Dünya
serbest ticaretinin kurucu ve koruyucusu olan ABD, artık bir azgelişmiş ülke
ürünü olan tekstil ürünlerine sürekli olarak kota koyup, anti-damping vergileri
getirmekte ve bu ülke mallarının ABD’ye girmesini önlemektedir. AB, 1999
yılında Türk demir-çeliğine anti-damping soruşturması başlattı. Oysa
soruşturmayı gerektirecek herhangi bir tecimsel sorun yoktu. AB Komisyonu,
Birliğin kurulmasında önemli yeri olan Avrupa
Demir-Çelik Birliği’nin yakınmasının “haklı
olduğu sonucuna vararak” soruşturma başlattı. Soruşturmanın gerçek nedeni,
Türkiye’nin Avrupa ülkelerine yaptığı filmaşin dışsatımını 1996-1999 arasında
yüzde 529 arttırarak 24 741 tona çıkarmayı başarmış olmasıydı.
Gelişmiş Ülkeler Anlaşmalara
Uymazlar
Ulusal
bağımsızlığı, güncelliğini yitirmiş tarihsel bir kavram olarak ele alma
eğilimi, artık eğilim olmaktan çıkmış, yaygın ve kalıcı politik tutum durumuna
gelmiştir. Yazılı ve Görsel basın, ‘düşünce’
pazarlayan akademisyenler, görevli köşe yazarları, profesyonel ekonomistler ve
güdümlü hükümet sözcüleri; bu politikanın bütünleştirici öğeleridir.
Serbest
piyasa ekonomisi ve küresel tecimin (ticaretin) erdemleri, o denli yoğunlukla
yinelenir ki, beyin yıkamaya dönüşen bu tutum, toplumun hemen her kesiminde
kalıcı bozulmalar yaratır. Oluşturulan tinbilimsel (psikolojik) ortam, sosyal
devlet ve ulus devlet kavramlarını, ulusal bağımsızlık istemini neredeyse
yasası olmayan bir suç durumuna getirmiştir.
Ulusçu
eğilim, görüş ve eylemler; iletişim alanında tekelleşmiş medyada, ya hiç yer
almaz ya da çarpıtılarak verilir. Ulusçu kadrolar, devlet görevlerinde
yükselemez. Aydınların ulusal bağımsızlığa ve ekonomik gerçeklere yönelik,
görüş, araştırma ve önerileri, halkın bilgi ve değerlendirmesine ulaştırılamaz.
Yoksulluk ve eğitimsizlik içine düşürülmüş geniş kitleler, çok değişik
yöntemlerle bu tür konulardan uzak tutulur.
Eşitsizliğin ‘Eşitliği’
Oluşturulan
siyasal ortam nedeniyle yetki ve olanakları sınırlanmış hükümet görevlileri,
isteseler de istemeseler de uluslararası anlaşmalarla kendilerine dayatılmış
olan küresel politikaya tam olarak uyar. Ulusal bağımsızlık kavramı yerini,
karşılıklı bağımlılık gibi gerçekle ilgisi olmayan garip söylemlere bırakır ve
bu eşitsiz ‘eşitlik’, yoksulu daha
yoksul, varsılı daha varsıl yapar.
Uluslararası
anlaşmaların, ülkeler arasındaki gelişmişlik ayrımını gözetmeyen ve kağıt
üzerinde kalan eşitlik anlayışı, küresel tecimin karmaşık ilişkileri içinde
biçimselliğini de yitirir ve kaba bir eşitsizliğe dönüşür. Gelişmiş ülkelerin
uyguladığı gümrük dizgesi, korumacı yasalar, bildirmelik (tarife) dışı tecimsel
engeller ve kotalar bu tür eşitsizliğin uygulama araçlarıdır.
Amerikan Korumacılığı
Amerikalı
ekonomist Harry Magdof “The Age of Imperialism” adlı kitabında
şöyle diyor: “Amerikan endüstrisinin,
kotalarla ve özel anlaşmalarla enerjik bir biçimde korunması, ABD’nin
uluslararası ekonomik politikasının yaşamsal bir unsurudur”.1
ABD’nin
koruma altına aldığı yalnızca endüstriyel ürünler değildir. ABD’de üretilen tüm
tarım ürünleri koruma altındadır ve bu ürünlerin Amerika’ya gümrüksüz girişi
yasaktır. Muz, tütün, kakao, hurma, ahşap kütük, kalas gibi üretilmeyen ya da
yeteri kadar üretilmeyen ürünlerin ülkeye gümrüksüz girmesine izin
verilmektedir.
