orada da, halk değil egemenler belirliyor... Bu
neden böyle? Meclisler ve seçimler nasıl oluştu? Hangi gereksinimin ürünleridir?
Bu sorulara yanıt verilmesi gerekir. Bu yapıldığında şu sonuçla karşılaşılacaktır: Batı'da, bir takım “erdemli” insanlar ortaya çıkıp, halk yönetimini kendi belirlesin,
eşitlik ve özgürlük gerçekleşsin diye demokratik bir düzen kurmamıştır. “Demokrasi” denilen işleyiş; çıkarlar,
kanlı hesaplaşmalar ve çatışmalarla dolu bir sürecin sonucudur. İktidar
kavgalarının ürünüdür. Siyasi sonuçları, bizim için düşüncelerde kalan ancak
Batı için yaşamın içinden çıkan ve ekonomik dayanakları olan bu süreç, sınıflar
ve inançlar çatışmasıdır.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve siyasi tartışmanın yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. Kendiliğinden gelişen kitlesel eylemlerin ve siyasi tartışmaların niteliğini yükseltmek amacıyla bu bloğu oluşturduk. Hiçbir parti, grup ve toplulukla bağımız yoktur. Yazar Metin Aydoğan'ın yazılarını yayınlayacağız. Düşünsel yaşamımıza katkı koyacağına inandığımız yazıların, bilimsel tartışmalara yol açmasını diliyoruz.
Parlamento etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Parlamento etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Şubat 2014 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