Uluslararası
anlaşmalara uyum için getirilen bu zoraki izin de, dışsatımcı ülkeye konulan
küçük bir koşulla ortadan kaldırılabilir. Şöyle ki; muz, ABD’ye gönderilmeden
önce herhangi bir biçimde satışa hazır duruma getirilmişse ya da depolanmışsa,
gümrük vergisine tabi ürün sayılmaktadır.
Kıyılmış,
bölümlenmiş (tasnif edilmiş) ya da toz haline getirilmiş tütün; yağı çıkarılmış
şekerlenmiş kakao; on paunddan küçük paketlenmiş, çekirdekleri çıkarılmış,
depolanmış hurma; külçe haline getirilmiş demir cevheri, kereste durumuna
getirilmiş tomruk vb. gümrük vergisine tabi ürün sayılmaktadır. İşin ilginç
yanı, ABD dışalımcı firmaları, hep bu küçük ek hizmetleri içeren ürün
siparişleri vermektedir.
Kota ve Anti-Damping
Vergisi
Dünya
serbest ticaretinin kurucu ve koruyucusu olan bu ülke, artık bir azgelişmiş
ülke ürünü olan tekstil ürünlerine sürekli olarak kota koyup, anti-damping
vergileri getiriyor ve bu ülke mallarının ABD’ye girmesini önlüyor.
1986
yılında, ABD’ye dışsatımlanan Şili üzümlerinden iki salkımında içlerine iğneyle
sıkılmış siyanür bulundu. Kimin yaptığı ve kimin bildirdiği belli olmayan bu
olayda, ABD Şili’den üzüm dışalımını durdurdu ve Şili’li üzüm üreticileri 100
milyon dolar zarar etti.2
AB,
1999 yılında Türk demir-çeliğine anti-damping soruşturması başlattı. Oysa
soruşturmayı gerektirecek herhangi bir tecimsel sorun yoktu. AB Komisyonu,
Birliğin kurulmasında önemli yeri olan Avrupa
Demir-Çelik Birliği’nin yakınmasının “haklı
olduğu sonucuna vararak” soruşturma başlattı.
Gösterilen
gerekçe; Avrupa’ya dışsatımlanan filmaşinin (kangal demir) bağlantı
parçalarının düşük fiyatla satılıyor olmasıydı. Oysa soruşturmanın gerçek
nedeni, Türkiye’nin Avrupa ülkelerine yaptığı filmaşin dışsatımını 1996-1999
arasında yüzde 529 arttırarak 24 741 tona çıkarmayı başarmış olmasıydı.3
Ekonomik
Yarışçılar
ABD,
dünya serbest tecim işleyişini yalnızca gelişmekte olan ülkelere değil gelişmiş
ülkelere karşı da bozmaktadır. Güçlenen ve birçok alanda ABD’ni geçen ekonomik
yarışçılara karşı, uluslararası anlaşmalara ve tecimsel ilişkilere uygun
düşmeyen bir politika izlemektedir.
Washington,
yarışamadığı Japon arabalarını ABD pazarına daha az satması için Japonya
hükümeti üzerine 1980’ler boyunca baskı yaptı. Japonya’nın araba dışsatımını
gönüllü olarak 2,5 milyonla sınırlamasını istiyordu. Bu baskı, daha sonra yeni
sorunlar yaratacak bir anlaşmayla sonuçlandı.4
Siyasi
sürtüşmenin artması anlamına gelen tecimsel yarış, doğal olarak karşılıklı
gerilim kaynağıdır. Japonya ve Avrupa Birliği ABD’yi, Yeni Dünya Düzeni’nin tecimsel işleyişine sırt çevirmekle ve uluslararası
anlaşmaları çiğnemekle suçluyor. Siyasi çekinceler konusunda açık uyarılarda
bulunuyorlar. Aynı şeyi ABD Japonya’ya, Japonya Avrupa Birliğine karşı yapıyor.
Özgürlük
Toplumsal
özgürlüğün sınırını, ekonomik yaşamın gerçekleri belirler. En alt düzeyde bile
olsa kendisine yetemeyen bir toplumun, kalkınmaya yönelik karar süreçlerinde,
kendi önceliklerine yer vermesi artık olanaklı değildir. Kıran kırana süren
çetin bir tecimsel yarış ortamında, özgürlüğü elde etmenin tek yolu güçlü
olmaktır.
Bugün,
uluslararası ilişkilerde, özgürlüğün güven veren sonuçlarından yararlananlar,
doğal olarak, iyesi olduğu ekonomik ve siyasi güç nedeniyle dünya politikasına
yön veren gelişmiş ülkelerdir. Bunlar, sürdürmek zorunda oldukları dünya
düzeninde süredurumun (statükonun) korunması için, azgelişmiş ülkeleri denetim
altına alırlar ve onların bağımsız kalkınma isteklerini sürekli biçimde baskı
altında tutarlar.
Kredilerin
kesilmesi, engelleyim (ambargo) uygulamaları, ekonomik soyutlama, bağımlı
duruma gelmiş azgelişmiş bir ülke için, karşı konması güç küresel
yaptırımlardır. Bu tür ülkelerin uluslararası anlaşmalara tam olarak uymaları
bir zorunluluktur ya da bir başka deyişle bu anlaşmaların temel amacı bu
zorunluluğu yaratmaktır.
Silah Kullanma
Kimyasal
silah kullanmak, bugün, tüm dünyada yasaklanmıştır ve bu yasak uluslararası
anlaşmalarla tüm ülkeler tarafından kabul edilmiştir. ABD ve başka Batı
ülkeleri, kimyasal silah bulunduruyor gerekçesiyle Irak’ı bombaladı. Oysa,
kimyasal silahları Irak’a satan kendileriydi.
Em.
Tümgeneral Zekai Doğanay ve emekli
Tümgeneral Ali Fikret Atun, Irak’a silah satan ülkeler ve sattıkları silahlar
hakkında şu bilgileri veriyorlar: “ABD:
Biyolojik silah ve NBC harp teknolojisi,
Fransa; Nükleer Teknoloji, havadan atılan
füzeler, su üstü gemilere karşı kullanılan torpidolar, tanksavar güdümlü
mermiler, uçaksavar füzeleri, tanksavar güdümlü mermileri, savaş uçakları,
zırhlı muharebe araçları, Almanya; Nükleer Teknoloji, biyolojik ve kimyasal
harp teknolojisi, İngiltere; Yeraltı karargahları, uçaklar, tanklar ve personel
için yeraltı koruma sığınakları, İtalya; Biyolojik ve kimyasal harp
teknolojisi, gemiden gemiye atılan füzeler”.5
Nükleer
silah kullanılması yasaklanmış olmasına karşın, NATO Sırbistan’da uranyum
mermileri kullandı. Japon Mainichi
gazetesinde yayınlanan bir söyleşide, NATO sözcüsü Givseppe Marani; “1991’deki
Körfez Savaşından sonra ilk kez Sırp tanklarına karşı tüketilmiş uranyum
mermileri kullandık” dedi.6
Yeni Yüzyıl
Dünya
yeni yüzyıla, 20.yüzyıl başlarındaki koşulların hemen aynısıyla giriyor. Bir
yanda varsıl ve güçlü azınlık diğer yanda yoksul çoğunluk. Tarihin her
döneminde olduğu gibi bugün de tez karşı tezini yaratıyor ve uluslararası
anlaşmaların yarattığı sorunlara karşı tepkiler artıyor. Özellikle Çin’in uyguladığı
karma sistem gelişmiş ülkelerce kaygıyla izleniyor.
Küreselleşme
savunucusu Amerikalı ekonomist Prof.J.K.Galbraith
bu kaygıları şöyle dile getiriyor: “Sosyalist
ekonomik sistemin çökmesiyle dünya büyük ölçüde değişmiştir. Bir takım ülkeler
sosyalist uygulamadan vazgeçti ama son derece tehlikeli olan ve bugünlerde
büyük ekonomik politik başarı gibi görünen KARMA EKONOMİ yolunu tuttular”.7
1920’lerde Türk Devrimi ile başlayan ve gelişmiş ülkelerin tümünde resmi
politika durumuna gelen bu tür kaygılar, güncelliğinden hiçbir şey yitirmeden,
varlığını sürdürmektedir.
DİPNOTLAR
1 “Emperyalizm Çağı” Harry
Magdoff Odak Yay., 4, 1974, sf.28
2 “Küresel Düşler” Richard
J.Barnet - John Cavanagh Sabah Yay., sf.187
3 “AB’den
Türk Demir Çeliğine Anti-damping Soruşturması” Dünya 26.05.1999
4 “Soğuk Barış” Jeffry
E.Garten Sarmal Yay., sf.152
5 “Körfezdeki Silahlar
Batı’dan” Azer Bortaçina 18.02.1998 Milliyet
6 “NATO’dan Uranyum İtirafı”
22.04.1999 Cumhuriyet
7 Prof.J.K.Galbraith
Guardian 27.03.1991 ak. Hıdır Göktaş-Metin Gülbay “Soğuk Savaştan Sıcak
Barışa” Alan Yayıncılık, 1994, sf.42
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder